AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm
Astrid Arceron
Darence Elias
Cecil Arwen Dorofee
Foren Alator
Nadia Beauvoir
Harley McMannon
Rosalindie Meinhard
Rosalindie Meinhard
Aurora Clothilde
Savannah Claire Madden


Paylaş | 
 

 Anıları gömebilir misin?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Richard McGregor

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Ölüler.
Kan Durumu : Gizli bir safkan.
Patronus : Akbaba.

MesajKonu: Anıları gömebilir misin?   C.tesi Tem. 03, 2010 3:11 am

Sonsuzmuş gibi görünen o karanlık yine kuşatmıştı şirin kasabayı. Evlerin ışıkları birer birer sönerken, sokak lambalarının aydınlattığı meydandan uzaktaki mezarlığın tek aydınlanma umudu sadece kapısına vuran bozuk lambaydı. Ormanın o kendine has, belirli bir düzende yankılanan uğultusunu bastırmak istercesine havlayan Rufus, mezar taşlarının arasında koşuşturarak sahibine yol gösteriyordu. O da benim gibi her gece buraya gelmeye alışmıştı. İlerleyişimiz mezarlığın sonundaki iki eski taşın önünde son buldu. Rufus'un hırıltılarına aldırmadan elimdeki eski feneri Rose'un adının yazılı olduğu eski mezar taşının üzerine koydum. Ateşi titriyordu ve sadece etrafımızdaki birkaç mezarı daha aydınlatabiliyordu. "Rose McGregor" yazısına dokunmaya çalışan ellerimin titreyişini birkez daha engel olamıyordum. Kendimi daha fazla sıkmadan birkaç damla gözyaşının yanaklarımdan süzülerek sakallarıma karışmasına izin verdim. Kısa süren bu huzurlu anda gözlerim kapalıydı ve Rose'un muhteşem güzelliği zihnimde canlanıyordu. Kızıl saçları beline kadar uzanan, beyaz tenli kadın; benim Rose'um! Angela'nın gülüşü hâlen kulaklarımda çınlıyordu. Gören herkesin aynı annesi dediği, hayatı yaşamaya değer kılan en değerli varlığımız; kızımız... Bakışlarım Rose'un mezarının yanındaki daha küçük olan taşa kaydığında dizlerimin bağı çözüldü. Şimdi çaresiz başım yaşamak için katlandığım iki sembolik anıtın arasındaydı. Evet, semboliktiler. Çünkü katledildikten sonra yakılan iki bedenden geriye sadece bir harabe ve küller bulmuştum! Şu an içinde bulunduğum hâli anlıyormuş gibi sesler çıkaran Rufus, destek olmak ister gibi yanıma sokuldu. Mezar taşlarından aldığım destekle doğrulurken, yüzüme bir tebessüm yerleşmişti. "Tanrı sizinle olsun! Ve cennetinden ayırmasın, meleklerim..."Tekrar diz çökerek hayatımın bir parçası olan bu mezar taşlarına, 33 yıldır her ayrılışımda olduğu gibi birer öpücük kondurdum. Yıllardır ailesine olan hasretini böyle gidermeye çalışan bir ihtiyarın klasik sözleri, dudaklarımın arasından fısıltı şeklinde çıktı. "Huzur içinde uyuyun." Doğrulmaya çalışırken bir elimle feneri kavradım ve diğeriyle haç çıkardım. Son yıllarda körelen inancımı ayakta tutan tek şey, sık sık tekrarlanan cenaze merasimleri ve merhumların ailelerine duyduğum üzünüydü... Kulübeye giden en kısa yolu her zamanki gibi Rufus gösterirken, birkaç metre ileride alışık olmadığımız bir şey oldu. Eski bir mezarın başında duran genç adam silüeti ilk önce köpeğin dikkatini çekmişti. Birkaç defa uyarı niteliğinde havlayan Rufus, feneri ileri doğru uzattığım zaman sustu ve tekrar kesik kesik hırıldamaya başladı. Cılız ışık genç adamın yüzünü aydınlatıyordu. Gözlerindeki hüznü ilk bakışta okuyabiliyordum. Gecenin bir vakti mezarlıkta, feneriyle çıkıp gelen gizemli adam yerine çok defa konmuştum. Fakat bu sefer öyle olmamıştı. Şimdi genç adam yüzüme hüznünü saklamak isteyen bir sertlikle bakıyordu...


