AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm
Astrid Arceron
Darence Elias
Cecil Arwen Dorofee
Foren Alator
Nadia Beauvoir
Harley McMannon
Rosalindie Meinhard
Rosalindie Meinhard
Aurora Clothilde
Savannah Claire Madden


Paylaş | 
 

 Saklı Gerçek

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Freya Artemis Neithan

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Kim bilebilir ki?
Rp Sevgilisi : James Lyer
Kan Durumu : Melez
Patronus : Eld Geyiği

MesajKonu: Saklı Gerçek   Çarş. Haz. 09, 2010 4:51 am

Şafak yavaş yavaş sökmekte.Durgun umutlarına yüz tutan bir nefretle yatağından fırlarken zehir zemberek düşünceleri aklını bulandırmıştı.Gördüklerinin sadece bir düş olduğundan emin değildi.Gerçekte var olmayan sahipsiz anılara kendini kaptırmıştı.Ağzında var olmayan bir tatla içtiği su yavaş yavaş vücudunda dolanırken hissettiği acı ruhunu esir almış.Bedenini çevreleyen yanlızlık ruhu ile alev alevdi.Patlamaya hazır bir volkan iken içtiği su hiçbir fayda etmiyordu aciz bedenine.Yatağından yavaşca kalktığında sersemlemiş vücüdu ayakta durmasını güçleştiriyordu.Yatağın başucuna hafifce dokundu destek alırcasına.Yavaş yavaş yürümeye çalıştı ayaklarını sürüdükçe tabanlarının acısı yüzüne yansıyordu.Lavoboya vardığında yüzüne çarptığı sular bedenini birazcık da olsun kendine getirmişti.Aynada baktığı yüz bir başkasının da adeta.Kendisini aradı ama bulamadı.Yabancı bir suret vardı karşısında.Çok eskilerden kalma masumiyetini aradı ama bulamadı.Gözleri kan çanağı olmuştu.Uykusuzluktan derbeder bir haldeydi.Uyumak istemiyordu uyursa gene o korku dolu kabuslarını görecekti.Üstüne taktığı birkaç uyduruk kıyafetle aynanın karşısına geçtiğinde her zamanki asaletine geri kazandı ve evden çıktı.

Hogwarts her zamankinden daha curcunalı bir dönem yaşıyordu.Maçlar her zamanki gibi heyecanlıydı ama Freya'nın umurunda olan bu değildi.Aradığını bulma yolunda ilerlerken daha doğru düzgün bir adım atamadığına yanıyordu.Geçmişinden kalma izler peşinden o kadar sürüklerken önüne çıkan engelleri aşmaya çabalarken doğan güneşin ondan yana olmamasından nefret ediyordu.İsyan bayrağını çekmeye hazırlandığı vakit düşlerine giren masum yüz herşeye tekrardan geri dönmesini sağlıyordu.O yüzü aramıyordu miras bıraktığı için peşindeydi aslında.Acının,nefretin,ızdırabın körükleyen ateşini yüreğine düşen koru kimse dindiremezdi.İntikam almaya yemin etmiş bir kalbi vardı.Ama neyden intikam alacaktı?Yaşadıklarının acısı için kime hesap soracaktı?Daha hiç tanımadığı varlığından bile tam olarak emin olamadığı bir çocuğa mı?Peki onun yaşadıkları ne olacaktı?Hiç bilmeden varlığından bile emin olmadığı bir anne ona ne kadar iyi gelebilir di ki?Acısı ile kıvrandığı zamanlarda bıraktığı izden başka bir şey yokken onu ellerinden alırken hiçbirşey hatırlamazken şimdi nasıl olacaktı da bulacaktı onu?Yardım eden kimse yokken tek başına bütün dünyayı gezecek hali yoktu.Ama hissediyordu yakınlardaydı.Bir annenin masum dokunuşuna hasret bir çocuk muydu gelen yoksa yıllardır içindeki nefreti kusmaya çalışan bir evlat mıydı?

Hogwarts'ın tozlu koridorlarında ilerlerken revire uğraması gerektiği aklına gelmişti.Biraz sakinleşmek için birşeylere ihtiyacı vardı.Bedeninin yorgunluğu ile ayaklarını sürüye sürüye ilerken revire vardığında içerisinin dolu olduğunu gördü.İlk başka geri dönmek için adım atmış olsa da öğrencilerle çevrili bir grubun hararetli bir şekilde birinin başında toplandığını gördü.Her ne kadar yorgun olsa da merakına yenik düşerekten çocuğun bulunduğu yere doğru yöneldi.Bir grup Slytherin'in başına üşüştüğü çocuğu daha önce dersinde gördüğünü hatırladı.Tam arkasına dönmüş gidecekken bir anlık gördüğü veya hayal sandığı şeye karşı donakalmıştı.Gördüğünün bir anlık hayal olduğunu düşündü.Gerçekten de beyninin bir oyun oynamaya başladığına inanıyordu.Ama gözlerini açıp daha dikkatli baktığından gördüğünden emin olmaya başlamıştı.Gerçekten olamazdı Freya'ya göre bu.Daha bu sabah uyandığı kabusdan dolayı gördüğü bir halüsilasyan gördüğünü düşündü.Öğrencileri yararak çocuğun yanına doğru ilerledi.Şifacının çocuğun iyi olduğuna dair sözleri duyar gibiydi ama tam olarak kavrayamamıştı.Çocuğun elini tutması ile koluna bakması bir oldu.Gerçek olamayacak kadar inandırıcı olan bu görüntü karşısında şoka uğramış bir şekilde geri çekildi.Ona bakam şaşkın gözlere aldırmadan yatakta yatan çocuğun suratına baktı.Beyninle dolanan düşünceleri bir kenara atıp gördüğü gözlere karşı donup kalmıştı.O gözlerin maviliğinin ardında gördüğü karanlığı bir zamanlar daha gördüğünü hatırladı ama ne zamandı bu?Geçmişinden silinmiş olan hafızasından kalma bir görüntü gözünün önüne geldi.Acı dolu bağırışları kıvranışları gözünün önüne geldi.İşte o an yavaş yavaş aklına düşünceler yerleşmeye başladı.İçindeki nefret bir anda büyüdü taşacak gibi oldu.Kulağına gelen sesler kesildi sadece karşısında gördüğü gözlere odaklandı.Sesi en gür şekilde en kararlısından çıktı.''Çabuk kalk benimle geliyorsun.''Çocuğun anlamsız bakışları çevresindekilerin soru soran gözlerine aldırmadı.Zaten gözleri karşısında duran suretten başkasını görmüyordu.Yatağından yavaşça doğrulmasına karşılık kalkmayınca yerinden Freya daha da sinirlendi.''Sana çabuk kalk diyorum.''Daha önce hiç böyle olmamışken şimdi neden böyle olmuştu.Değişimi bir anda yaşamıştı adeta.Freya için ya bir son yaklaşıyordu ya da herşeye daha yeni başlıyordu.Daha fazla dayanamayaraktan çocuğun kolunu sıkı sıkıya bütün kuvveti ile tuttu.Kaçmasından değil ona karşı çıkmasını istememesinden dolayı tuttu.

