AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm
Astrid Arceron
Darence Elias
Cecil Arwen Dorofee
Foren Alator
Nadia Beauvoir
Harley McMannon
Rosalindie Meinhard
Rosalindie Meinhard
Aurora Clothilde
Savannah Claire Madden


Paylaş | 
 

 Noel Balosu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8  Sonraki
YazarMesaj
Zosia Silimauré

Büyüceşura Baş HakimiBüyüceşura Baş Hakimi
avatar



Patronus : Gergedan

MesajKonu: Noel Balosu   Paz Haz. 20, 2010 3:39 am


Kış soğuk yüzünün henüz yumuşak tarafını Hogwarts'a göstermemiştir. Rüzgarın en keskini, karın en büyük ve yoğun taneleri, buzun en kalın ve kararlısı okulun etrafını bir örtü misali sararken, okulda yaşanan korkunç olaylardan ve kütüphane yangınından iki hafta sonra, Noel Balosu düzenlenmiştir. Öğrenciler yollandığı evlerinden balo için çağırılmış, okulda kalanlar ise o iki haftalık süreyi yatakhanelerinde ve olay yerinden uzakta tamamlanmıştır. İki hafta erken başlayan tatilin yarısında okulun restorasyonu devam ederken düzenlenen Noel Balosu'nun olanları unutturması düşünülerek, muazzam bir gece organize edilmiştir. Büyük Salon her zamankinden daha büyülü ve daha görkemli görünmektedir. Kar yağdırmayan kış göğü geceye çevrilmiş ve yaz gecelerini andıran açıklıkta içeridekilere eşlik etmektedir. Yiyecekler ve içecekler Hogwarts mutfak cinlerinin maharetli büyüleriyle hazırlanmıştır. Gecenin ilerleyen saatlerinde öğrencileri çeşitli sürprizler beklemektedir. Şimdilik gerginliğin yumuşatılması tek amaç olan bu gecede, eğlenmek ve bu mükemmel gecenin tadını çıkarmak vaktidir.

Güzel cadılar ve yakışıklı büyücüler, gecenin sonunda en uyumlu çift, gecenin cadısı ve gecenin büyücüsü seçilecek ayrıca en fazla katılım gösteren binalar ödülendirilecektir.


Genel Not: Tüm balo rp'leri bu başlık altından devam edecektir.


Zosia varlığının giderek betimlenmediği çözümsüzlüğü ile salonda ki son hazırlıklar da gözlerini gezidiriyordu. Tüm öğrenciler tamamlandığında Galadriel'den izin alarak ayağa kalktı. Siyah elbisesi ile bütün olan beyaz eli ile hava da küçük bir reverans yaparak tüm dikkatleri üzerinde topladı.

"Evet bildiğiniz gibi bazı öğrencilerimiz kendilerini kaybedip bazı emellere ki soylarına hiç yakışmayan şeylere malzeme oldular." Sesinde ki imalı tonu hak eden kişilere bakmak için mavi gözlerini hafifçe Slytherin masasına çevirdi. Bu konuşmayı da zaten sırf bu yüzden o yapmak zorundaydı. Galadriel kızının yaptığı çılgınlığa çok fazla sinirlenmişti. Tekrar nazikçe öksürüp sözlerine devam etti "Bildiğiniz üzere kütüphane tekrardan onarılıyor ve bakanlığın gönderdiği sevgili müfettişler aramız da dolanıyor, ona göre davranacağınızı umarım." Soğuk sesinde ki vurgulu kaideden sonra daha fazla söz söylemeye gerek görmeden yerine oturmuş ve balonun başladığını belirten müzik sesi ve bayraklar açılmıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Myrenala Autumn

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Autumn
Rp Sevgilisi : İlgilenen P'm le gelsin x.x
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Elinde bageti olan Lars Ulrich!

MesajKonu: Geri: Noel Balosu   Paz Haz. 20, 2010 10:17 am

Hogwarts mühürlü mektup eline geçtiğinde o akşamdan kalmış bir şekilde salondaki kanepede baş aşağı sarkarak ne yaptığını tam tanımlayamadığı bir biçimde duruyordu. Sesler ve renkler anlamsın gelmeye başlarken kaplanının homurtusu Myre'nin alkolü fazlaca kaçırdığını anlatıyordu adeta. Bembeyaz tüyleri olan kaplan ona bir bebekken gelmiş ve ellerinde büyümüştü. Kaç kez onun üstünde gezmemişti ki kız beş yaşındayken. Mavi gözlü bir koruyucu olduğunu düşünürdü hep, sanki annesinin ruhunu taşıyor, onu korumak için etrafında dolanıyor gibiydi. Her hareketinde annesini anımsamaya başlamıştı neredeyse, sesini duyabilecekmiş gibi hissediyordu. Sanki bir anda annesine dönüşüp ona sarılabilecekmiş gibi. Sanki karanlığından kızı çekip alabilecekmiş gibi. İmkansızdı ama bu. Annesini -o kızıl saçlı meleği- kaybedeli çok olmamıştı ama sanki yıllar geçmiş gibi geliyordu ona. Yanlış zamanda yanlış yerde durmanın cezası olarak öldürülmüştü yanlışlıkla. Koparmıştı cani bir büyü annesini kendisinden. Sadece manava giderken yolu o taraftan geçiyordu diye. Kız bir süre yetimhaneye postalanmıştı ve uzaklardaki bir akrabası bulununcaya kadar orada çıldırmamak için zorlamıştı kendisini.

