AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm
Astrid Arceron
Darence Elias
Cecil Arwen Dorofee
Foren Alator
Nadia Beauvoir
Harley McMannon
Rosalindie Meinhard
Rosalindie Meinhard
Aurora Clothilde
Savannah Claire Madden


Paylaş | 
 

 Sifonu Çekmek

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Georgina Senta Proswan

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Rujları
Kan Durumu : Melez
Patronus : Kelebek

MesajKonu: Sifonu Çekmek   Cuma Haz. 11, 2010 10:26 pm



Yer: Kızlar tuvaleti
Zaman: Öğle vakti.
Kişiler: Proswan ikizleri
Kurgu: Yine pislik toplayan bilinçli ikizin aptal ikizini savunuşu...

Hafif bir esinti, yüreğe doğru inen kayıp bir boşluk...
Sonbaharda savrulan bir yaprak, ilkbaharda yeşeren bir dal, yazın kavrulan ve kışın ateşe sarılan bir hissiyat vardı yüreğimde. Her bir damla ile daha çok yitirdiğim şuurum beni yalnız bırakmak için her zaman fırsat kolluyordu zaten. Kabinlerden birine girmiş, beyaz kapağı kapamış ve üzerine oturmuştum. Bacaklarım çarpıkmış gibisine sallanıyordu aşağıya doğru. Elimdeki şişe betonun üzerinde kırılıp üzerine gelen ışıklar sayesinde parıldıyordu ve biraz kokmaya başlamıştı burası. İçiyordum, dibine kadar! Sarı-kızıl arası turuncumsu saçlarım yüzümü kapatmış, bedenimdeki ısı artışı sebebiyle akan boncuk boncuk ter damlaları beni boğmaya başlamıştı. Adeta bir okyanusta boğuluyor gibiydim, gözlerimin önünde oluşan tabloda bir uçurumdan atıyordum bedenimi ama ruhum tümseğe çarpıyor ve kanlar içinde yayılan bedenimi izliyordu. Birden beynimdeki tüm görüntüleri irkiterek kendime gelmeye çalışsam da olmuyor yapamıyorum. Gözlerimdeki kovalar dolusu su damlası gözyaşı olmak için bir dokunuşu veya bir espiriyi bekliyordu. Ateşimin tavan yapmış olduğundan emindim, derslere girmek yerine burada oturmak oldukça cazipti benim için. Aptal amaçlar uğrunda dökülen çabalar oldukça itici gelmiştir bana her zaman, devrik cümlelerde kurallılardan daha çok anlam buldum hayatım boyunca. Herkes kurallıyken, herkes aynıyken ne anlarım ben onlara ayak uydurup aynı olmaktan? Ne geçer elime? Hep bu görüşler öldürdü benim ruhumu zaten, hep sıradanlık hep yalanlar! Göğsünü gere gere konuşamayan adamlar, kadınlar! Son ses açıp müziği, beynin patlayana kadar kafanı sallamak, duvarlara vurmak ve tüm hırsını, kinini dökmek güzel bir boşaltım yolu! Kimseye zarar vermez bu ama herkes nedense size dönüp bir ucube muamelesi yapar. Sanki kendi yaptıkları kimseyi üzmüyormuş gibi, aslında en zararsız olan yöntem bu. Kimse benim bedenimi sorgulayamaz, hayatımı da öyle. Kimseye zarar vermediğim sürece...

Ellerime hakim olamıyordum, düşüncelerimle birlikte onlarda titremeye başlamışlardı. Birden bire yüzümle kavuşan avuçlarım gözyaşlarımın akmaması için şakaklarımı sıkıyordu. Sorunum neydi değil mi? Sorun... Sadece bir tane mi olmalı bu sebep? Hayatın acımasızlığı, istemediğim bir şey uğrunda bu saçma binada olmak, kendimi zincirlemeyi isterken ayaklarımın üzerinde duruşumda sağlıklı olmama gerek duyan insanların varlığı, müziğime düşüncelerime haykıran, söven aptallıklar... Her şeyden önemlisi ise gönlünü kaptırıp bir daha parçalarını bulamamış olmak. Bedenimin ağırlaştığını biliyorum, üzerimdeki yük gitgide beni bağlıyor buraya. Nasıl kalkacağımı hiç düşünmüyorum, gerçekten gerek yok. İçimdeki çocuk iplerimi eline alıp bağırıyor, ruhumun duvarlarını tırmalıyor ve özgür kalmak için yırtınıyor! Kimse ona karışmamalı o anda, karışanın zararlı çıkacağını biliyorum. Kendimi tutamıyordum, mırıldanmaya başlamıştm. "Ucube hayatlar, ucube dünyalar. Ucube bir insana bağlı tüm yaşamlar bir gün yok olacaklar. Kendi kuyularını kazıp toprağa dönecekler. Şeytanın huzurunda ona boyun eğecekler..." Sesimin çıkıyor olması bile bir mucizeydi, gözlerim kapanıyorken bile bu sözleri mırıldanabilmek bana onur vermişti. Şeytanın en büyük elçisiydim ben, şeytanın kulu belkide. Yeah!