En son Richard McGregor tarafından C.tesi Tem. 03, 2010 12:46 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jack Anthony Black

GezginGezgin
avatar



Mücadele Tarafı : ~ Tarafsız ~
Rp Sevgilisi : -Yok-
Kan Durumu : -HalfBlood-
Patronus : -Kartal-

MesajKonu: Geri: Anıları gömebilir misin?   C.tesi Tem. 03, 2010 3:27 am

Godric's Hollow. Jack için sadece ölü ruhların ve babasına duyduğu hasretin ismiydi. Oysa kimileri için burası ne anlamlar ifade ediyordu kim bilir? İçindeki baba özleminin sekizinci yılındaydı ve hala ilk günkü tazeliğini koruyordu. O siyah baykuşun bacağından hışımla aldığı mektup ve mektubun üçünkü satırındaki o yazı! ' Michael C. Black cesurca savaşmış ve yoldaşlık vazifesini yerine getirip kutsal savaşta hayatını kaybetmiştir.' Noktasına kadar aynıydı ve sekiz senedir aklından bir an bile çıkmamıştı. Babası onun tek idolüydü, gittiği gün ne kadar gururlandığını hatırladı ve bu gururu yüzünden bir gün pişman olacağı aklına gelir miydi diye düşünmeye başladı. Tabiki de çocuk aklıydı fakat, yine de insan sevdiği insanı kaybettiğinde bunları düşünmekte çok zorlanıyordu. Gözlerindeki baskı giderek artıyordu, göz yaşlarıyla savaşmaya alışıktı. O yüzden pek rahatsız olmadan gözlerini kırpıştırdı ve arta kalan nemi koluyla sildi. Mezarın başında öylece oturmuş, babasının köhne mezarına bakıyordu. 'Seni ne kadar seviyormuşum meğer.' Ağzından çıkan cümleler, göz yaşlarını tetikliyordu. En sonunda iki damla yaş gözlerinden aşağıya salındı ve dudaklarını geçip çenesinde durdu. Hafif kaşıntı yaptığı için ve babasının onu böyle görmek istemeyeceğine emin olduğundan yaşları sildi... Sadece bakıyordu.

Mezarın başında öylece otururken, Rainpard Mezarlığında çok sık karşılaştığı fakat, nereden geldiğini hiç bir zaman çözemediği o el fenerinin ışığı yüzüne vurmuştu. Kamaşan gözlerini kolunu siper ederek korumaya çalıştı ve asasını hazır hale getirdikten sonra karanlığı yaran aydınlıktan kimin çıkacağını merakla beklemeye başladı. El fenerini tutan titrek bir el görür gibi olmuştu fakat, tam da emin olamadığı için tek yapabileceği şeyi yaptı ve doğrulup ayaklandıktan sonra ona sert bakışlar fırlatmaya başladı. Yaşlı adam da ona bakıyordu fakat, yüzündeki babacan ifade Jack'in yüzündekinin tam tersiydi adeta. Ama, babasıyla arasına giren adama içten içe sinir olmuştu. Tekrar oturdu ve; 'İşine bak ihtiyar!' dedi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Richard McGregor

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Ölüler.
Kan Durumu : Gizli bir safkan.
Patronus : Akbaba.