Bunları düşünürken baykuş uçarak gögsüne konup hafifçe gagalamaya başlamıştı burnunu. Hissettiği rahatsızlık ile Myrenala kuçu tutmuş ve doğrularak kuşu bırakıp mektubu eline alarak kuşa en sevdiği krakerlerden iki - üç tane vermiş ve biraz da mıncıklayıp salmıştı hayvanı. Mektubu açıp okurken 'Balo mu?' diye geçirmişti içinden. Noel ruhu ha? Herhalde son olayları unutturma çabasıydı bu. Balo için ne giyecekti ki ama? Oflayarak kalktı yerinden ve yalpalayarak dolabına kadar gitti. Mor kısa bir elbise ama siyah tüllerle kaplı bir elbise seçmişti. Fransız Gotik Mimarisi'nden etkilenen bir terzinin elinden çıkma bir kıyafetti bu. Okulda ilk kez gözükecekti Myrenala. Genelde insanlardan soyutlardı kendisini. Kıyafeti ayarladıktan sonra uyumaya gitti. Ertesi sabah yolculuğuna başlayacaktı..
_

Okula geldiğimde dalgalı saçlarım rüzgarla uçuyor ve rüzgar canımnı yakarak tenimde geziniyordu. Mavi gözlerimi kısmak zorunda kalmıştım, rüzgar ve soğuktan sulanmışlardı bile. Mor ve siyah tüllü elbisem üzerimdeydi, gözlerimde sadece siyah sürme çekiliydi. Dudaklarımda kırmızıya kaçan ama doğal bir kırmızı tonunda ruj vardı. Arkasında tek çizgi olan siyah külotlu çoraplarımı giymiştim -ki pek seçeneğim de yoktu. Eşyalarımı evimde kalan bir arkadaşım yakmıştı içkili olduğu bir gecede. Küllerini topladım- . Siyah deri botlarım görünüşümü tamamlıyordu. Yüzüme pudra sürmeme gerek yoktu çünkü 'ölü' gibi beyaz olduğumu biliyordum. Yürürken ısınabilmek için ince sigaralarımdan birini çıkararak yaktım.. Dumanı içime çekerken bir kez daha o değişik aromasını hissetmiştim. Değişik bir meyve gibiydi. Tatlıydı ama dumanla birlikte ağırdı da biraz. Dudaklarımı aralayıp dumanın dışarı çıkmasına izin verirken kayıklardan birine binerek Hogwarts'a yol alıyordum bile. Çok soğuktu hava. Kışın bu kadar soğuk olduğunu görmemiştim hiç. Sigaramdan derin derin çekerek üç dakika gibi bir sürede bitirmiştim. Çantamda taşıdığım karanfillerden birazını ağzıma atarak sigaranın kendisine özgü kokusunu yok etmiştim. Kayık okula yanaşınca inmiş ve hızlı adımlarla büyük salonun yolunu tutmuştum. Soğuktan yanaklarımın kızardığını hissedebiliyordum. Gryffindor masasına yerleşmiş ve bakışlarımı müdirelerine yöneltmiştim.

Kadının konuşması Slytherin masasına ithaf edilmişçesine söylenmişti ve kadının bakışları da bunu doğrular nitelikteydi. Bakışlarımı Slytherin masasına yönelttim. Aralarında tek birini arıyordum. Achille. Gözlerim onun yüzünü bulduğunda sevinmiştim, eh evet hissettiğim birtakım şeyler vardı ama henüz kendisine açmamıştım. Şu bina farkı olayı zerre kadar umrumda değildi. Sadece emin olmadan söylememe kararlıydım. Slytherin'ler kendisine bakmadan bakışlarını kaçırmıştı. O sırada müzik başlayınca insanları izledim. Kendi binamda sadece kızları tanıyordum. Pek arkadaşım yoktu evet ve eğer çiftli dans yapılacaksa ben masamdan kalkamayacaktım demekti bu da. Biraz mutsuz olsam da sırtımı dikleştirip insanları incelemeye başladım. Belki biri kaldırırdı, pek umrumda da değildi açıkçası. Sadece beklemekti bana kalan. Kahverengi kahküllerimi biraz yana ittim gözlerime girmesinler diye. Bu okulun bu kadar kalabalık olduğunu yeni farkediyordum ve bir gün hepsiyle olmasa bile çoğuyla tanışacaktım. Müziği dinlerken ezgileri düş dünyamı harekete geçirmişti ve sağımda solumda insanlar hareketlenirken ben o müzikle ne düşündüğümü bile anlayamazken karmaşık düşüncelerin içine dalmıştım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jack Caprio