Üzerime doğru gelen bir şey hissediyordum, asam benden metrelerde uzağa düştüğü için ona ulaşmam imkansızdı. Neydi bu? Ayak seslerini duymamla beraber yanımda biriken iki şişenin yanına koymak üzere elimdeki üçüncü şişenin son damlasınıda dilime kavuşturdum. Ateşim daha da çok artmıştı, bedenim günahkar ve ruhum isyankardı o anda. O şişeyide diğerlerinin yanına koyduktan sonra aralık kapıya dönük olan sırtımda şimdi biri vardı. Bunu biliyordum ama hiçte dostça bir yaklaşım değildi bu. Gölgesini görüyordum yalnızca, arkamı dönmeye gücüm yoktu. Asam metrelerce geriden beni izlerken bu gölge asasını kaldırmıştı. Amacı neydi bu kişinin? Bu yaratığın ya da her neyse... Yahut derdi? "Sorun ne? İstersen sana da bir şişe verebilirim." Sözlerimin ardından yeni bir şişeyi ağzıma götürerek artık uyuşmuş olan dudaklarıma kavuşturdum ama bu cadının derdi anlaşıldığı üzere içki değildi. Peki neydi?

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jasmine Mia Proswan

GezginGezgin
avatar



Mücadele Tarafı : Karanlık bir ruh
Rp Sevgilisi : Martin'm.
Kan Durumu : Safkan

MesajKonu: Geri: Sifonu Çekmek   Cuma Haz. 11, 2010 11:13 pm

Esen rüzgârların ardı arkası kesilmiyordu. Sanki hava bu dünyadan ne kadar şey koparırsa o kadar kuvvetlenecekmiş gibi. Ama öyle olmayacak, dünya ağır yükünü havanın omuzlarına teslim ederken bu içinde yaşadığımız kara parçası özgürlüğe kavuşacaktı. Sorumluluktan, acıdan ve aptal duygulardan arınmış bir şekilde özgürlüğü tadacaktı. Bağımsızlık aklına gelince Senta’yı düşündü. Bir rüzgâr darbesi daha saçlarını havalandırırken, içinde bir tedirginlik uyandı. Bu aşinası olduğu garip duyguyu önce kovaladı. Ne olduğunu bilmek istemediğine karar verip üzerinde oturduğu banktan kalkıp devasa okulun arazisinde yürümeye başladı. Üzerinde eskimeye yüz tutmuş ama hâlâ iş görebilen bir ceket vardı. Ellerini ceketin iki yanına alelade koyulmuş ceplere soktu. Ceketinin içinde her zamanki okul kıyafetleri vardı. Okul kıyafetinin cebinde de asası. Kimseye hiçbir zaman güvenme anlayışıyla büyüdüğü için hep asi ve hırçın olmuştu. Ve bariz bir biçimde kötü, bencil ve şımarıktı. Bu kötü duygular, sadece bir kişi için geçersizdi. Senta… Hep öyle oldu, her zamanda öyle olacaktı. Senta hep sorumsuz biri olmuştu, onu toparlayansa hep Jassmine’di. Sanki hayatın omuzlarına, daha on dört yaşında bindirdiği sorumluluklar ve acı yetmezmiş gibi Senta’nın da sorumluluğunu taşıyordu. Tek bir hatanın peşini bir sürü yanlışın izleyeceğini bildiği için herkese karşı ön yargılıydı. Bu duvarı kırmak çok zordu. Derslerin çoğuna da bu yüzden girerdi, savunmayı bilmezsen saldıramazsın. Dudaklarından o berrak sesi yankılandı. Adeta hayata karşı bir saldırı, belki de haykırıştı. ‘ Evet! Savunmayı bilmezsen saldıramazsın! Saldıramazsan ölürsün… ’ İşte, gayet açık olan hayat felsefesiydi.