Onca zamandır beklediği bütün güç sanki bir anda gelmişti.Revire gelirkenki ruh hali kendisine göre içler acısıyken şimdi ise değişim olmuştu adeta.Ruhu bendeni ile buluşmuştu.Çevresini saran kalabalık öğrenci grubuna aldırmadan çocuğu yatağından kaldırdı.Genç büyücünün kalkmamakta ısrar edişi boşunaydı adeta.Freya'nın gözü hiçbirşey görmez iken çocuğun saçma debelenişlerine aldırmıyordu.Revirin kapısına yaklaştıklarından genç büyücünün söylediklerini duymayacak şekildeydi.Kulakları sağır dudakları mühürlenmişti.Kapıdan çıktıklarında her zamanki kalabalığını sürdüren üçücü kat bir anda sessizliğe büründü.Koridorda ilerleyen bütün öğrenciler Freya'yı gördükleri an duvarlara doğru yaklaştılar.Çekindiler.Onun yüzündeki ifadeden kaçtılar.Freya sıkı sıkıya tuttuğu çocuğu kimselere aldırış etmeden peşinden sürüklüyordu.Genç büyücünün bağırması ona fayda etmemişti ki daha da hızlanıyordu adımları.Bir ara sendeler gibi olsa da yeniden ayağa kalktı genç büyücü.Freya gözüne çarpan ilk odaya çocuğu savururcasına attı.Ceza odası bütün hakimiyeti ile kendini belli ediyordu.İlk girildiğinde aralanan kapı sayesinde giren ışık çocuğu savurduğu duvarın dibende olduğunu görmesine yetmişti.Kapı kapandığında odanın loşluğundan dolayı gözü hiçbirşeu görmüyordu.Asasını çıkardı ve ''Lumos Maxima'' dedi.Demesi ile odanın loşluğu gün ışığı kadar parlak ışıkla aydınlanmıştı.Freya şimdi çocuğun bedenini daha net seçebiliyordu.''Üstündekini çıkar.'' Karşısındaki genç büyücü daha ne olduğunu tam olarak anlayamamışken olanlara itiraz etmeye çabalıyordu.Anlamsızca gelen bu sözler ona sadece nefret hissi uyandırmaya yetmiş gibisindendi.''Sana üstündekileri çıkar dedim.'' Freya sinirlerinin doruk noktasına gelirlen asasına genç büyücüye doğrultmuştu.


En son Freya Artemis Neithan tarafından C.tesi Tem. 03, 2010 2:32 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Stewie Amadeus

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Lady'm nere ben oraya, onun eteklerinden ayrılmam ulem
Rp Sevgilisi : Caprice Anna Flower
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Çakal

MesajKonu: Geri: Saklı Gerçek   Perş. Haz. 10, 2010 9:36 pm

Uykusu ilaç saati nedeniyle kesilen Stewie ne kadar sağa sola dönse de tekrar uyuyamıyordu. Rüyasında gördüğü ama şuan hatırlamadığı şeyler nedense ona çok önemli bir şeymiş gibi geliyor, tekrar rüyalarına dalmak istiyordu. Güneş bütün odayı aydınlatırken bunun imkansız olduğunu kabul edip homurdanarak doğrulmuştu yatağında. Başucundaki saat sekizi gösterirken kalkmanın tuhaflığını ve sersemliğini yaşıyordu Stewie. Neredeyse boş olan hastane kanadına göz gezdiriyor yapacak bir şeyinin olmaması onu bunaltıyordu. Daha burada bir gün geçirmesine rağmen hemen sıkılmış, artık çıkmak istiiyordu. Burası onu daha çok hasta ediyor, ateşinin yükselmesine neden oluyordu. Kolu düzeltilmişti, zaten kendisi ne yaptığını bilmeden maç esnasında yerine oturtmuştu omzunu. O an çektiği acı aklına gelen Stewie o acıyı tekrar yaşıyormuş gibi yüzünü buruşturdu. Sarılmış olan omzunu sağlam eliyle hafifçe ovuyordu. Hala hızlı bir harekette acıyordu, ara sırada sızlıyordu ama başka bir engeli yoktu ona. Oturduğu yerde hafifçe kaykılarak başını dik bir şekilde duran yastığına yasladı. Tavandaki işlemeleri incelerken bir anda başka düşüncelere dalmıştı. Eskiye gitti aklı bir anda, Hogwarts'tan gelen kabul mektubunun ardından değişmişti bütün hayatı birden. O zaman öğrenmişti yıllarca anne baba dediği insanların ona tamamen yabancı olduğunu; yüzlerinde sevinç yerine oluşan şok ifadesi kuşkulandırmıştı ve sorgulamıştı bu kuşkusunu. İkisi de büyücü olan bu insanların Hogwarts gibi bir okuldan haberdar olup bu denli şaşırdıklarını sorgularken sonunda onlardan gerçeği almıştı. Gerçek bir evlat değildi onlar için, sadece anne baba olma egolarını tatmin etmek için daha bebekken yanlarına aldıkları bir oyuncaktı. Bir yetimhanede bulmuşlardı onu, şeklini sevip almışlardı bir elbise alır gibi. Muggle doğumlu sandıkları çocuk mezun oldukları okula çağırılıyordu. Annesi sandığı kadın gerçeği anlattıktan sonra "Bütün bunları unutalım, hiçbir şey değişmemiş gibi. Zaten hiçbir şey değişmedi ki, sen bizim oğlumuzsun. Ne mutlu ki bizim gibi büyücülük kanında var." demişti titrek ellerle Stewie'nin yüzünü okşarken. O sahne bugün bile net bir şekilde aklındaydı Stewie'nin. O zaman anlamıştı o ana kadar büyücülükle ilgili sorduğu soruların neden geçiştirildiğini. Üzülmüştü, sinirlenmişti ama o zaman onbir yaşında küçük bir çocuktu Stewie. Hiçbir şey olmamış gibi davranmak daha hafif gelmişti omuzlarına. Anne baba demeye devam etmişti onu yetiştiren insanlara. Sonuçta ona her şeylerini vermişlerdi ve vermeye de devam ediyorlardı. O üç kişiden başka kimse bilmiyordu bu gerçeği ve kimse bilmeyecekti belki de bundan sonrada. Ailesini ne kadar çok seviyorsa o derece de nefret ediyordu onu bir muggle yetimhanesine bırakan insanlardan. Kendi kendine hep bir gün diyordu, bir gün bunun hesabını sorucam o kişilerden.