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Gryffindor
Rp Sevgilisi : Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz... The person you have called cannot be reached at the moment, please try again later...
Kan Durumu : Melez
Patronus : Çatal Boynuzlu Geyik

MesajKonu: Geri: Noel Balosu   Paz Haz. 20, 2010 5:04 pm

Camdan baktığımda kar tanecikleri yavaş yavaş yere dökülüyordu. Her bir tane yere düştüğünde ben dahada mutlu oluyordum. Dışarıda hafif bir rüzgar esiyordu. İçimde kopan fırtınalardan biraz daha yavaştı. Noel'in gelmesiyle çok huzurluydum. Çünkü arkadaşlarımı görebilicektim. Kıyafetlerimi giyip yatağa uzandım. Biraz düşündüm. Noelin en güzel yanı neydi ? Biraz düşündükten sonra buldum. Noel balosu vardı. Hatırlayınca dahada mutlu olmuştum. Hazırlık yapmalıydım. Hazırlıklarımı tamamladıktan sonra balo gecesi gelmişti. Ben böyle günler için sakladığım smokinimi gitmiştim. Ve içimi ferahlatmak için bardağa biraz soğuk su doldurdum ve içmeye başladım. Bardaktan aldığım bir yudum su beni o kadar ferahatıyordu ki her yudum aldığımda ruhum içimden çıkıyor, her yudumu içtiğimde ise ruhum geliyor gibi oluyordu. Suyu yudumlayıp bitirdikten sonra erkekler yatakhanesinden çıkıp yavaş, yavaş erkekler tuvaletine doğru gidiyordum. Birazda yüzümü yıkayıp öyle ferahlamak istemiştim. Erkekler tuvaletinin kapısını yavaş, yavaş aralarken içerden sesler geliyordu.

-Noel gecesi için çok heyecanlıyım.
-Bende heyecanlıyım çok güzel bir gece olucak.

İki arkadaşın konuşmalarına kulak misafiri olmuştum. Kapıyı yavaş,yavaş açtım ve içeri girdim. Yüzümü yıkadıktan sonra balonun olduğu salona doğru yavaş ama emin adımlarla gitmek üzere yola koyuldum. Her bir basamağa bastığımda koridorda yankı yapıyordu.

-Tak -Tak !

Her adımımda müziğin sesi yavaş, yavaş kulağıma işliyor, bana huzur veriyordu. Ses gittikçe artmaya başlamıştı.Ve sonunda salonun kapısı önümdeydi. Merdivenlerden aşağıya doğru indim. Salona bir göz attım. Gryffindor masasını gördüğümde masaya doğru yöneldim. Masanın yanına geldiğimde yavaşça masaya oturdum. Binaların bayrakları yukarıda yavaşça çok güzel bir şekilde dalgalanıyordu. Salonun güzelliği adeta gözlerimi büyülüyordu. Yüzümde ufak bir tebessüm vardı. Bir yandan heyecanlı bir yandan da mutluydum.


En son Jack Caprio tarafından Paz Haz. 20, 2010 6:46 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net
Lima Donald

GezginGezgin
avatar



Mücadele Tarafı : Adalet.
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Beyaz Atmaca

MesajKonu: Geri: Noel Balosu   Paz Haz. 20, 2010 5:56 pm

Noel Balosu.Noel Balosu.Kafamda sürekli aynı kelimeler uçuşuyordu.İlk defa kendimi bu kadar heyecanlı hissediyordum.Sonuçta okulda yeniydim ve Noel balosunu ilk kez görecektim.Ama giyecek bir şeyim yoktu.Ne giysem diye düşünürken annemin böyle şeyler için sandığıma elbiseler koyduğu aklıma gelince derin bir Oh çektim.Sandığımı yavaşça açıp elbisemi aramaya başladım.Sonunda cüppelerimin altında olan elbiseyi buldum.Elbiseyi görünce ağzım açık kaldı.Annem!Lanet olsun bunu giyeceğimi nasıl düşünür?Elbiseyi sandıktan aldım ve yatağımın üzerine attım.Beyaz fırfırlı bir elbise.Elbiseyi gözlerimle tarıyor sanki bir mikropmuş gibi kendimden uzak tutmaya çabalıyordum.Elbiseyi son kez inceledikten sonra derin bir iç çektim ve Noel balosu için katlanacağız artık diye düşünerek elbiseyi giydim.Yatakhanede fazla oyalanmak istemiyordum o yüzden saçlarımı açık bırakarak hızla yatakhaneden indim.Hufflepuff ortak salonunda kimse yoktu.Herkes noel balosuna gitmiş olmalıydı.Geç kaldım Geç!Zaten dorukta olan heyecanıma birde telaş eklenmişti.Hızla büyük salona doğru koştum.Daha girmeden yerimde dona kaldım.Muhteşem görünüyordu.Etrafa tuhaf bir enerji saçıyordu.Sanki daha canlı görünmesi için büyülenmişti.Yavaş adımlarla içeri girdim.İçerisi sıcak ve temizdi.İnsana tuhaf bir huzur duygusu yayıyordu.Sanırım çok eğlenecektim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Anita Farrel

VII. SınıfVII. Sınıf
avatar



Mücadele Tarafı : Miras kalan taraf; Karanlık
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Vaşak.