Öfkelenmiş olması, içinde ki o en başlarda duyduğu tedirginliği kuvvetlendirmişti. Ayaklarının onu istediği yere götürmesine izin verdi. Ama önce uğraması gereken başka bir yer vardı. Giriş katından hemen birinci kata çıktı ve ortak salona girdi. Sarının basık havasını tekrar ciğerlerine çekiyordu işte. Bu insanın içini daraltan havayı pas geçerek yatakhaneye doğru yürüdü. Ceketini çıkarıp düzenli yatağının üzerine fırlattı. Kendine ait dolabının içindeki jileti çıkardı ve dolabın içinde duran uzun tahtaya bir çentik daha attı. Bir sürü çentikle doluydu tahta. Onları daha sonra ‘birine’ göstermek için saklıyordu. Jileti yerine koydu ve dolabının kapağını çarparcasına kapattı. Asasını eline aldı ve koşar adımlarla yatakhaneden çıktı. Koridorda pek fazla insan olmamasına rağmen, görenler Jass’e yol vermişti. Bu alışık bir durumdu. Eğer Jass elinde asa üstü bası dağılmış ve koşar adım bir yere gidiyorsa, bir tek diğer Proswan’a gidiyor demektir ve kim yolunu keserse o an patlayabilir. İnsanların kendine bomba muamelesi yapmasına alışmıştı, ne de olsa o gerçekten bir bombaydı. İçinden, dikkat edin pimim çekili, diyordu.

Doğruca kızlar tuvaletine gitti. Kapıdan yavaşça adımını attı ve insana öğürme hisse veren kokuyu duymazdan gelmeye çalıştı. Ama bu pis kokunun dışında başka bir koku daha vardı. Bunu hemen duyumsamıştı. O kokuyu nerde olursa duyardı. Muggle votkası… Sevdiği nadir şeylerden biriydi ve bu içkinin kime ait olduğunu anında anlamıştı. Önünde, Senta’ya asa kaldırmış cadıyı net bir biçimde görüyordu. Ama cadı fark etmemişti. Asasını profesyonelce salladı, ‘ Expelliarmus! ’ Asa tuvalet kabinlerinden birinin içine doğru uçarken şaşkın iki cadı gözleri fal taşı gibi açılmış halde Jasmine’e bakıyordu. ‘ Üzgünüm bayanlar, muhabbetinizi böldüm. ’ Tanımadığı cadıya dönerken, kızın kendisiyle aynı yaşta olduğunu fark etti. Kızın gömleğinin yakasından tuttu ve kendine doğru çekti. Normalde olsa yine yapardı ama biraz zorlanabilirdi, ama şimdi kızın şaşkınlığını fırsata dönüştürmüştü. ‘ Bana bak. ’ kız dediğini yapmadan Senta’ya bakmaya devam ediyordu. ‘ Yüzüme bak. ’ dedi daha sert bir biçimde. Kız dediğini yaptı. ‘Dışarıya çık. Hem de hemen! ’ Genç cadı kızmıştı. Gömleğinin yakasını kurtarır kurtarmaz odadan çıktı.

Uzun bir süre sessizce kaldılar. Jass öncelikle Senta’nın içkilerini topladı ve içlerinden açılmamış bir şişe buldu. Hızla açıp içinden büyük bir yudum aldı ve geri kalanını lavaboya boşalttı. Senta’nın itirazlarını duymak istemiyordu. Eğer itiraz ederse o şişelerden bir kaçını bitirebilirdi çünkü. ‘ Kapa çeneni! ’ ilk kez Senta dediğine itaat etmişti. Tüm şişelerin içindekileri lavaboya boşalttıktan sonra şişeleri birkaç defa çalkaladı. İçlerindeki içki kokusunun dağılmış olabileceğini düşünüyordu. Şişelerle daha sonra ilgilenecekti, onları lavabonun içinde bıraktı ve ikizine döndü. Neden bu kız hiçbir zaman akıllı ve bilinçli davranamıyordu ki? ‘ Bir daha bunu yapma tamam mı? Her defasında senin için endişelenerek yaşayamam ve her defasında senin yanında olamam. ’
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Georgina Senta Proswan