MesajKonu: Geri: Anıları gömebilir misin?   C.tesi Tem. 03, 2010 3:59 am

Gece ilerledikçe düşen sıcaklık, gür sakallarımın sıcak tuttuğu yüzümde bulduğu boşluklara olabildiğince kuvvetli bir şekilde vuruyordu. Kısılan gözlerime aldırış etmeden genç adamın ayağa kalkmasını izledim. Buraya gelen ziyaretçilerden nazik bir tavır beklemiyordum. Onun için gencin sert çıkışına aldırış etmedim. "İşine bak ihtiyar!" Sakalların arasından oldukça zor seçilen mimiklerim genç büyücüyü yanıltabilirdi, fakat ıssız mezarlıkta yankılanan kalın sesimden yükselen kahkaha ona yanılmadığını göstermişti. Yaşlı gözlerim genci seçemediği için feneri biraz daha yaklaştırdığımda esmer büyücünün elindeki asayı da seçebilmiştim. Ona karşı tek savunmam kulübenin duvarına asılı olan çifte tüfeğim iken ağzımdan çıkan kelimelere dikkat etmeliydim. "Benim işim bu evlat." Sanki nerede olduğumuzu göstermek niyetiyle etrafıma bakındıktan sonra bekçilere has bir durum olarak görülen fenerimi gözüne sokmak ister gibi salladım. Bununla beraber mezarlığı aydınlatan ışık da titremişti. Şimdi öncekinden daha anlamlı bakmaya başlayan genci inceliyordum. Odaklanmış olduğu mezar taşına ben de bakmaya başladım. Üzerindeki yazıları seçemiyordum. Genç büyücünün mezara, benim de ona bakarak geçirdiğim dakikalar boyunca sessizliği sevmeyen Rufus'un havlamaları nemli taşların arasında yankılandı. Etrafımızda defalarca turladıkan sonra temkinli bir şekilde yabancıya yaklaşan köpek, çok geçmeden onu koklamaya başlamıştı. Kalın paltomun ceplerini karıştırırken Rufus'un yeni icat ettiği tanışma merasimini izledim. "Seni sevdi galiba." Elime geçirdiğim metal rengi adî tabakayı çıkartırken genç adamın beni izlediğinin farkında olmadan bir sigarayı dudağıma kıstırmıştım. Göz göze geldiğimizde ona da bir tane uzattım. O da konuşmayı sevmiyor gibiydi. Bu yüzden yapabildiğim en iyi şeyi yaptım ve sustum. Sigaramı yakmak için bir de çakmağı aramam gerekiyordu. Bunu fark eden büyücü seri ve pratik bir asa hamlesiyle dudaklarımda duran tütünü ateşe verdi. Bu çocuğu sevmeye başladım! Dibinde oturuyor olsam da, uzun zamandır bakmakta olduğu mezar taşına bir kez olsun kafamı çevirip bakmamıştım. Bu kadar yakınken üzerindeki yazıları da görebilirdim, ama yapmadım. Başkalarının hayatlarına karışmak gibi bir huyum yoktur. Ciğerlerime dolan zehrin kana karıştığı o birkaç saniyelik zaman diliminin ardından dilime hakim olamamıştım. "Yakının mı?"...


En son Richard McGregor tarafından C.tesi Tem. 03, 2010 12:49 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jack Anthony Black

GezginGezgin
avatar



Mücadele Tarafı : ~ Tarafsız ~
Rp Sevgilisi : -Yok-
Kan Durumu : -HalfBlood-
Patronus : -Kartal-