MesajKonu: Geri: Noel Balosu   Paz Haz. 20, 2010 10:52 pm

Anita hapşırdı ve yeniden burun çekti. Kışın soğuk ve çarpıcı etkileri bir türlü rahat bırakmıyordu okulu. Ölü bitkiler karın altında yatarken Hogwarts'a da bir kış tasası hakimdi. Anita burun kemiğini kaşıdı ve yeniden hapşırdı. Zayıf bünyesi kışın düşük derecelerini kaldıramıyordu maalesef.
"Gerçekten kütüphanenin durumuna çok üzülüyorum." diye mırıldandı, yeniden hapşıracakmış gibi bekledikten sonra. Kitapların heba olamsına gerçekten üzülmüştü, hatta çoğu şeyden fazla üzülmüştü onlar için. Hala Slytherinlilerin bu kadar düşüncesiz olabilmelerine kafası basmıyordu. Belki de binasının yegane özelliği olan kitap sevdasına bu kadar saplantılı olduğu ,için bu kadar kafaya takmıştı. Diğerlerinin pek umursamaması buna işaretti.
Fred ile kurduğu küçük dialoglardan ve ardı kesilmeyen hapşırıklardan sonra balo olduğunu hatırladı.
"Fred, noel balosu var! Geliyor musun?"
Fred'in glemeyeceğini öğrendiğinde bahçeden ve soğuk havadan uzaklaşmak için dışarısına göre daha sıcak olan okulun kapılarından girdi. Sıcak ana şevkatiyle kollarını açtı ona ve havadaki toz yeniden hapşırmasına sebep oldu. Bu halde sadece diğerlerini hasta etmeye yarıyacaktı ama baloyu kaçırmayı da pek istemiyordu. Yatakhaneye çıktı ve önüne gelen ilk şeyleri çıkarıp giydi. Uğraşmak için fazla üşeniyordu. Boyunlu siyah elbisesi kaşındırıyordu ama en azından askılı giymekten iyiydi. Anita dolabına ümitsizce baktı. Asla kıyafet ve ayakkabılarla ilgilenen biri olmamıştı. Omuz silkti ve sandığını kapadı. Kıyafetleri bilesitem eder gibi bakıyordu ona.
"Keşke kitaplar yerine kıyafetler yansaydı." diye mırıldandı kendine. Zaten her şeyi büyük geldiğinden sinirini bozuyordu. Bu elbise bile diz üstü olması gerekirken dizlerin altına uzanıyordu yani dedesinin bu kadar büyüyebileceğini düşünmüş olması delilikti. Gerçi kıyafetlerini onun almış olması da ayrı bir konuydu.
Saçlarını saldı, melon şapkasını bir kenara attı ve yatakhaneden çıkıp baloya katıldı. Tek başına ve eşinin kendisini rezil edip etmeyeceğiyle kafasını meşgul etmeden. Zaten partner bulma tasalarına sadece gülerdi.

"Bu cinler gerçekten meziyetli!" dedi Anita gözlerini yemeklerde gezdirirken. Konu balo olunca üzerinde parıldayan krema ve şelale gibi kocaman bir pasta süslemişti masayı. Anita'nın en çok ilgisini çeken bu olmuştu, yoksa jöle dolgulu küçük kekler de nefis görünüyordu. Aç bir domuz gibi atılmak hoş olurdu bu durumda. Profesörü dinlemeye başladı.
"Bildiğiniz üzere kütüphane tekrardan onarılıyor ve bakanlığın gönderdiği sevgili müfettişler aramız da dolanıyor, ona göre davranacağınızı umarım."
Anita iç geçirdi. Yine kütüphane konusu. Orası için cidden delicesine üzülen ya tek kendisi vardı ya da en çok üzülen oydu. Bunu diğerlerinin yüzünden görebiliyordu. Merlin, kitaplar ne istemişti ki onlardan?!
Dışarısı kışın işkencesinden nasibini alırken içeride sıcak bir ortam vardı. Anita önündeki jöleli çikolata kaplama küçük keki kapıp bir ısırık aldı ve Stan'e döndü.
"Hişşt Stan, içki olacak mı dersin?"
Ağzındakileri dışarı püskürtmemek için elini dudaklarına bastırdı ve sorarcasına yarı muzip yarı ciddi bir ifadeyle Stanley'e dikti gözlerini.


En son Anita M.Farrel tarafından Ptsi Haz. 21, 2010 3:48 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dominique Lûthien

VII. SınıfVII. Sınıf
avatar



Kan Durumu : Kirli.
Patronus : Karga.