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Rujları
Kan Durumu : Melez
Patronus : Kelebek

MesajKonu: Geri: Sifonu Çekmek   C.tesi Haz. 12, 2010 5:01 pm

Gölgenin bana karşı hissettiği veya kendini buna zorladığı kini havada berbat bir bunaltı yaratıyordu. Sarhoş bile olsa bedenim bu yumrukların arasında sıkılıyor, içim dışım birbirine karışıyordu. Düşüncelerim birbir yok olmaya başladığında bu farkında olmadan edindiğim düşman cadıcık beni büyük bir kine asasının görüş alanına almış ve takatsizce bekleyen, ona sırtını dönmüş vücudumu izliyordu. Bu şey en son başıma geldiğinde hayatımı mafeden o büyücüyleydim. Gözlerimin önünden bir bir geçen film şeritleri az önce tam tur dönen başımı durduruyor ve sanki tüm nefretimi kusmamı istermişcesine tam tersi yönde iki katı hızla döndürüyordu. Acımayacaktım artık kimseye çünkü kimse bana acımıyordu. Acımak? Aslında bu aptalca bir his omalıydı, şöyle düzelteyim kimse beni düşünmüyordu. Bir kişi hariç... Onuda şuan arkamdaki gölgelerin dansı karesinde göremiyordum. Bedenler birbirine değdiklerinde bir kıvılcım yükselirmiş gökyüzüne, sadce aşk dolu bedenlerden etkilenir ve başka bir mutluluğu yakarmış cayır cayır. İşte bu yüzden sevmek, başka sevgilerin kurbanı olmaya mahkum kalacaktır ebediyen. Tüm düşüncelerim sanki gözlerimdeki karartıyle birlikte kapanıyor ve beni gölgeler esir alıyordu. Buna karşı koymayacaktım, koyamazdım. Neye yarayacaktı bu şeye direnmek? Ona kendini bırakıp, rahatlamak daha mantıklı geliyordu. Hoş mantık kavramı o an için benimle alakasızdı her zaman olduğu gibi. Gölgeye yaklaşan adımlar duyuyordum, hızlılardı ve bir haykırışla bu adımlar gölge cadının elindeki uzun, ince asayı fırlatmıştı. Arkamda olan şeylerden habersiz olmayı seçiyordum ama bu sesi tanıyor olmak beni çok korkutuyordu. Hayır, onu tanımamalıydım. Tanışmamalıydık! Ta annemizin karnından beri birlikte olduğumuz kişi olamazdı bu, ikizim yine burada olmamalıydı. Sonrasındaki tüm azarlar o an için bomboş olan beynimi doldurmak için düşüncelerime girmişti. "Ooof oof..." Bedenim beni yere çekiyor oysa ruhum olanlara engel olup tek başıma kalmam için belkide lanetlerden birini uygulamayı istiyordu ki asam oldukça uzaktaydı. Oldukçadan kastım hatırlayamayacağım kadar anlamındaydı.

Kendimi çeken bu ağırlığa engel olmaya gayret ederek yüzümü kapan saçlarımı kulağımın arkasına atmak için sağ kolumu zorla hareket ettirmeye çalıştım. Uyuşukluğu geçmiyordu, sanki başka birinin koluydu bu ama bana bağlı görünüyordu. Uyuşan, içinde milyonlarca karınca denilen iş manyağı böcekler gezinen kolum şimdi elimi yüzüme kavuşturmama yardımcı olmuştu. Tırnaklarımdaki bordo-kırmızı arası cehennem temalı oje gözüme çarptığında küçük bir gülümseme ile saçlarımı yüzümden alıp başımın arkasına fırlattım. Kulağımın arkasına sıkıştırmak kadar kibar bir hareket benim için fazla inceydi. Akıp giden ruhumu toparlamış, ağır bedenimi sanki birden tonlarca yükünden kaldırmıştım. Hızla başımı arkama çevirdiğimde az önceki gölgenin bizimle aynı yaşta bir cadı olduğunu farkettim. İkizim yakasına yapışmış ve yüzüne bakmasını emrediyordu. İşte benim ikizimdi bu. Kız hızla oradan uzaklaştığında ise bilinçli olmak zorunda olan bayan çok bilen bütün şişeleri yerden alarak birini açıp koca bir yudum aldı. Hepsini lavabonun kocaman deliğine bırakarak bana her zamanki öfkesini kusmaya başladı. Yüzünde yine aynı öfke vardı, yine aynı annesel tavırlar. O her zaman benden akıllı, olgun olmuştu ama bence bende oldukça olgundum. Kendi sınırlarımın en olgun düzeyinde dolaşırken benden daha ne bekliyorlardı ki? Az önce o şişelerde koca bir yudum olan ben değildim herhalde. Gözlerim onu bir kaç saniye sessizce süzerken ilk defa dediğini yaptığın için içim içimi yiyordu, bunun rövanşı çok ağır olacaktı.