MesajKonu: Geri: Anıları gömebilir misin?   C.tesi Tem. 03, 2010 4:11 am

Yaşlı adamın kahkahaları tüm mezarlığı sarmıştı ve rahatsız edici bir yankı oluşturmuştu. Jack, kafasını 'Çattık' dercesine salladıktan sonra tekrar mezar taşına oturdu ve babasının isminin yazdığı taşa iç geçirerek bakmaya başladı. Bu arada da adamın, 'İşim bu.' derken neyi kastettiğini yeni anlamıştı. Buranın bekçisiydi ve o ışığı her zaman görme sebebi de buydu. Kendi kendine gülümsedi fakat, dudakları hiç kıpırdamadı bile. Gözleriyle yan yan adamı keserken birden irkilmesine sebep olacak hırıltılı bir şey onu koklamaya başlamıştı. Jack, onun bir köpek olduğunu görünce rahatladıktan sonra hafif ve temkinli bir şekilde biraz okşadı. 'Seni sevdi galiba.' yaşlı adamın sesi yine az önceki gibi gür çıkmıştı, Jack ona doğru baktıktan sonra hafif bir tebessümde bulundu. Köpekle oynamaya devam ederken bir yandan da ihtiyarın ne yaptığını çözmeye çalışıyordu. Cebinden tabakasını çıkardı ve el yordamıyla bir tane sigarayı ağzına götürdükten sonra Jack'e de bir tane uzattı. Jack, hiç konuşmadan elindeki sigarayı aldı ve dudaklarına götürdükten sonra ilk önce yaşlı adamın daha sonra kendisinin sigarasını aleve verdi. İlk duman her zamanki gibi yoğun ve ağırdı. Fakat, en sevdiği tarafı da buydu zaten. Bir süre ikiside sessiz kalıp sadece köpeğin hırıltılı nefes alışverişini dinlediler. Daha sonra yaşlı adam Jack'in 1 metre uzağındaki taşa oturarak sigarasını içmeye devam etti. ' Yakının mı?' diye sorduğunda Jack kafasını kaldırıp adamın yüzündeki ifadeyi çözmeye çalıştı. Eğer bu soruyu öylesine sormuş gibi görünüyor olsaydı çoktan asasını çekmiş ve boynuna saplamıştı. Ama, adam çok içten sormuştu bu soruyu. Yüzünden bile anlaşılacak derecede içten... 'Evet. Babam.' diyebildi sadece. Daha sonra mezar taşına bakmaya devam etti. Adamın yüzündeki içtenlik yerini daha bir babacan tavra bırakırken Jack, sigarasını içmeye devam ediyordu. Yaşlı adamda çözemediği gizemli birşeyler vardı, ona kendini yakın hissetmişti. Yoksa hiç kimsenin yanında bu kadar oturmaz ve kimseden bir şey almazdı. Bu da babasından kalan bir özelliğiydi ve aklına yine gelen babasının mezarındaki tozları silkmeye başladı. Kendi kendine gülümsemesi de yüzünden eksik olmuyordu...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Richard McGregor

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Ölüler.
Kan Durumu : Gizli bir safkan.
Patronus : Akbaba.

MesajKonu: Geri: Anıları gömebilir misin?   C.tesi Tem. 03, 2010 1:43 pm

Ciğerlerine dolan duman tekrar atmosferle buluştuğunda eski yoğunluğunu kaybetmiş vaziyetteydi. Mavimsi bir griliği olan zehrini yitirmiş nikotin artıkları çevrelerinde süzülürken, üzerlerine yağmaya başlayan kar taneleriyle hiçbiri istifini bozmadı. İhtiyarın eski beresinin yanlarından sıyrılarak omuzlarına dökülen saçları ve kırarmış sakalının bir kısmı kısa sürede ince, beyaz bir tabakayla örtülmüştü. Askıda kalan sorusuna gelen cevap geç de olsa Richard'ın beklediği türden bir hüznü barındırıyordu. "Evet. Babam." O anda düşünceleri tekrar karısına ve çocuklarına kaydı. Her cenazede, her ölüm haberinde, her taziyede... Hep aynı duyguları hissederdi. Babasının haç şeklindeki mezar taşını silmekle uğraşan çocuğu izliyordu şimdi. Parmaklarının arasında tüten sigaradan rahatsız olmuştu. Ona kendisi uzatmamış olsa 'Elindekini ver çabuk!' diyebilirdi. Fakat genç adamı daha yeni tanıyordu ve daha dikkatli bakınca yüzündeki kirli sakalların da farkına vardı. Yaşı o kadar da küçük sayılmazdı. Dudaklarının arasından yükselirken ağzının içine düşen bıyıklarının filtrelediği cilveli duman, ihtiyarın hüznünü de beraberinde götürüyordu. Ölü bedenlerden hayat bulan toprağa takıldı gözleri. Az önce incecik olan kar tabakası kısa sürede yükselmişti. Şimdi sadece izmaritten ibaret kalan sigarayı yere attığında, garip bir sönme sesi geldi. Oturduğu soğuk taştan kalkarak üzerine çullanan beyaz lekeleri silkeleyen Richard, sadık köpeğinin de hareketlenmesini sağladı. Genç adam bu hareketlenmeye bir anlam verememiş gibiydi. İhtiyar, kendini bu kederli ortamdan uzaklaştırmak istercesine fenerini de alarak mezardan birkaç adım uzaklaştı. Büyücünün bu durumu anlamamasını ümit ediyordu. Fenerini karanlıkta kalan yabancıyı aydınlatmak için birkez daha uzattı. "Üşüyeceksin evlat... Kulübemde yanan bir şömine ve sıcak çorba bulabilirsin." Kalın sesinde anlam veremediği bir çekingenlik vardı. Bunun sebebi yıllardır bir misafiri olmaması ya da yanlızlığa alışmasıydı belki de.