MesajKonu: Geri: Noel Balosu   Ptsi Haz. 21, 2010 4:33 am

Yediği ağır cezadan sonra perili malikâne de Dominique'yi yüzlerce göz izliyordu. Bunun yükü yetmezmiş gibi Tristan'nın ve Olivia'nın varlığı çıldırmasına, annesinin histerik despotlukları daha fazla kasılmasına ve kötüleşmesine neden oluyordu. Tek bir şey hariç, Kyros. Beyninde ki şizofrenlikten yankılanan tek cümle, genç kızın öfkeli bakışların da anlamsız bir tebessüme dönüşmüş ve dudaklarından çarpık bir gülümseme ile hayat bulmuştu. Oturduğu camın önünden, kışın yavaşça bürüdüğü Fransa'ya lanet etti. Lanet... Sarı saçlarını savurarak beynine düşen düşünceleri uzaklaştırmaya çalıştı ama kapıdan hışımla giren annesi bu baş hareketinden daha fazla etkili oldu. Azar, azar, uyarı, azar, uyarı ve geldiği gibi ihtişamla kapıdan çıkış. Kendini bir süre yatağa atıp düşündü ve odaya giren ev cinine işleri yıkarak, annesinin geçitinden Hogwarts'a gitmeye karar verdi ama önce Kyros'a okula döndüğünü haber vermek istiyordu. Gözlerinde ki derin buhranla artan parlaklık, günlerdir sürdürdüğü kinli yası sona erdirmişti. Çekmecesinden aldığı siyah parşömene büyü ile sadece "Az sonra, Hogwarts'tayım..." yazmıştı ve uzun süredir ilk defa siyaha boyadığı tırnakları ile sol işaret parmağında küçük bir çizik oluşturup, kan akmasını sağlamıştı. Kan... Saflık ve hayat. Ölüm ve tutku, aşk ve nefret hepsinin harmanlanmış ve can bulmuş hali. Daha fazlasını anlatmaya veya daha fazla cümle kurmaya gerek yoktu. Yazının altına imzası olan kan mührünü de koyduktan sonra gülümseyerek, pusulayı ulaştıracak olan Kargası Supay'ın ayağına bağlamıştı. Büyülü hayvanın siyah tüylerini biraz okşadıktan sonra "Git ve Kyros'a onu beklediğimi haber ver." demişti. Gözlerin de sinsi soğukluğu taşıyan hayvan havalanıp kaybolduğun da genç kız ağır adımlarla odasından çıkıp geçite vardı.

Aynanın üstüne son bir kez daha eğildi, vişne çürüğü rujunu serçe parmağı ile düzeltti. Yana doğru eğdiği başı ile görüntüsünü inceledi. Vahşi, evet kelimenin tam anlamı ile yüzünden yansıyan buydu. Bu çarpık görüntüden fazlası ile memnun olmuştu, içindeki tutkulu kinin karasını, gözlerinde ki belirgin biçimde var olan siyah sürme belli ediyordu. Sarı saçlarının doğallığını törpüleyen bir iki kırmızı bukle dudaklarının dolgunluğunu daha da belirgenleştiriyordu. Saçları bir çağlayan gibi çıplak omuzlarına dökülüp, beyaz tenini bir hale gibi çevreliyordu. Kıyafeti rujunun rengine uygun, deniz yaratıklarının suretleri ile işlenmiş traplez bir mayo üstü ve onu tamamlayan çingenelerin düğünlerinde giydikleri şalaş bir etekti. Küçük ayaklarını ise bileğindeki ince saman bileklikle örtüşen jipsin tamamlıyordu. Aynada ki yansımanın gözlerinde hiç bir marjiliteye ulaşamaması sadece katışıksız nefretinden kaynaklanıyordu. Bir an için içine dolan isterik tavırla, banyo da yalnız değilmiş gibi arkasını dönüp bakmıştı. Gördüğü tek şey görmek isteyip göremedikleriydi. Son bir kez daha aynaya bakıp kendi hırçınlığı ile yüzleşti, göz kırptı ve kapıdan çıktı. Kızlardan biri nasıl bir tema izleyeceğini sormuştu, son dakikaya kadar aklında partiye katılmak bile yoktu ama Kyros'un varlığı bunu değiştiriyordu. Belirgin bir şekilde Çingenelerin hükmü ile süslenmiş gibiydi. Ayaklarının sessizliğini, ayakkabılarına borçluydu, ince hasırlar beyaz teninden küçük ısırıklar alarak içini gıcıklıyor, bu da Noel balosuna katılmadan önce içtiği viski sayesinde daha bir olgun tat bırakıyordu. Kızlar yatakhanesinde ki koşturmacaya güldükten sonra Nadja'nın yanına ulaştı ve beyninin örümcekli kısmı arada kelimeleri bozsa da ortak salona doğru ilerlerken Nadja ile konuşmaya başladı. "Ah, onları kaile almıyorum bile. Zaten daha Tristan ile olan meselem kapanmadı ama şimdilik..." Sözlerini yarım kesen şey sevgilisini bir an da önünde bulması olmuştu. Nerede ve ne konumda olduklarını unutarak bedeni istemsizce mavi gözlü delikanlıya çekilmiş ve tutkuyla dudakları birleşmişti. Özlemişti... Salonun ortasında sarmaş dolaş dikilmelerini aldırış etmiyordu, saatlerce öyle durabilirdi ama annesinin başına diktiği görünmez nöbetçilerin kasvetli kokusunu duyumsuyordu. Derin bir nefes alarak bedenini hafif geri çekmiş ama tam olarak ayrılmamıştı. Üst dudağı hafif seyirerek, kızgınlıkla kısılan gözlerini devirmiş ve ortak salonun tavanına sert sert bakmıştı. Annesinin tam tepesin de dikilen silüetine lanetler yağdırmak istiyordu ama bunun yerine sevgilisine dönüp dudağının kenarını imâlı bir şekilde, bir kez daha öpmüş ve balo salonuna doğru yürümeye başlamışlardı.