"Derdin ne senin Mia? Ya ben kendime sahip olabilirim sen merak etme, az önce o kokuya karşı koyamayan kişi sen değil miydin yani? O lavabodaki şişelere baksana, yalvarmıyorlar mı onları içmen için?" Tam on ikiden vurmaktı amacım onu ama iradesi her zaman güçlü olmuştu, nedense hep o kazanırdı ama son gülücük hep benim yüzümde açardı. Sinsi bir yılan gibi ilerler son anda sokardı ama onun yolu iyilikti, asla kötülüğümü istememişti fakat bunları yaparken elinde olarak mı olmayarak mı bilinmez beni hep kırmış ve can sıkıntısına tesli etmişti. Verdiği cevabın üzerine "Hadi ama, onları döktüğün için çok pişmansın!" diye haykırışım eminim ki tüm tuvalette yankılanmıştı. Tüm mutluluğumu klozete döküp üzerine sifonu çekmişti, akan sular ruhumu çekip götürmüştü benden. Bazen bu bedenden nefret ediyordum, bana çok ağır geliyordu. Sadece günah tahtası gibi geliyordum gözüme ve ne zaman aynaya baksam muhakkak o aynayı kırıyordum. Nefret gözlerimde saklanıyor ve kendimle başbaşa kaldığımda aynadaki aksim olup ruhuma saldırıyordu. Gözlerimden nefret ediyordum, o mavi denizlerin altında kocaman bir batak yatıyordu ama bunu kimse farkedemiyordu, her gün daha da çok battığım bu bataktan kimse çıkarmak istemiyordu. Ya çıkarmayı düşünüp beni kırıyorlar ya da yollarını değiştirip onlara dokunmayan batakta boğulanın boğulmasına izin veriyorlardı. İkizim böyle değildi, biliyordum. O sırada bir şeyler söylüyordu ama tüm bu düşüncelerim içinde boğulurken onu duyamamıştım. Adımı haykırması ile dolan gözlerimden yaşların geri gitmesi için şeytana yalvarıyordu yangınlardaki ruhum ama diğer yanım ise tanrıdan merhamet diliyordu. Sinirlerim bozulmuştu, büyük bir kahkaha patlatıp ikizimi süzdüm. "Ne var ya? Merlin aşkına, beni rahat bırak. Uğraşma o halde iyiliğim için. Bırak batayım bu çamura bare kendini kurtar. Zaten hayatında devasa bir fazlalığım baksana. " İşte şimdi kendi çamurumu derinleştirmiştim, ikizimi kaybetmek asla beni mutlu etmeyecekti, onunla olmalıydım! Benim denizim oydu!