İçten içe onları affetmek de istiyordu, onları tanımak. İçindeki nefret ağır basıyordu ama. Bunları düşününce sinirlenmişti yine. Hırsla sola doğru döndü ve inlemesi bir olmuştu dönmesiyle. Yavaşça eski haline dönerek kolunu ovuşturmaya başladı. Yüzünde sinirle karışmış bir acı ifadesi vardı. Canını yakanın ne olduğu meçhuldü ama. Duygularını saklamayı çoğu zaman başarıyordu Stewie, özellikle de onun zayıf yanlarını ortaya seren duyguularını. Baş ucundaki komidinin üstünden ağrı kesici olduğunu bildiği bir ilaç alıp ağzına attı. O sırada hastane kanadının kapıları açılmış ve bir grup Slytherin içeri dalmıştı paldur küldür. Stewie gülümseyerek karşılamıştı onu, yatağında biraz daha doğrularak "Hiç gelmeyeceksiniz sandım.. Beni çıkarın buradan, yoksa şifacı en sonunda üstüme atlayacak." deyip kahkahayı basmıştı. Arkadaşlarını görünce bir anda keyfi yerine gelmişti. Bu aydınlık ortam insanı tek başına fazlasıyla bunaltıyordu ki yalnızlığı seven Stewie bile arkadaşlarını görünce böylesine mutlu olmuştu. Sohbet belliydi; muallak bir şekilde maçı bitiren hakemin saçma kararlarını tartışmaya başlamışlardı hemen. Kolunun acısına rağmen o kadar dayanan Stewie bu duruma daha da tepkiliydi ama itiraz edecek vakti olmamıştı pek. Süpürgesinden iner inmez bir kaç adım atmış daha sonra yere yığılıp kalmıştı acıdan. Yüzünün rengi daha yeni yeni eski haline dönüyordu şifacının söylediğine göre. Gözleri parlıyordu artık, gülmek iyi gelmişti. O sırada içeri girmiş olan Profesörü daha sonra farketmişti bu yüzden. Belki gözlerini dikip ona bakmasa gidene kadar da farketmezdi Stewie. İyice yanına yaklaşmıştı Profesör, kısa bir süre sonra da başında dikiliyordu Stewie'nin. Stewie gülümseyerek "Günaydın Profesör, umarım iyisinizdir." dedi yüzündeki şaşkın ifadeye karşılık. Şifacıda gelmişti yanımıza Profesörün benim başımda dikildiğini görünce, iyi olduğumu anlatıyordu ama Profesör gözünü kırpmadan Stewie'ye bakıyordu. Stewie anlamaya çalışırak etradındaki arkadaşlarına bakıyordu am onların ifadesi de en az onun ki kadar şaşkındı. Bir anda Profesör elini tutunca irkilerek tekrar ona bakmıştı. Kolundaki yara izini görünce gözlerine inanamıyormuş gibi şaşkın bir ifadeyle geri çekildi biraz. Stewie neler olduğunu anlamadan kendinii bildi bileli kolunda taşıdığı ize baktı. O izi defalarca silmeye çalışmıştı ama bunu hiçbir zaman başaramamıştı.

Bir anda gür bir şekilde konuşaran Profesör oradaki herkesi korkutmuştu. ''Çabuk kalk benimle geliyorsun." diye buyurmuştu Stewie'ye. Stewie anlamsız bir şekilde bakıyordu Profesöre, doğru anladığından pek emin değildi. " Ne!" diyebilmişti kısık bir sesle ardından bakışlarını bunun imkansız olduğunu söylemesi için şifacıya çevirmişti ama o da herkes kadar şaşkın bir şekilde olanları izliyordu sadece. Stewie yerinden kalmıyordu, kalkmayacaktı da; kafayı yemiş gibi görünen bir Profesörle hiçbir yere gidecek değildi. Profesör de kalkmayacağını anlamıştı ki ''Sana çabuk kalk diyorum.'' diye ikazda bulunmuştu daha yüksek bir sesle. Stewie'nin hareketsizliğine karşılık iyice tepesi atmıştı ki bir anda koluna yapışmış, çekerek zorla kaldırmıştı yataktan. Stewie acıyla ve şaşkınlıkla bir anda kendini ayakta bulmuştu. Profesör çekiştirerek götürüyordu onu. Ne yazıktır ki tuttuğu sakat koluydu. Canı yanan Stewie hiçbir şeye aldırmadan onu peşinden sürükleyen kadına "Profesör.. canımı yakıyorsunuz." demişti olabildiğince sakin bir sesle. Profesörün ona aldırdığı yoktu. Biraz daha sinirlense kafasından dumanlar çıkaracak gibiydi görüntüsü. Önüne bakıyor ve artık canı katlanılmayacak derecede yanmaya başlayan Stewie'yi neredeyse yerlerde sürüklüyordu. Stewie'nin canına tak etmişti ki artık bir anda bağırarak "Lanet olası kadın.. bırak artık kolumu, çek pis ellerini üzerimden." diye inlemişti. Artık yürüyemiyordu, bir an yere kapaklanmıştı ama yerde sürüklenmemek için toparladı kendini. Yanlarından geçerken öğrenciler hiçbir şey yapmıyordu kaçmaktan başka. Stewie birinin bina başkanları olan müdireye haber vermesini umarak ilerliyordu arkasından. Bir anda bir sınıfın kapısını açmıştı Profesör ve onu içeriye doğru savurmuştu. Dengesini sağlayamayan Stewie duvara doğru savrulup çarpınca durabilmişti. Kafasını çarpınca sersemlemişti biraz. Duvarın dibine çöküp yaslandı duvara doğru. Bir anda karanlık oda aydınlanmıştı Profesörün asasından çıkan büyüyle. Yavaşça ayağa kalktı kolunu tutarak. Profesörün nefretle gerilen yüzüne bakarken konuşmasıyla ürkmüştü Stewie. ''Üstündekini çıkar.'' demişti Profesör. Stewie duyduğu sözlere inanamayarak "Profesör sizi sinirlendirecek her ne yaptım bilmiyorum ama ne yaptıysam özür diliyorum. Lütfen beni serbest bırakır mısınız, yaralıyım. Umarım bunun farkındasınızdır?" dedi ürkek ama duyulur bir sesle. Elini omzundan çekip pijamasının cebine götürmüştü. Asasının yanında olduğunu görünce içi rahatlamıştı. Gerekirse büyü kullanacaktı, karşısındaki Profesör kafayı yemiş gibiydi zira. Çocuğun sözlerine aldırmadan tehditkar bir sesle tekrar üstündekileri çıkarmasını söylemişti genç büyücüye. Asasını da ona doğru çevirmişti bir anda. Stewie hareket etmekten çekiniyordu, karşı koymaya çabalayarak "Anlamıyorum Profesör, bunu neden istiyorsunuz?" diye sormuştu. Gerçekten de nedenini merak ediyordu. Profesörün yüzündeki kararlılık ve asasınn Stewie'ye dönük olması Stewie'nin teslimeyi kabul ederek üzerindeki tişörtü yavaşça çıkartmaya başlamasına neden olmuştu. Tek kolla bunu yapmanın güçlüğünü çekiyordu Stewie. Tişörtü çıkartıp önüne attı. Soğuğu teninde hissetti bir anda irkilerek. Dik durmaya çalışarak Profesöre bakıyordu. Israrlı soruyordu soruyu ona doğru gelen Profesörün korkutucu görüntüsü yok saymaya çalışarak. "Ne istiyorsunuz, bana ne yapacaksınız?" diyordu Stewie. Sorularına cevap alamayınca kendini güvenceye almak için yavaşça asasını çekti kullandığı elinin tersine sağ eliyle. Her şeye hazırlıklıydı. Korku ve heyecanla bekliyordu Profesör Neithan'ı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freya Artemis Neithan