Salona giriş yaptıkların da Dominique çevresindekileri küçümseyerek süzmüştü, basitlik bu okul da o kadar fazla görülüyordu ki içinde bulundurduğu tatlı özgüven damarlarından çekilip yerini mide bulandırıcı kasılmalara bırakıyordu. Okula yaptıkları o karmaşadan sonra bazı gözlerin çekinerek, bazılarının gizli bir merakla benliğini teşhir etmesinden sadistçe bir haz almıştı çünkü o kadar hiçlerdi ki çekinmeden genç kızın suratına bakamıyorlardı bile... Gururun haşin temaşasının raks ettiği yüzü Kyros'a biraz daha yanaşmasına ve başı dimdik masalarına yürümesine neden oldu. Yolda ki konuşmaları ve arsızca bir birlerine sundukları öpücükleri ile masaya ulaşıp rahat bir tavırla oturup diğerlerine selam verinceye kadar sürdü.

Balonun başlaması için ayağa kalkıp konuşan Zosia için içinden geçirdiği hakaretleri tamamladığın da dönüp göz ucuyla annesine baktı ve kadının bir atmaca gibi onu takip ettiğini fark edince hiddeti daha da artmış olarak Kyros'a döndü. Bedenini daha fazla onun ilgi alanına soktu ve kulağına sinsi bir yılan gibi "Ateş ve barut yan yana gelirse, ne olur?" diye fısıldadı. Geri çekildiğin de sol kaşı alay ve merakla havaya kalkmış, beyaz dişleri meydan okuyan bir tavırla dudaklarını dişlemişti. Cehennem yaratıldığın da buzdan oyulmuştu ama kadın tohumu rahime düştüğün de alev aldı çünkü kadın ateşti. Dokunduğunu yakabilecek ve tutuşturabilecek...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nymph Xénia Blythe

GezginGezgin
avatar



Mücadele Tarafı : Well, you can tell jesus that the bitch is back.
Rp Sevgilisi : Pisicik (Jan Andrew Vogué)
Kan Durumu : Pureblood
Patronus : Hawk

MesajKonu: Geri: Noel Balosu   Ptsi Haz. 21, 2010 2:05 pm

Gözlerini tek bir noktaya dikmişti. Hala inanamadığı hayalleri yakında gerçek olacaktı. Bir noel balosuna deli olduğunu düşünmeyen bir adamla gidecek ve onunla çok eğlenecekti. Gözleri giyeceği gri elbiseye kaydı. Sarı saçlarının dalgalı duruşu omuzlarından sarkacaktı. O kadar güzel olackatı ki Jan ondan başkasına bakamayacaktı. Gözlerini ondan alamamasını istiyordu. Nypmh belkide hayatında ilk defa böyle bir şey hissediyordu. Slyvia'nın ömrü boyunca konuşmasını umursamayacaktı. Onlara hiçbir şey yapamayacaktı; çünkü Nymph Jan'ı çok seviyordu. Slyvia bunu farkedince pes etmek zorunda kalacktı. Gözlerini yavaşça elbisesinin üzerinden masaya çevirdi. Elinde tuttuğu tüy kalemle Jan'a birkaç dakka sonra ortak salonun çıkışında buluşmaları için bir not yazdı. Kartalını yanına çağırdı ve özenle ayaklarına notu bağladı. Kartal başıyla bir onaylamadan sonra uçarak uzaklaştı. Çok ileri gitmiyordu. Aynı kulade bir yan cama geçiyordu. Nymph bunu bildiğinden aceleyle yerinden kalktı.