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jasmine Mia Proswan

GezginGezgin
avatar



Mücadele Tarafı : Karanlık bir ruh
Rp Sevgilisi : Martin'm.
Kan Durumu : Safkan

MesajKonu: Geri: Sifonu Çekmek   C.tesi Haz. 12, 2010 8:51 pm

İçindeki iyilik dürtülerini biliyordu ve yine karşı koydu. İyilik sadece hayat için koca bir eksi demekti. Acıma, savunmayı delen en tehlikeli duyguydu. Üzüntü, saldırıyı engellerdi. Ama şimdi bu duyguların getirilerini düşünüp, hayıflanmayacaktı. Ne ikizine saldıracak, ne de savunmaya geçecekti. Tek derdi konuşmaktı. Senta’nın aklının tekrar eski yerine dönmesi için tek yapabileceği şey, konuşmak konuşmak ve konuşmaktı. Ve neredeyse emindi ki, bir şeytan meleği kötülük yapmak konusunda ne kadar ikna edebilirse, Jass’de Senta’yı o kadar ikna edebilecekti. Ama tek şansı buydu. Kendi kendine bu acizliği için utandı. Ve Senta’nın söyledikleri de bu acizlik duygusunu pekiştirmişti. Evet, o kokuya karşı koyamayıp bir yudum almıştı. Bunu yapmamalıydı, ama yapmıştı işte. Ayrıca Senta’ya çok sinirliydi ve onu kırmak istemediği için, düşünceleri biraz yumuşasın diye içmişti. ‘ Senta… Biliyorsun votkayı çok severim. Ve senin gibi kendimi kaybedene kadar içmiyorum. ’ dedi sadece. Sonra söylemediği bir gerçeği itiraf etti. ‘ Ayrıca sana çok kızgındım ve biraz yumuşamaya ihtiyacım vardı. Seni kırmaktan nefret ederim, biliyorsun. ’ Diğer kavgalara göre bu daha nazik ve anlayışlı olacaktı. Kaba kuvvet ve kaba sözler çözüm olmayıp, sadece Senta’nın kızgınlığını daha da arttırmıştı. Sonra Senta’nın sesini duydu. Neredeyse tuvalettin her yerinde yankılanmıştı. Ama bu kez yanılıyordu. Onları döktüğü için hiçbir pişmanlık hissetmemişti. Başlarda onları içmek yerine döktüğü için kendine kızmıştı ama o zaman mantığı devreye girmişti. Yapamazdı. Eğer iki Proswan’da sorumsuz olursa kaybolurlardı. İkizinden akıllı davranmasını isterken kendisi bir yanlış dahi yapamazdı.

‘ Hayır, tabii ki pişman değilim! Anlamıyor musun Senta, böyle yaşayamayız! Bunu sende çok iyi biliyorsun ve gerçeklerden kaçıyorsun. ’ Sonra ikizinin o derin mavi gözlerine baktı. Sanki kendi düşünceleri içinde kaybolmuş gibi bakıyordu. Bomboş. Onun ne hissettiğini çok iyi biliyordu Jasmine. Kendini koskoca bir yerde yalnız ve tek başına hissediyordu. Kimseyi yanına almadığı içindi bu. Çünkü Jasmine hiç onu bırakmamıştı. Tuvaletin leş kokusu iyice içine işlese de gıkını çıkarmadı. Senta’dan bir yanıt bekliyordu. Ama hiçbir şey yoktu. ‘ Senta? Senta! ’ Sesini yükselttiğinde, boş tuvalette yankılanmıştı. Her zaman severdi sesini, berrak suları andırırdı ona. Tıpkı bir zamanlar Senta’nın gözlerinde olduğu gibi, berrak masmavi sular. Kıpkırmızı saçlarından bir tutam alıp başının arkasına attırdı. Saçlarının kızılı, Senta’nın saçlarının üç-dört renk koyusuydu. Ama gözlerinin rengi Senta’nın gözlerinden daha buğulu bir maviydi. İkisinin gözlerini yan yana getirirseniz hemen anlardınız farkı.

Bir elini alnına koydu ve sıvazladı. Başına ağrı çıkmıştı ve her sözde de katlanıyordu. Ama Senta bunu fark etmemiş gibi patlayıverdi. Sözlerini bitirdiğinde tuvaletin içinde gözle görülebilir, elle tutulabilir bir gerilim vardı. Her an iki cadıdan biri, özelliklede Jass delirebilirdi. İkizinin bileğinden tuttu ve tuvalet kabinin köşesine yapıştırdı. Senta neler olduğunu anlayamadan Jass konuşmaya başlamıştı. ‘ Sakın hayatımdaki yerini yargılamaya kalkma, sakın! Eğer sen benim hayatımda bir fazlalık olsaydın senin için çırpınıp durmazdım. Anlamıyor musun Georgina? Sen benim hayatımın en önemli parçasısın. Yaptığın her yanlışla, yaptığın her hatayla içinde bulunduğun bataklığa beni de çekiyorsun. Ya ikimizde çıkacağız bu çamurdan, ya da… ’ Birkaç saniye bekledi. Derin bir nefes aldı ve geri verdi. ‘ Batacağız. Yardım et Georgina. Senin sandığın gibi iyi değilim. Aslında kötü biriyim. Ve bencilim. Ama sen istisnasın. Sen bensin. Bu yüzden yapma. ’ İkizinin gözünden süzülen yaşları fark ettiğinde şaşırdı. Birkaç saniye duraksamadan sonra eliyle o yaşları sildi.