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Kim bilebilir ki?
Rp Sevgilisi : James Lyer
Kan Durumu : Melez
Patronus : Eld Geyiği

MesajKonu: Geri: Saklı Gerçek   Paz Haz. 13, 2010 4:33 am

Gözündeki karamsarlık ve korku aklını bulandırmaya yetmişti.Karşısındaki genç büyücüye bakarken içindeki duygunun tam olarak ne olduğunu çözmeye çalışıyordu.Ondan nefret etmemişti.Çünkü bir şey onu kendine çekmişti.Ona karşı bir sevgisi yoktu çünkü onu tanımıyordu.Ondan korkmamıştı zaten de korkamazdı o daha bir çocuktu.Peki neydi içindeki?Neden bir anda çekip almıştı onu yatağından.Üstelik yaralı iken.Belki aklındakiler değildi büyücüyü yerinden çeken.Sadece gördükleriydi.Görmüştü ama tam olarak emin olamamıştı.İnanmak istememmişti belki de.Hogwarts'ın koridorlarında bir yılan izinin peşinden giderken şimdi durduk yere aniden hele de böyle bir günde gördüklerinin gerçek olduğuna inanmamıştı.O kadar aradıktan sonra hemen inanacağına herşeyin yoluna gireceğini kendini o kadar kaptırmıştı ki şimdi bu olanlar ona sadece bir rüyadan ibaret geliyordu.

Adımlarını genç büyücüye yaklaştırdıkça ışık huzmesi gözlerini daha da alıyordu çocuğun.Daha fazla itiraz etmesinin fayda etmeyeceğini anladığında üstündeki tişörtü çıkarmıştı.Bedeninin narinliği her ne kadar bir erkek olsa da ortadaydı.Freya bir anlık göz yanılgaması gibi gelse de çocuğun titrediğini anımsamıştı.Elindeki asayı daha da genç büyücüye yaklaştırdığında kolunda gördüğü ize odaklanmış gerçekliğine inamaya çalışıyordu.İnanmak istedikçe gözleri ona daha da kalleşce bir oyun oynuyormuş gibi geliyordu.Odanın kasveti kendi içindeki kasvet bulutlarıyla daha da birleşince akıl almaz bir hal alıyordu.Sarı uzun saçlarını arkaya attığında şöyle bir geriledi.Adımlarını genç büyücüden uzaklaştırırken sessizdi.Zaten hiç cevap vermemişken şimdi daha da susuyordu.

Arkasını dönüp kapıdan çıkmayı planlamıştı aslında.Herşeyi bir anda ardında bırakabileceğine inanmıştı bir an için.Tekrardan karanlığa gömülebileceğini zannetmişti.Ama yapamadı.Sessizce elini indirdi.''Nox Maxima'' dedi.Ceza odası tekrardan karanlığa gömülmüştü.Bir an için bitmişti sanki herşey.Bir an için susmuştu bütün olasılıklar.Tam arkasını dönüp çıkmayı planlıyordu.Genç büyücüden gelen kıprdanmayı duyduğu vakit ani bir hareketle arkasını döndü''Petrificus Totalus''dedi.Bir an için karşılık bulmayacağını düşünmüştü.Tek istediğinin onu hareketsiz bırakmak olduğunu düşündü.Hareket etmezse daha da kolay olacağını düşündü herşeyin.Ama karşılık vereceğini asla düşünmedi.İki büyü iki asa ceza odasının içini aydınlattı.Birbirleri ile buluştu.Ama buluşan sadece asadan çıkan büyüydü.Sanki o büyü bir anne ile oğlunu birbirinden ayırmıştı.Ama bu Freya'nın asla göze alamayacağı birşeydi.Bir yılanın zehrini akıtması gibi içindeki her türlü zerhi ona akıtacaktı.Daha genç bir kızken yaşadığının intikamını ondan almayacaktı ama artık onu kendisinden ayıranlarkan intikam alacaktı.Asasına daha da sıkı sıkıya sarılıyordu.Sıkı sıkıya tuttuğu asası ile bir adım daha atmaya çalıştı.Kendi yarattığı yılana bir adım daha atmaya çalıştı.İçindeki haykırışları dışarıya vurmadı.''Yeter'' dedi içinden.Ama güçsüzlüğünü göstermek istemedi.Oğlunun karşısında güçsüz görünmek istemedi.Ama ilk defa ondan oğlum diye bahsedebildi.Ama dediklerini kendisinden başkası duymadı.


En son Freya Artemis Neithan tarafından C.tesi Tem. 03, 2010 2:32 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Stewie Amadeus

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Lady'm nere ben oraya, onun eteklerinden ayrılmam ulem
Rp Sevgilisi : Caprice Anna Flower
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Çakal

MesajKonu: Geri: Saklı Gerçek   Ptsi Haz. 28, 2010 9:05 pm

Soğuk havanın güçsüz hasta vücuduna işlmesiyle bir an tüyleri ürperip titreyen Stewie bu acizliğini gizlemek için dişlerini sıkarak titremesine hakim olmaya çalışıyordu. Yere attığı tişörtüne özlemle bir bakış attıktan sonra ona dönük olan asaya ve sahibine dikmişti gözlerini. Kadının beyaz olan yüzü ürkütücü bir şekle bürünmüştü ışıkla beraber. Biraz önce cebinden çıkardığı asaya sıkıca sarılarak yanında tutan Stewie Omuzlarını dikleştirerek korkmadığını göstermeye çalışıyordu. Profesörün soğuk gözlerinde görünen inanmazlık dikkati çekince Stewie 'de bakışlarını kadının gözlerini odakladığı yere çevirdi. Koluna bakan Profesörün neyin peşinde olduğunu, neden koluna baktığına anlam vermeye çalışıyordu. Kolunda omzundaki sargıdan ve neyin yarattığını bilmediği yara izinden başka bir şey yoktu. Bu anlamsızlıkla geçen saniyeler içinde iyice emin olmuştu Stewie Profesörün kolundaki yara izine takıldığına. Bu kadar derin ve büyük bir yara herkesin dkkatini çekmiş neyin sebep olduğunu öğrenmek istemişlerdi şimdiye kadar. O yüzden Stewie de Profesörde sabırla "Bu nasıl oldu?" sorusunu bekliyordu ama ne soru soracak gibi bakıyordu Profesör ne de yaraya neden olan şeyi merak eder gibi. Tamamen şaşırmış bir şekilde bakması bir an Stewie'ye sanki yaranın sebebini biliyor gibi gelmişti ama susmak en iyisi olduğu için sadece Profesörün bakışlarını süzüyordu. Daha fazla sessizliğe ve bu bu bakışlara dayanamayarak "Neden.. neden bakıyorsun öyle? Niye getirdin beni buraya? Artık bir cevap ver....Lanet olsun! Delirdin mi, ne yapıyoruz burada?" diye söylenmeye başlamıştı sinirle. Sarışın teniartık benzi attığı için sarı saçlarını daha da belirginleştiriyordu. Geri atarken saçlarını geriye atıyordu artık adımlarını Profesör. Stewie hiçbir şey söylememiş gibi konuşmadan yapıyordu her şeyi.