Elbisesini giydiğinde aynanın karşısına geçti. Gözlerine çektiği siyah göz kalemini serçe parmaklarıyla iyice dağıttı. Dudağına koyu pembelikte bir ruj sürdü. Bu rujla uyumlu farlarını göz kapaklarına okşarcasına dokundurup bıraktı. Gülümseyerek ynadaki görüntüsüne baktı. Sarı saçları omuzlarına dökülüyordu. Gri elbisesi çok kısa değildi; ama normal bir balo kıyafetinden daha kısaydı. Elbide boynundan bağlamalı olduğundan omuzları açık kalmıştı. Sarı saçlaı bu açşıklığı örtmek için yoğun dalgalarını kullanıyordu. Eteğinin bilelerini bir kere sallayarak aşağı bktı. Ayağın giydiği topuklular Jan'a ulaşmasına yetmeyecekti; ama yanında o kadar küçük kalmayacaktıda. Bileğinden bağlamalı ayakkabıların gümüşi renkte bir tokası vardı. Nymph tokayı özenle kapattıktan sorna hızla medrdivenlerden aşağı indi. Birçok kişi çoktan baloya gitti; ama Nymph biricik sevgilisi olmadan gitmeyecekti. Ortak salondan heycanla çıktı.

Koridora çıktığında karşısında Jan'ı buldu. Gri elbisesiyle uyumlu koyu gri bir takım giyiyordu. Bu gülümsemesine yol açtı. Gerçekten uyumlu bir çift olacaklardı. Daha önce hiç böyle kızsal hayalleri olmamıştı; ama Jan kendisini farklı hissetmesini sağlıyordu. Bu akşam Slyvia zorlamasa hiçbir dedi yoktu. Slyvia vzgeçmeden bedenine girmeye çalışıyordu. Jan'ın kötü olduğunu, ona uymadığını savunup duruyordu. Aslında Slyvia yanılıyordu; Jan onlara uymuyordu çünkü fazla iyiydi. Bunu düşünerek bir adım yaklaştı. Çocuğun dudaklarına uzanarak bir öpücük kondurdu. Ufak bedenini onun göğsüne bastırarak ' Harika olmuşsun. ' diye fısıldadı. Jan'ın gülümsediğini biliyordu. O yüzdne mutlulukla gülümsedi. Bu huzuru hiçbir şeyin bozamayacağını düşünürken iki kızın bu tarafa doğru Jan'a gülerek el salladıklarını gördü. Bunlar Gryffindor'dan iki kızdı. Sinirle geri çekildi. Jan'a bakarak ' Dur tahmin edeyim bu deliyle ne işin var diyorlar. ' diye haykırdı. Birkaç adım geriledi ve kollarını büzüştürdü. Bu duryum gerçekten bir şeyi görmesini sağlamıştı. Jan her ne kada onu sevsede sonunda vazgeçecekti. Çünkü kimse bu deli kızla birlikte olmak istemezdi. Gözlerine yaş dolmaması için dudağını ısırdı. Slyvia hemen araya girerek ' Bana izin ver ve gör. ' dedi. Bu deyişinin ardından Nymph bedeninden geri çekildiğini hissetti. Slyvia bedenine giriyordu ve her adımda balo salonuna doğru birkaç adım atıyordu. Jan onun peşinden geliyordu; ama Slyvia derin nefesler alarka ilerliyordu. Jan onun kolunu tuttuğunda bir an duraksadı; ama arkasına bakmadı. Öylece balo salonunun ortasında duruyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ignatius Fiorenza

BüyücüBüyücü
avatar



Mücadele Tarafı : Bludger
Rp Sevgilisi : Cynthia Seymour
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Aslan

MesajKonu: Geri: Noel Balosu   Ptsi Haz. 21, 2010 6:06 pm

Noel balosunun telaşı Slytherinli erkekleri fazlasıyla sarmalarken aklında gidip gelen düşüncelerden sadece biri kalıcıydı; Dominique… O, Lûthienlerin malikânesine gittiğinden beri hiçbir şekilde haberleşememişlerdi ve hasretin bedenini ele geçirdiğini biliyordu. Saçlarının sarısından, gözlerinin kindar tutkusuna kadar her şeyi özlemişti. Ne yazık ki, kızına ceza vermeyi ve onu takip etmeyi seven bir anneye sahipti Dominique ve bu da Kyros’un aklının sürekli olarak sarışın cadıda kalmasını sağlıyordu. Tutku, onların ilişkisinde vazgeçilemez bir unsurdu. Düşüncelerinden sıyrılmasına yardımcı olan, önüne oturduğu pencereyi birinin tıklatmasıydı. Başını umursamaz bir tavırla pencereye doğru çevirdiğinde gelenin Supay olduğunu görünce şaşırdı. Dominique! Ondan bir haber getirmişti. Kargayı çok bekletmeden, biraz da merakına yenik düştüğünden olacak, pencereyi hemen açıp kuşu içeriye aldığında başını biraz okşadı ve mektubu aldı. “Az sonra Hogwarts’tayım…” Beklediği haberin bu kadar çabuk gelmesi onu sevindirmişti. İnce sayılabilecek dudaklarında oluşan tebessümle Dominique’nin baloya katılacağını anladı. Aslında balo gideceklerinden bile haberi yoktu ama Dominique yanında olunca ne balonun ne de başka bir etkenin bir önemi oluyordu. Pencerenin pervazından kalkıp yatakhanede balo için hazırlanan erkeklerin yanına gitmeyi düşündü. Fakat önce banyoya uğramasının daha akıllıca olduğuna karar verip adımlarını banyoya yönlendirdi.