Her zaman önden gitmesine alıştığı sadık dostu Rufus'un arkadan, yabancının etrafında koşuşturarak gelmesi ihtiyarın beklemediği bir durumdu. El feneriyle yolunu doğrultmaya çalıştığı zaman zarfında kulağı, arkasından işitilen ayak seslerine odaklanmıştı. Bir an duraksadı ve arkasındaki seslerin kesilişini işitti. "Richard diyebilirsin..." İlginç bir tanışma olmuştu doğrusu. Genç adamın ismini dahî bilmediği bir bekçinin kulübesine misafir olmak istemeyeceğini düşünen ihtiyar, garip bir tanışma diyaloğu yaratmıştı. Yürüyüşleri mezarların arasındaki küçük ağaçların sonundaki, en büyük olan ağacın önünde son buldu. Fenerin cılız ışığı vurmadan önce varlığı sezilemeyen kulübenin kapısı, Richard'dan önce köpeğin uyguladığı baskıyla ardına kadar açıldı. Yüzüne vuran sıcak havayı içine çeken ihtiyar, şöminenin üzerindeki tencereden yükselen kokuyu rahatlıkla seçebiliyordu. Feneri girişteki masanın üzerine bırakırken ağır adımlarla şömineye doğru ilerledi. Eline geçirdiği maşayla ateşi tekrar canlandırmaya çalışıyordu. Tek odalı kulübede duyulan çatırtıları kapanan kapının gıcırtısı takip etti. Meraklı gözlerle yeni tanıştığı ihtiyarın kulübesini inceleyen büyücünün şaşkınlığı yüzünden okunabilirdi. Eski bir yatak, bir masa ve kulübenin tek penceresinin karşısında duran koltukla mobilyadan tasarruf edilmiş bu odayı çağdışı bulmuş olmalıydı. Tabakasından bir sigara daha çıkaran Richard masanın üzerinde unutmuş olduğu çakmağıyla ateşlerken, genç adamı izlemeye devam etti.


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jack Anthony Black

GezginGezgin
avatar



Mücadele Tarafı : ~ Tarafsız ~
Rp Sevgilisi : -Yok-
Kan Durumu : -HalfBlood-
Patronus : -Kartal-