Asasını indirmesinin ardından duyabilmişti sesini Stewie. Büyülü sözler değildi istediği cevaplar, oda tekrar karanlığa gömülürken bunları düşünüyordu kadının belli belirsiz silüetini izlerken. Odanın karanlığa gömülmesi gibi bırakmıştı anlaşılan Profesör kendini sessizliğe; hiçbir şey söylemeden öylece kapıya doğru dönüp çıkmayı düşünmüştü. Stewie şaşkın bir şekilde kapıya yönelen kadını izlerken bu saçmalıkların nedenini öğrenmek istiyordu; daha da ötesi vardı. Ceza odasında olmaları bir an bir şey yaptığını sanığ ceza aldığını sanmasına da olanak sağlıyordu. Düşünmeyi bir kenara bırakarak "Neydi şimdi? Cezalı mıyım? Neden geldik buraya, niye sürüklediniz beni?Yara izim niye bu kadar etkiliyor sizi?" diye çıkıvermişti asıl merak ettikleri dilinden. Bunu sormayı düşünmüyordu kadının sessizliği onu buna yapmaya itiyordu adeta. Asasını havaya kaldırarak bu saçmalığın sona erdiğini anladığ için biraz ötede duran tişörtünü çağırmak için hamle edecekken bir hışımla kapıdan Stewie'ye doğru Profesör asasını ona doğrultarak büyü fırlattığı zaman Stewie'nin harekete geçen savunma mekanizması istemsizce bağırmasına neden olmuştu; "İmpedimenta!" . Bir anda çarpışan büyüler odayı aydınlatmıştı yeniden. Havada birleşen büyülere şaşkınlıkla bakan Stewie neler olduğunu anlamadan sarılıyordu sıkı sıkı asasına. Başka ne yapacağını bilemediği için sadece bunu yapabiliyordu ve Profesöre bakıyordu korkuyla; durup dururken neden ona saldırmıştı ki. Kafasında bu kadar çok soru oluşmasına neden olan soğuk kadına bakarak gözlerindeki şefkate ve öfkeye mana bulmaya çalıştı umutsuzca. Stewie büyünün itici etkisine karşı koymaya çalışarak iki eliyle birden sarılırken asasına Profesör öne doğru adım atmaya çalışıyordu. Bütün olanlar gizini korurken Stewie dayanamayıp asasını savurarak kopardı aradaki büyüyü. Savrulan ışık hüzmesi tahtaya çarparka kırarken Stewie artık sinirlerine hakim olma gereği duymadan "Seni aşağılık artık bir cevap ver.. Neden?" diye bağırdı. Hızla laıp verdiği soluğu ve omzuna giren ağrılar ne kadar yorulduğunu ve çaba sarfettiğini gösteriyordu. Ama yine de öğrenmek istiyordu bunların sebebini, Profesörün bakışlarının derinliğini. Bir cevap vermesini umut ederek dayanamayarak yere oturdu yığılırcasına.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freya Artemis Neithan

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Kim bilebilir ki?
Rp Sevgilisi : James Lyer
Kan Durumu : Melez
Patronus : Eld Geyiği

MesajKonu: Geri: Saklı Gerçek   Salı Haz. 29, 2010 11:47 pm

Aralarındaki büyü koptuğunda,Freya'nın içindeki bir şeyde kopmuştu.Geçmişinden ufak da olsa bir anı kopmuştu.O anı silinen,etkinliğini yitiren hayallerin gerçeğe dönüşümü idi.Ayakları artık onu taşıyamaz hale geldiğinde gücünü yitirdiğini fark etti.Asası bir an için elinden düşecek gibi olsa da kendini toparlamayı başarmıştı.Çocuğun daha fazla dayanamayaraktan ayaklarının üstüne düşüşünü izlemek içinde bir fırtınanın kopmasına sebep oldu.Bir an için ona yardım etmek istedi.Kolundan tutup ona sıkı sıkıya sarılmak istedi.Ama yapamadı,yapmasının doğru olmadığını biliyordu.Geriledi,onu daha da sıkmak istemedi.Aklından geçenlere olan merakı içini kemiriyordu.Ailem diye bildiği kişilerin kim olduklarını,onların neden küçücük bir çocuğu öz annesinden saklamışlardı.Ama bunun onların suçu olmadığını biliyordu.Bütün suç ailesinindi.Oğlunu çalmışlardı ondan.Hafızasını silmişleri,hayatına resmen son vermişlerdi.Freya hafızasını tekrardan kazandığı zaman yaşadıklarını her ne kadar hatırlamak istemese de karşısındaki oğlunu gördükçe hatırlıyor,hatırladıkça da acı çekiyordu.Delirecek gibi olmuştu.Hatırladıklarının hayallerden ibaret olduğunu sanmıştı.Ama öyle değildi.Bunu anlaması çok uzun sürmemişti,anladığında da dünya başına yıkılmıştı sanki.