Aynanın karşısında kendi yansımasına bakarken kısa saçlarına ne yapabileceğini düşündü. Pek fazla seçeneği olmadığını bildiği ve zaten düzenli durdukları için saçlarını ellememeye karar verdi. Üzerine geçirdiği siyah, keten pantolon ve siyah pantolon birbirini tamamlıyordu. Gömleğinin üzerine kravat takıp takmamak arasında kısa bir ikileme düşse de rahatını bozmayı pek sevmediği için kravatı bir kenara fırlattı. Son olarak üstüne ceketini geçirip aynada kendi aksine baktı. Resmi giyinmekten nefret ettiğini bir kere daha anladığında aslında kot pantolon ve tişörtle gitmenin o kadar da garipsenecek bir tarafı olmadığını düşündü. Yine de üstündekileri çıkarmadı. Yatakhanedekilere baktığında onların çoktan hazır olduklarını ve patlamalı pişti oynamaya başladıklarını gördü. Dudağının ucu hafifçe yukarıya doğru kıvrıldı. Hepsinin gergin olduğunu biliyordu, ama bu patlamalı pişti oynamalarına engel olmuyordu. Normal koşullarda kendi de bu oyuna dâhil olurdu ama şimdi Dominique’nin okulda olduğunu biliyordu ve onu beklemek için ortak salona inmeyi tercih ederdi. Derin bir iç çekip ortak salona inen merdivenleri aşındırdı.

Ortak salonda her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu, ama herkesin konuştuğu konu belliydi, kütüphanedeki olanlar. Onaylamayan bir ifade ile başını iki yana salladıktan sonra gözlerini ortak salonun içinde gezdirdi. Dominique, henüz ortak salona gelmemişti. Kendini şöminenin önündeki koltuklardan birine attığında şömineden yayılan ateşin yüzünü yaktığını hissetti. Önemsiz bir ayrıntıydı ve bu hissi seviyordu. Ateşin her tarafı yakıp geçmesini doğanın bir kuralı olarak görüyor ve kelimenin tam anlamıyla ateşe tapıyordu. Gözleri kızlar yatakhanesine çıkan merdivenlere yöneldiğinde Dominique ve Nadja’nın bir şeyler konuşarak indiklerini gördü. Aceleci bir tavırla oturduğu yerden hızla kalkıp onların yanına gitti. Dominique’nin önünde durup hafifçe gülümsedi. Bir süre sadece kızın gözlerine bakıp ayakta dikilmiş, daha sonra kolları ile sarışın cadıyı kendine doğru çekip tutkuyla dudaklarını birleştirmişti. Dudaklarının üzerinde dans eden dolgun dudakların muhteşem tadına aç bir kurt gibi saldırıyordu. Dudakları ayrıldığında gözleri sarışın cadıya takılı kalmış, genç cadının gözleri ise tavana sabitlenmişti.
“Lûthien seni gözetliyor, değil mi?” Sorunun cevabını ise dudağının ucuna bahşedilen öpücük vermişti. Evet, kesinlikle gözetleniyordu. Gözlerini devirip Nadja’ya döndü. “Sanırım buradan sonra ben eşlik etsem daha iyi olur.” Çocukluk arkadaşına göz kırpıp hafifçe gülümsedi ve ortak salonu terk etmek için adımlarını hızlandırdılar.

Salona giriş yaptıklarında gözüne takılan ilk şey herkesin sıradan bir balo için çok fazla süslendiğiydi. Böylesine saçma bir şey için bu kadar çok meraklının olacağını tahmin bile edemezdi. Dik bir şekilde masaya doğru yürürken arsızca öpüşüp konuşuyorlardı. Masaya vardıklarında tanıdıklara selam verip oturduktan sonra Silimauré konuşma yapmak için kürsüye çıktı. Konuşması bitince düşüncelerine katılmadığını net bir şekilde anladı. Onun da sistemin itaatkâr bir kölesi olduğunu anlaması çok da uzun sürmemişti. Dominique, kendine biraz daha yaklaştığında onunla gurur duyduğunu fark etti. Böylesi bir olayı zaten sadece Dominique yapabilirdi. Yönelttiği soru üzerine Kyros’un tek kaşı havaya kalktı. Yine bir şeyler planlıyordu ve yine bu planı Lûthien’in hoşuna gitmeyecekti. Yine de ortalığı batırmak kadar zevk veren bir şey daha yoktu. Eğlendiğini belli eden bir ses tonu ile
“Senin gibi bir şey olur.” demişti kısaca. Neler yapacağını kestiremiyordu ama gerçekten eğlenecekleri bir şey olduğundan adı gibi emindi. Dominique’yi kendine biraz daha çekip küçük bir öpücük bırakmıştı dudaklarına.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Noel Balosu

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 8 sayfasıSayfaya git : 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-