Sonra Senta’yı bıraktı ve arkasını döndü. Lavaboya doğru yürüdü. Attığı her adımda çıkan sese sinir oluyordu. Lavaboya vardığında içki şişeleriyle ne yapacaklarını düşündü. Kimsenin bulmaması gerekiyordu. Senta ilk defa haklıydı. Jasmine o içkileri bitirmek istiyordu. Ama bir kez daha mantığı öne çıkmıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Georgina Senta Proswan

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Rujları
Kan Durumu : Melez
Patronus : Kelebek

MesajKonu: Geri: Sifonu Çekmek   Ptsi Tem. 05, 2010 5:57 pm


Duyduklarım, anladıklarım ve yargılardıklarım...

Tüm düşünceler bir bir beynimi ele geçiriyordu. Kendisini benden iyi tanıdığım biri bana bu kadar değer veriyordu. Bunu gerçekten böylesine beklemiyordum. Düşüncelerim durmak bilmiyor, beynimi zorluyordu. Gözlerime giden acılı duygular istem dışı -tamam kabul tamamen kendimi tutamayarak olmuş bir davranış- ağlamama sebep olmuştu. Akan yaşlar sımsıcak olarak yanağımdan süzülürken bir sıcaklık daha yanağıma kavuşmuştu. Usulca, narince ve ürkütmemeye çalışırcasına damlaları sildi yüzümden. Silinen her damla ile yenisi gelmek için gözlerimi zorluyordu. Engel olmalıydım, ruhumun kısıldığı bu aptal kapandan çıkmam gerekiyordu. Kendim için olmasa bile kardeşim, ikizim için! Hayatımda sadece bir kez bile olsa sorumluluklarımı bilmeliydim, kendime karşı olanları bilmiyor olsam bile ikizime karşı olanları bilmek zorundaydım. Bedenimde gezen uyuşukluk hala yerindeydi, sevildiğimi öğrenmemle birlikte beni şımartarak sorumluluk düşüncem için dezavantaj sağlayarak bu düşüncenin varlığını unutmama sebep oluyordu. Her zaman ki gibi kendimi şimdiye vererek ne geçmişi ne de geleceği düşünmeyeceğimi biliyordum. Bunu yapamıyordum! Bencillik etmeden duramıyordum! Ben bencilin tekiyim! Bunu biliyordum. Herşeyi kenara koymayı becerip o an için yalnızca anlık şeyler için planlar yapıyordum. Gelecek vaadetmeyen planlar. Hatta çoğu kez geleceğimi yokedecek planlar...

Hemen kalkıp lavaboya yürüyen ikizimi görüyordu gözlerim, yansıması duvarda kocaman olup mermeri oyacak gibi duruyordu. " Bence seni şu okulun aptal, cici kızı hani şu başroldekilerden Olivia'yla aynı binaya almalıydık ikiz ya. Mantığını boşver, isteklerini dinle!" Her zaman mantıklı olmak zorunda mıydı bu kardeşim? Hiç bana benzemiyordu, aynı yumurta ikizi olmamıza rağmen bir çok farklı yönümüz vardı. Derin bir iç çektim kendimi tutamayarak. İkizimin vereceği tepkiyi çok merak ediyordum. Benim gözümde çıt kırıldım, bak popülerim, tamponum yerde ama burnum havada imajları iğrençti. Elimde olsa sanırım ilk önce o kızları yok eder sonra tüm sevdiklerini şeytana kurban verirdim. EVET! Yapardım bunu! "Aaa, ikiz ... Fikrim geldi! O çıt kırıldım, bak bunaldım kıza bir oyun oynayalım mı? Eğleniriz hem. Canım ikiziiiim..." Şuan bunu yapmaktan çok hiç birşey istemiyordum. Sadece eğlenmek ve onları aptal konumuna düşürmek. Mantık delileri... Uçmayı bilmeyen kartal.



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Sifonu Çekmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-