Çocuğun sorularına cevap vermeye yeltendiği vakit,son olarak yapması gereken bir şey olduğunu fark etti.Çocuğun gözlerine odaklanmıştı. “Zihinfendet” dedi.Her seferinde büyü yaparken sesi yüksek çıkardı ama bu sefer sesini öyle yüksek çıkarmıştı ki,ses odanın içinde yankılandı.Asasını savuruşu bile daha ikna edici,daha sertti.Kendi kafasındaki düşünce bulutundan sıyrılıp çocuğun zihnine odaklandığında gördükleri korku,nefret ile iç içe geçmiş duygulardı.Onu büyüten ailesini gördü.Onlara olan ihityacını fark etti.Sabah aralarında geçen konuşmaları gördüğünda daha fazla dayanamayacağını anladı.Çocuğun zihninden çıktığında sendeledi ve yere düştü.Asası elinden kayıp düştüğünde gözleri hemen onu arada.Karanlık odanın içinde bir şeyleri görmesi imkansızlaşıyordu.Eliyle kolaçan ederken sonunda asasına ulaşmıştı. “ Lumos.” dedi.Ceza odası tekrardan aydınlandığında çocuğun gözlerindeki nefreti ilk defa bu kadar yakından ,bu kadar gerçekçi gördü.Sessizliğini bozmanın zamanı gelmişti.Şizofreni gibi görünmek istemiyordu. “Neden mi merak ediyorum?Ben yıllarca bir hayalin peşinden koştum ufaklık.” Bir hayal miydi yoksa sadece gördüklerine inanmamak için hayal gördüğüne mi inanmak istedi bu konuda emin değildi.Hayalle gerçek arasında sıkışıp kalmış düşüncelerini rüyaları bulandırırken ne yapması gerektiğini bilemiyordu. “Şu zamana kadar kendi anneni merak etmedin mi?Hiç onun hakkında soru sormadın mı?Aa neden sorasın dimi.Rahatın yerindedir muhtemelen.” Sorması gerekiyor muydu gerçekten.Freya ben olsam diyemiyordu.Çünkü o olsaydı herşey daha farklı olabilirdi.Onu koruyabilirdi,ona sahip çıkabilirdi.Yalanların içine sürüklemezdi. “Ama uzun yıllar bir yılan izinin peşinden koştum.Onu bulmak için varımı yoğumu heba ettim.Şimdi sen karşımda durmuş haddini bilmez bir velet gibi bağırıyorsun bana.” Çocuğun davranışlarında kendini buldu.Mezun olmasına yakın zamandaki isyanını buldu.Haddini bilmezliği buldu. Sesini kesmeyi öğrenme zamanı geldi ufaklık.Pis bir yılan gibi davranma.” Çocuğun kendisine çekmemiş olduğunu fark ediyordu kısmen de olsa.Doğumunda yaşadığı acılar,onun kin dolu bir çocuk olmasını adeta.Freya yavaş yavaş göz bebeklerinin büyüdüğünü hissediyordu.Renkli gözlerinin ardındaki bakışları çocuğun üstüne odaklanmıştı.Artık gizlemesi gereken sırların kalmadığının farkındaydı.Bütün vücuduna işlemiş olan yalanların,nefretin bir sonuca bağladığına sevinse miydi yoksa tam tersine herşeyin daha yeni başladığını kabullense miydi emin değildi.Ama bildiği tek bir şey vardı.Artık çocuğunu araması gerekmiyordu.Gelen geçen çocuğun koluna bakması da gerekmiyordu.Aradığını bulmuştu ama her an onu kaybetme korkusuyla yaşayamayacağının da farkındaydı.

Bu sefer ciddi anlamda kapıya doğru yaklaştı.Onu bu odadan çıkarmak gibi bir niyeti yoktu ama.Daha halletmesi gereken işler vardı.Elinden kaçırmaması gereken bir çocuk da onun için cabasıydı.Yaklaşan karanlık onu daha da kendine çekmeye balşamıştı.Aydınlık düşleri hafızasını kazanmaya başladığı vakit karanlığa bürünmüştü ve o düşler bir daha aydınlık olamazdı.Elindeki asası,asasının ucundan çıkan ışık huzmesi ile bir bütün olmuştu vücudu.Yanıyordu sanki.Alec alev yanıyordu.içini kemiriyordu bir şeyler.Başına giren ağrılar odaklanmasını engelliyordu.Kaybedencek zamanı olmadığı biliyordu ama dayanacak gücü kalmamıştı sanki.Bir anlık boşluğunda çocuğun kaçacağını biliyordu.Hogwarts'ın koridorlarında onu kovalmayacaktı belki de,yoksa yapacak mıydı?Emin olamıydı,kendinden bile emin olamiyordu.Saçları odanın havasızlığından dolayı terlemesine sebep oluyordu.Sırtından aşağıya akan su damlaları yavaş yavaş beline ulaşıyordu.Nefes almaya çalışıyordu,bir şey onu boğuyordu sanki.Boğazına kenetlenmiş düğümler vardı adeta.Çocuğun bitmek bilmeyen konuşmaları,soruları bir anda kesilmişti.Freya'nın söyledikleri onun kısmen de olsa susmasına sebep olmuştu.Ama bunun çok uzun sürmeyeceğini biliyordu.Biliyordu,çünkü o Freya'nın çocuğuydu ve onun kanını taşıyordu.Vücudunun her zerresinden kendi kanının aktığını biliyordu.Asasını tekrardan çocuğa doğrulttu,bu sefer amacı büyü yapmak değildi.Sadece yüz hatlarını daha yakından incelemek istiyordu.Kime benzediğini merak ediyordu.Kendinden bir şeyler almış mıydı merak ediyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Stewie Amadeus

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Lady'm nere ben oraya, onun eteklerinden ayrılmam ulem
Rp Sevgilisi : Caprice Anna Flower
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Çakal

MesajKonu: Geri: Saklı Gerçek   C.tesi Tem. 10, 2010 2:08 pm

Yorulmuş yeniyetme beden yerde yığılmış otururken gözleriyle profesöre bakıyordu. Profesörün cevap vermesini beklerken omzuna giren derin ağrıların sebebiyeti olan gözündeki puslanma yavaş yavaş çoğalıyordu. Kadın bir an konuşmaya başlayacak gibi olmuştu ama sonra durarak asasını kaldırıp soğuk bir sesle sihirli sözleri mırıldandı. Gözleri Stewie'nin gözlerine kenetlendiğinde birden kendini geçmişin kucağında bulan Stewie korkuyla haykırmamak için kendini zor tuttu. Eski acı anılarını deşerken kadın boğazında düğümlenmişti çığlığı her şeyi tekrar yaşarken. ÖZel anılarında dolaşma hakkını kendinde gören bu kadından geçmişini saklamak, onu zihninden çıkarmak için çok fazla çaba harcasada yorgun bedeni ve zihni bunu başaramıyordu. Vücudu da direncini kaybeder gibi olmuş, hafifçe yalpalamaya başlamıştı ki profesör kendi rızasıyla terketmişti zihnini. Stewie grdüğü şeyden emin olamıyordu başının dönmesinden dolayı; profesör hafif sendelemiş ve asasını elinden düşürmüştü. Kısa sürede kendini toparlarken o Stewie hala görüntüleirn etkisinde içinde bir nefretle acı içinde oturuyordu yerde.Profesörün el yordamıyla asasını bulup ışıklandırmasıyla kamaşan gözleri biriken yaşları daha fazla tutamış bir damla süzülmüştü yanağına doğru. Kendini toparlamasıyla içindeki duygular tekrar yüzünü kaplamıştı Stewie'nin. Geçmişte yaşanılanların bu denli ortaya çıkarılması, o anların ona tekrardan yaşatılması profesöre nefretle bakmasının nedeniydi. Bütün birikmiş nefretini bir hışımla gözlerinden savururken Stewie Profesör konuşmaya başlamıştı sakin bir tonla. Bu denli sakin olması yine Stewie'nin canını sıkmıştı ama en azından konuşuyor olması onu biraz yatıştırmıştı. Hiç mantıklı gelmeyen ilk cümlelerini söylerken kafası karışan Stewie "İyi de banane bundan.." dememek için kendini zor tuttu, konuşmaya başlamış bölerse tekrar susacağındna korkuyordu. Bunca hengamenin sebebinin ne kadar büyük bir şey olduğunu merak ediyordu.