MesajKonu: Geri: Anıları gömebilir misin?   Paz Tem. 04, 2010 3:11 am

Üşümek. Sanırım bu kelime şu anda acı hatıraların arasından onu çıkarabilecek bir hissiyatı çok güzel anlatıyordu. Oturduğu mermerde kalıp haline gelmiş buz, alttan üste doğru dondurucu bir etki yapmaktaydı. Jack, kafasını yaşlı adama doğru kaldırdı ve onu detaylı olarak süzmeye başladı. Onunda soğuktan rahatsız olduğu aşikârdı ve adam ayaklanmıştı. Üstündeki beyaz kar kalıntılarını silktikten sonra köpeğin arkasından ağır adımlarla ilerlemeye başlamıştı. Jack ise, tekrar önüne dönmüştü. Yaşlı dostla muhabbeti beklediğinden kısa sürmüştü, ona tam ısınmışken kalkıp gitmesine kızmıyordu. Çünkü,adama çok soğuk davranmıştı. Tam bunları düşündüğü sırada bilindik ışık huzmesi arkasından ona doğru çarpıyordu. Arkasını döndüğünde kamaşan gözlerini eliyle asker selamı şeklinde kapatarak ihtiyarın yüzüne bakmaya başladığı sırada ihtiyar; "Üşüyeceksin evlat... Kulübemde yanan bir şömine ve sıcak çorba bulabilirsin." demişti. Jack, birkaç saniyelik bekleyişten sonra ayaklanmış ve adamın arkasından küçük kulübeye doğru ilerlemeye başlamıştı. Köpek önde, iki adam arkada yürüyüş beklediğinden uzun sürmüştü. Yürüdükleri sırada sessizliği bozan yine yaşlı adam olmuştu. "Richard diyebilirsin..." bu sözler Jack'in neredeyse kahkaha atmasına yol açmıştı. Yaşlı kurt resmen onu bu durumda bile güldürmeyi başarmıştı. 'Sen de bana Jack de babalık.' dediğinde hala gülmekteydi. Bu arada da kulübeye varmışlar ve köpeğin araladığı kapıdan içeriye girmişlerdi. Jack, odanın içinde göz gezdirirken *Hayalimdeki ev diye geçirdi içinden. Aslında gören bir çok kişi evi, köhne, bir köpeği bile bağlasan durmaz derecesinde olarak adlandırabilirdi. Fakat, Jack ise tam kafa dinlemelik diyordu içinden. 'Evin çok güzelmiş.' dedi. Dalga geçmediğini anlamasını umuyordu içinden. Adam, sigarasını içine çekerken Jack'de masanın üzerine koyduğu tabakadan bir tane çekmişti. Asasıyla alttan alevlendirdiği sigarayı ciğerleriyle buluştururken şöminenin dibine yaklaştı ve yere oturdu. 'Burada sıkılmıyor musun? Ailen falan yok mu?' demişti. Sadece muhabbet olsun diye ve adamı tanımak istediği için soruyordu bu soruları. Aslında kimseyle bu denli içten sohbet ettiğini hatırlamıyordu. Adam babasına o kadar benziyordu ki...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Richard McGregor

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Ölüler.
Kan Durumu : Gizli bir safkan.
Patronus : Akbaba.

MesajKonu: Geri: Anıları gömebilir misin?   Ptsi Tem. 26, 2010 3:48 am

Maruz kaldığı ateş ile zamanla kararmış olan eski maşayı tekrar eline alan ihtiyar, közleri deşmeye devam etti. Yanmasın diye büyük bir özen gösterdiği sakallarını canlanan alevden uzak tutuyordu. Etrafa saçılan minik kırmızı parçacıklara aldırmadan, bıyıklarının altına saplanmış gibi duran sigaradan güçlü bir nefes daha aldı ve kısık gözlerle Jack'i süzmeye devam etti. Verdiği klasik misafir tepkisine bıyık altından gülmüştü. Richard'ın bu fazlasıyla sade, mugglevarî yaşantısı genç büyücüye nasıl güzel gelmişti ki? İhtiyar sorgulayan bakışlarını gencin üzerinden alarak tekrar közlere yöneldi. Aklının bir köşesinde, ne kadar inkâr etsede sürmekte olan sihir yaşantısına dair puslu anılar canlanmıştı. Sihir Bakanlığı, devam eden Hogwarts düzeni; şimdi hepsi ona ne kadar yabancıydı... "Burada sıkılmıyor musun? Ailen falan yok mu?" Yanına diz çöken Jack'in sert bir tokat etkisi yaratan sorusuna, tekrar canlanmış olan ateşi hiddetle deşerek bir anlamda karşılık vermiş oldu. Birkaç saniye sonra, verdiği tepkinin ahmak bir ihtiyara yakışacak cinsten olduğunu anlamıştı. Elindeki maşayla eski düzenini yitiren közleri düzeltmeye çalışıyordu. Bu manevrasıyla gücünü yitirmek yerine hiddetlenen alevleri kendi hâline bıraktı ve birkaç eklem sesiyle doğruldu. Dudaklarının arasındaki yarım kalmış sigarayı alevlerin içine atmıştı. Her zaman ateşe yakın olan koca yastığına kıvrılan köpeğin bitkin homurtuları eşliğinde şöminenin üzerindeki paçavralarla ellerini örten Richard, sıcak tencereyi alarak hızlıca masaya bıraktı. Bu hareketi esnasında çalkalanan yahni şans eseri dökülmemişti. "Buradayım, çünkü ailem de burada." Bu konu hakkında konuşmak istemiyordu. Düzensiz bir şekilde çakılmış rafların birinden aldığı tabakları masaya gelişigüzel koydu. Buharı tüten tencereye merakla bakan Jack, ihtiyarın aşçılığına güvenmese de gelen kokulara hayır diyememişti. Genç adama davetkâr bir bakış attıktan sonra tekrar raflara yönelen Richard, iki kaşık ve bir kepçeyi zor da olsa bulabildi. Hasarlı görünen sandalyelere kurulduklarında, Rufus da bitkinliğinden eser kalmamış bir şekilde havlayarak masanın etrafında dolanıyordu. Tabaklara dökülen sıcak yahniden özenle seçtiği birkaç parça eti Rufus'un tabağına attıktan sonra rahatça yiyebilecekleri sessiz bir ortam nihayet oluşmuştu. Masanın altında duran kasadan çıkardığı ekmeği ikiye bölerek büyücünün önüne bırakan ihtiyar, hâlâ davet eder gibi Jack'e bakıyordu. Yahniden aldığı ilk kaşıktan sonra çekingenliğinin yerini, açlık alan genç adamın iştahı görülmeye değerdi. Uzanca bir süre odada kaşıkların bakır tabaklara çarpmasından çıkan metalik ses ve çiğneme seslerinden başka bir şey duyumamıştı. Tabağındaki etleri çabucak bitiren Rufus dahasını ister gibi tekrar döndüğünde, tencerede kalan birkaç parça eti de ona verdiler.