“Şu zamana kadar kendi anneni merak etmedin mi? Hiç onun hakkında soru sormadın mı? Aa neden sorasın dimi. Rahatın yerindedir muhtemelen.” dediğinde sabahtan beri içinde tuttuğu sözcükler dökülmüştü bir anda Stewie'nin ağzından; "Bütün bunlardan size ne?" derken başka bir çok söylemek istiyordu bu konu üzerinde ama susmanın bazen ne kadar da işe yaradığını biliyordu. Düşünmek için zaman demekti susmak; neden benim annemin ve ailemin geçmişi onu bu kadar ilgilendiriyordu ki diye düşünüyordu Stewie içinden. Bunca zaman sonra neden Hogwarts'ta bir profesörle bu konu hakkında konuşuyordu ki. “Ama uzun yıllar bir yılan izinin peşinden koştum.Onu bulmak için varımı yoğumu heba ettim.Şimdi sen karşımda durmuş haddini bilmez bir velet gibi bağırıyorsun bana.” diye konuşmaya başlamıştı Profesör hırçın bir sesle. Stewie şaşkın bir şekilde duyduklarına bir anlam vermeye çalışırken bilinmeyen sesler bir şeyler fısıldıyordu sanki kulağına; "Yılan şekli... Lanet .. eski bir lanet... yapılamıyormuş...geçmesi mümkün değil...Yara.."... Yüzü bembeyaz olan Stewie'nin yüzünü soğuk terler kaplamıştı. Sesler görüntüler... o kadar beynini meşgul ediyordu ki ne düşünebiliyor ne de Profesörün son söylediklerini duyabiliyordu. Yıllarca o yaradan hem kendisi hem de ailesi kurtulmaya çalışmışlardı ama öyle bir lanetteki yapılan ruhuna işlemiş gibiydi; terketmiyordu bir türlü onu. O izi taşımıştı kolunda istemeden de olsa. Sonraları alışmıştı ona, hatta sevmeye bile başlamıştı; Hogwarts'a geldikten sonra Slytherin'e seçilmesiyle daha da mana bulmuştu kolundaki o yara, imrenilmişti kimi zaman o yüzden Stewie'ye. Ruhu tamamlanmış gibi olmuştu Hogwarts'a girmesiyle. Öte yandan hiç unutmamasını sağlıyordu terkedilmenin acısını ve duyduğu nefreti... Yüzü nefretle ve kötülükle kararan Stewie bir mikroba bakar gibi bakıyordu profesöre. İçinde nefretin yarattığı güçle ağır ağır ayağa kalkarkan ayırmıyordu gözlerini kadının üzerinden. Doğrulduğunda bütün vücudu acıdan inlese de o hakim oluyordu tüm acılarına göğsünü gererken. Sinirli olduğu dişlerini sıkıp ağzını sımsıkı yummasından ve gözünün seyirmesinden belli olan Stewie sert ve yükses bir sesle "Kimsin sen?" demiş biraz durakladıktan sonra sesini dahada yükseltip haykırırcasına "KİMSİN SEN? YILLAR SONRA BÖYLE BİR KONUŞMA YAPIYORSUN BENLE HE-" diye inledi resmen. Ağzından küçük tükürükler fışkırırken. Kadının gözlerine baktığında gördüğü mavilik tanıdık geliyordu Stewie'ye. Kadının söyledikleri kafasında bir anlam oturtmuştu belki, inanması güç hatta imkansız olan bir gerçeği yaşıyordu Stewie o an. Yıllardır kaçtığı gerçekler canlı kanlı bir şekilde karşısına çıkmıştı bir anda. Bu olay sarsmıştı Stewie'yi; ne yapacağını bilemiyor, elinde bulunan yegane dayanağı olan asasına sımsıkı sarılırken nefretinin arkasına saklanıyordu belki de içindeki özlemi yenmeye çalışarak.

Kadın arkasına dönüp kapıya doğru giderken Stewie elindeki asayı ona doğru doğrultmuştu yeniden. Yaşanan bu deja vu Stewie'yi bezdirmişti. Kadın tekrar odaya doğru dönüp asasını Stewie'nin yüzüne yaklaştırdığında korkuyla geriledi bir an, hiçbir mırıldanmaması üzerine dudağından az daha dökülecek olan büyüleri yutan Stewie sert bir şekilde bakıyordu kadının yüzüne; her an saldırcakmış gibi bir his uyandırıyordu ifadesi. Kadının hiçbir şey yokmuş gibi Stewie'nin yüzünü izlemesi Stewie'yi çileden çıkarmış artık gözlerini yakan ışığı kendinden uzaklaştırmak için kendine yakın olan asayı tutmuştu bir anda yana doğru iterken asayı sanki bir şey akmıştı vücuduna. Küçük bir şaşkınlık yaşayan Stewie kadının yüzüne baktığında bütün o akımı unutmuş yeniden nefret bürümüştü içini. Beyninde devamlı dönen kelimenin -Anne- yüzünden beynine meydan okuyordu Stewie. Öyle bir şey olamazdı asla onun için. Burada durması bile saçmaydı; bir an önce çıkmalıydı bu odadan, olabildiğince kaçmalıydı bu kadından. Dersine girer miydi, bilmiyordu Stewie; belli bir zorunluluğu vardı ama onunla karşılaşmak dahi istediğini sanmıyordu pek. İndirdiği asasını hışımla kadına doğrulttuğunda "Boşuna konuşuyorsun, aradığın kişi ben değilim. ANNEM VAR BENİM!" diye bitirmişti sözlerini. Haykırdıktan sonra gelmişti aklına şimdiye kadar kimsenin bir anneden bahsetmediği, biraz bozum olan Stewie geriye doğru bir adım atarken kabul ettiği gerçekten kaçmaya çalıştığının farkındaydı. İçindeki acı, nefret ve daha bir sürü duyguyu coşkuyla yaşarken daha fazla dayanamamıştı zayıf bedeni oluşan karmaşaya, gözünden süzülmeye başlamıştı göz yaşları. Bu denli zayıflık göstermesi Stewie'yi tetiklemiş bir anda bağırmaya başlamıştı; "NE SANIYORDUN, BULUNCA HER ŞEYİN ÇOK GÜZEL OLACAĞINI MI? BU KADAR APTAL MISIN SEN?" diye haykırırken bir yandan da kapıya doğru sürüklüyordu bedenini yavaş yavaş çaktırmadan. Kaçmak için yakaladığı ilk fırsatı kullanacaktı elbette, durup bu saçmalıklara katlanmayacaktı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freya Artemis Neithan

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Kim bilebilir ki?
Rp Sevgilisi : James Lyer
Kan Durumu : Melez
Patronus : Eld Geyiği

MesajKonu: Geri: Saklı Gerçek   Ptsi Tem. 12, 2010 3:54 am

Pembe beyaz düşler son bulmuş onların yerini,sararmış solmuş eski sayfalar almıştı.İnanmak ile inanmamak arasında gelip geçen zaman dilimi,yeni olaylara sürüklenen anlamsız bir merak kol geziyordu.Yazgıları,kaderleri onları nereye götürecekti bilinmezdi ama elde bir gerçek vardı.Saklı kalmış bir gerçek.Aslında en masum olanlarının çektiği acı.Hak etmedikleri,olmamasıgereken bir çok olay.Gerçeği aramanın bir yolu vardı.Ama o yol boyunca herkes acı çekecekti.Çekmeye mahkumdu.Eğer çekmiyorsa,o acıda bir payı vardı.Ama bir odaya tıkılmış,iki masum kalbin hiç suçu yoktu.En azında Freya için bu böyleydi.Zaman kaybetmemek adına bugüne kadar yaptıkları şimdi çığrından çıkmıştı.Elinde hiçbir şey kalmadığını anladığında iş işten geçmişti.Onu bulması birşeyleri değiştirmemişti.Ondan nefret etmesi,onu hiç bulmamasından daha iyiydi.Ama o da haklıydı Freya'nın gözünde.Karanlık ve kasvetli bir odanın içinde anne ve oğul.Karşı karşıya gelmiş iki büyücü.Onları birbirine bağlayan sadece iki iyi büyücü olmaları değildi.Kan.Onları en çok birbirine kan bağlamıştı.İçlerinde dolaşan kan,her samtimetrede içlerine daha da işleyen kan.

Oğlunu gördükçe hafızası daha da yerine geliyordu.En azından bir kısmı.Yeni yeni canlanan düşlerin aslında bir hayal olmadığı ancak şimdi gün yüzüne çıkıyordu.Ama belki de hiç güneşi göremeyecekti o gerçekte.Kışın kasvetli havası,karların örttüğü bir bina,tenlerin ürpertisi,öğrencilerin içine işleyen soğuk onların güneşi görmesini engelleyen bulutlar Hogwarts'ın tepesinde dolaşırken bu biraz zordu.Şaha kalkan bir at kadar asil görünen bu hava Freya için yeni bir şeylerin başlangıcı oldu. Sıcacık yatağından kalkıp onu buraya getiren şey,aslında başlangıçmış.Dalından kopan bir gül,solmaya hazırlanırken,Freya'nın umutları daha yeni yeşeriyordu.İnanmak istemiyordu.Yıllardır aslında kaçtığı şey karşısına çıkmışken,daha fazla dayanacak takati kalmamışken bu durumdan caymak istemiyordu.

Kelimeler boğazında düğümleniyordu.Sarf edemiyordu dudaklarına gelen cümleleri.Mühürlenmiş dudakları mıydı yoksa kalbi miydi? “Ben hiçbir şeyin güzel olacağını düşünmüyorum.Hatta daha lanet olasıca bir hal aldı ve alacakta.”Durum gitgide daha da beter bir hal alıyordu.Kötüleşen durum Freya'nın hafızasını daha da zorlamasına sebep olsa da buna katlanmak zorunda hissediyordu kendini.En azından bunu başarabilirdi belki de. “Bunca yıldır ben kendi zevkim için beklemedim.Benim başıma neler geldiğini bilmeden böyle konuşamazsın.Sana bakan o insanlar seni sevmiş,sana sahip çıkmış olabilir ama bu benim senin annen olduğum gerçeğini değiştirmez.Bunca yıldır ben sadece bir şeyin peşinden koştum.Ama senin kaz kafan bunu anlamaz tabi.” Kimin neyi anlayacağı umurunda değildi.Düşleri gerçek olmamıştı.Zaten hiçbir zaman böyle birşeyi düşlememişti.Güllük gülistanlık değildi hayatı.Zaten hafızası silindiğinden beri hayatında doğru giden tek şey mesleği olmuştu.Belki de çocukluğundan kalan tek şey gizemli şeylere,şifrelere olan merakı olmuştu. “Bana gelip anne demeni beklemiyorum.Ama en azından bir aklın olduğuna inandır beni.Bağırmayı kes.” Freya,oğlunun kendisinden kaçmaya çalıştığını fark etmişti ama bunu önemsememişti.Kaçsa bile Hogwarts'ın dışına çıkamazdı hiçbir zaman.Aynı binada idiler.Üstelik onun dersine de giriyordu.Oğlunun gözlerine baktıkça kendisini görüyordu ve içinde birşeyler parçalanıyordu adeta.Kopan şey sevgi miydi?Bağlılık mıydı?Öfke miydi?Elindeki asasını daha sıkı kavradıkça teninin acıdığını hissediyordu.Ama vücudundaki yaralar geçiyordu,ruhuna saplanmış kalan yara ise hiçbir zaman geçemk bilmiyordu.

Tek başına bir oğula sahip olmaz.Kendi annesi ve babasını var bilmesi.En azından onların gerçek anne ve babası olmadıklarını biliyordu.Ama bu durum belki de değişmeyecekti.Freya ona hiçbir zaman bir baba veremeyecekti.Kendi bile bilmediği bir şeyi oğluna nasıl verebilirdi ki.İmkansızı düşlüyordu.Her zaman da öyle yapmamış mıydı?Onu bulma konusunda da imkansızı düşlemişti.Olmayacak bir hayalin peşinden koşmuştu,olduğunda ise mağlub düşmüştü.Karşı karşıya geldiği,asasını çektiği kişi sıradan biri değildi.Oğlu idi.Her ne kadar da annesinden nefret eden bir çocuk.Toy bir delikanlı.Ama bugün o çocuk da değişmişti.Yaralı vücudu annesinden de bir darbe almıştı.Kimsesiz değildi belki ama şimdi kimsesiz olmaya başlamıştı.Freya'nın uzun yıllar yaptığı gibi tek başına dipsiz bir kuyuya düşmüştü sanki.Birilerinin onu oradan kurtarmasını beklemişti.Ama Freya'yı kimse kurtarmamıştı.Tek başına düştüğü yerden çıkmasını bilmişti.Çıkarken çok yara,acı ve ızdırap çekmişti.Ama şimdi o birilerine bunu çektiriyordu.Ve o birisi onun çocuğu idi.On beş yılın ardından gelen bir çocuk.Karanlık ile doğdu ve yine karanlık ile hayata adım attı.Attığı adım farklı bir hayat olacaktı.Kaçmaya çalıştığı bu oda ona Freya'ya ya yaklaştıracaktı ya da uzaklaştıracaktı.Esir düşmüş bir anneye sahipti. “O çeneni çabuk kapatıyorsun.Bir daha sesin çıkmayacak.En azından ben konuşurken.Kolundaki iz sıradan bir yara değil.Onu ben yaptım.” Freya her zamanki ciddiliğine büründüğünde kaybettiği şeylerin farklına daha net varıyordu.En azından ondan kaçmaya çalışan bir çocuğun varlığına.Işık huzmesini çocuğu doğrutmuşken kalbinden ve aklından geçenler iç içe geçmişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Saklı Gerçek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

 Similar topics

-
» Gerçekçi bebekler...
» Twilight'ın Esas Kızı Kristen Stewart
» Saklı Dehliz..
» WWE Tüm Güreşçilerin Gerçek İsmi!

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-