Her zaman kendine ve Rufus'a yetecek kadar yemek yapan Richard, beklenmeyen misafiri karşısında yetersiz kalan yahniyi daha çok ekmek yiyerek bastırdı. Şu anda kendisinin ya da Rufus'un doymuş olması değil, önceliği misafiriydi. Tencerenin dibindeki suyu misafirinin tabağına dökmeye çalışırken tekrar başlarına üşüşen Rufus huysuz havlayışıyla onu durdurmak ister gibiydi. İri cüssesine rağmen masaya çıkabileceğini bildiği köpeğine bu aksiyonu yaşatmamak adına tencereyi yere bıraktı. Hemen içine dalarak dibindeki suyu yalamaya başlayan köpeğin çıkardığı şapırtılar, kızmasına rağmen ihtiyarı güldürmüştü. Jack de ona eşlik eder gibi sırıtarak köpeğe bakıyordu. "Rufus, seni ihtiyar! İştahın yüzünden misafirimiz aç kaldı." Üzerindeki ince kar örtüsü eriyerek, geride zayıf bir ıslaklık bırakmıştı. Eski beresindeki neme aldırış etmeden çıkarıp yatağa fırlatan Richard'ın omuzlarına dökülen uzun saçları ortaya çıktı. Yaşına göre fazlasıyla siyah kalması bir yana, oldukça da gürdü. Önce saçlarından başlayarak sakallarına kadar sıvazladığı ellerinde beklediği kar ıslaklığı olmamıştı. Az önceki ateşle olan münasebeti esnasında kuruduklarını anlamamıştı bile. Jack'in hâlâ bir cevap beklediğini biliyordu ve bu yüzden masanın üzerindeki boş tabağa bakarak düşüncelere dalmış gibi yaptı. Kısa süre sonra bu başarısız oyunculuk, yerini gerçek düşüncelere ve anılara bırakmıştı. O anda Richard, bütün anılarını gömebilmek istedi. Rainpard Mezarlığı'nın diğer bütün sakinleri gibi. Yaşlanmış zihni yerine toprağın altında dursalar, şüphesiz çok daha güzel olurdu...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content





MesajKonu: Geri: Anıları gömebilir misin?   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Anıları gömebilir misin?

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

 Similar topics

-
» 10 Ağustos 2010 İddaa Futbol Maç Sonuçları (10.08.2010)
» 26 Ağustos 2010 İddaa Futbol Maç Sonuçları (26.08.2010)
» 11 Şubat Ecw Maçları
» 4 Ekim RAW Sonuçları
» WWE Champion Kemer maçı

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-