AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm
Astrid Arceron
Darence Elias
Cecil Arwen Dorofee
Foren Alator
Nadia Beauvoir
Harley McMannon
Rosalindie Meinhard
Rosalindie Meinhard
Aurora Clothilde
Savannah Claire Madden


Paylaş | 
 

 Carmen Aria

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Alarice Maquésta

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Gerçekler
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Jaguar

MesajKonu: Carmen Aria   Cuma Tem. 09, 2010 11:41 pm

Aşkta güven... Aşk nasıl da kör olmaktır, karanlıkta sevgilinin yüzünü ancak dokunarak görebilmektir, onun istediklerini yapmak, bundan sonsuz mutluluk duymaktır, bu mutluluksa karşılık bekleyerek ya da içerde kuşkular taşıyarak olacak iş değildir... Aşka güvenmiş aşka inanmış bir ruha kimse engel olamaz.İstediğin kadar canın yansın.Ondan vazgeçmen gün geçtikçe imkansızlaşır.Yabancı gibi gelir.Ama aslında bir o kadar da sana yakındır ki.Dokunamazsın,tadamazsın,duyamazsın sesini ama en önemlisi onu hissedersin.Kalbinin delicesine çarpışları,gözlerinin artık eskisi gibi bakmaması.Daha büyüleyici,daha etkileyici.Kapılarını kapatamayacağın bir güzellikle sana doğru koşar.Arkanı dönmeye çalıştıkça peşinden kovalar.Sen susarsın,işte o zaman o konuşur.Leyla,Mecnun'dan ne zaman vazgeçmiş ki...Kerem,Aslı'dan vazgeçebilmiş mi?Hayır,tutkuyla bağlanılmış bir mücadele içerisinde oldular her zaman.Mevsimler geçer.Zaman tükenir.Belki de insanlığın sonu gelir ama o hiçbir zaman egemenliğini yitirmez.Onunla ölmek istersin.Sadece onun gözlerine bakarak vermek istersin son nefesini.Ağzından çıkan fısıltı şeklindeki anlamsız kelimelerin hepsi aslında onu anlatır.Ama hiçbir zaman kendini tam olarak ifade edemezsin.Boğazında düğümlenen kelimeler dudaklarından dökülemez.Bedenin yorulduğunda acısını ayakların çeker,yüreğin yorulduğunda ise o yükü sadece kalbin çeker.Onarmaya çalışırsın.Acını hafifletmeye.Belki becerirsin,belki beceremezsin.

Nikolaevna soğuk suyun altından çıktığında düşlerinin senfonisini yaratmaya çalışıyordu.Islak bedeni,güçlü sesi ile buluştuğunda ahenk,bütün salonu inletiyordu.Saf sesi,orkestra ile buluştuğunda güçlerin senfonisi ortaya çıkacaktı.İnce ve uzun bedeni her zamanki gibi narin ve güçsüz duruyordu.Aslında içindeki ruhu kalkan gibiydi.Engel ve güçlük tanımayan bir kalkan.Giydiği uzun siyah elbise kısmen de olsa hatlarını ortaya döküyordu.Narin bilekleri,zümrüt bilezikle tezatlık oluşturuyordu.Rus olarak doğmuş,Rus olarak ölecek bu cadı zaman zaman kökeninden nefret edercesine saçlarını topluyordu.Karmaşık bir düzenin ortasında yapayalnız bırakılmış masum bir bebekken aldığı güç onu temkinli ve soğuk yaptı.Fransız kökenli olan babası ise ona sadece para ve iktidar verdi.Ama sevgi asla vermedi.Şimdi ise ondan aldığı iktidarlık ile hayatını sürdürmekte.En azından kendi ayakları üstünde durmakta.

Paris'in ışıltılı sokakları onun büyüleyici güzellikteki mimarisi sayesinde Nikolaevla buradan kesinlikle kopamıyordu.Rusya'ya uzun zamandır gitmemişti.Annesi bir Lady idi.Daha doğrusu eski bir Fransız Lady'si.Babası sayesinde Lady olan annesi,babası ölünce onu terketmişti.Kendini operaya adayan genç cadı,öğrencilik zamanından bu yana kendisini geliştirdi.Şimdi ise en çok istediğin oyun ile Fransız'ların karşısındaydı.Beklenen güne çok az kalmıştı.Heyecan dorukta,çalışmalar sürüyordu.Nikolaevna dur durak bilmeden çalışıyor,zaman zaman yorgun düşüyordu.Aşkı anlatan bir aşk,sahnelenecekti.Başolde olmanın zevki onu her zaman mutlu ve gururlu hissettirmişti.Büyük gün için çalışmalar sürerken uykusundan o kadar çok fedakarlık yapmıştı ki şimdi de aynı fedakarlığı yapıyordu.Opera salonunun sahnesinden oturmuş seslendireceği eseri çalışıyordu.Salon bir o kadar boştu ama Nikolaevna'nın sesi salonu yeterince dolduruyordu.Sessizlik onu,gür sesi ile bozuluyor,zaman zaman kuç cıvıltıları opera binasının penceresinden duyuluyordu.Bu heybetli bina ilk görüşte hayran bıkarakcak bir güzelliği sahipti.Muhteşem mimarisi ve bir o kadar da ihtişamı seyircilerin tam bir ziyafet çekmelerine olanak sağlıyordu.

Les tringles des sistres tintaient
avec un éclat métallique,
et sur cette étrange musique
les zingarellas se levaient.
Tambours de basque allaient leur train,
et les guitares forcenées
grinçaient sous des mains obstinées,
même chanson, même refrain,
même chanson, même refrain.
Tra la la la
tra la la la
tra la la la
tra la la la la la la la.
Sur ce refrain les Bohémiennes dansent.

Sahnenin ortasında,elinde kağıtları bir yandan söylüyor bir yandan da dans ediyordu.Üstündeki siyah elbise o hareket ettikçe savruluyor,rüzgarla uyum içerisinde dansa eşlik ediyordu.Dışarıda yağan kar Nikolaevna'nın hiç umurunda değildi.Onun umursadığı şey teninin ürpertisi değil elindeki kağıtta yazanlardı.Çıplak ayakları bir oraya,bir buraya koşarken tozlu zeminde sürtüyor ve bütün sahnenin gıcırdamasına sebep oluyordu.

Les anneaux de cuivre et d'argent
reluisaient sur les peaux bistrées;
d'orange ou de rouge zébrées
les étoffes flottaient au vent.
La danse au chant se mariait,
la danse au chant se mariait;
d'abord indécise et timide,
plus vive ensuite et plus rapide...
cela montait, montait, montait, montait!
Tra la la la
tra la la la
tra la la la
tra la la la la la la la.

Sözler onunla birlikte opera salonunun tavanında yankılanıyordu.Figürler dansla bütünleşiyor ruhu bedeninden çıkacakmışcasına savruluyordu.Aşkı,sessizce değil sesinin çıkabileceği en yüksek tonda mısralara dökülen inci taneleri ile,zaman zaman masumca attığı nidalara etkileyici şekilde özene bezene hazırlıyordu.Kalbinin atışındaki ritmi,kulaklarına gelen kuş cıvıktılarını resme döken bir ressam gibi savrulan saçlarını,zarifçe kıvrılan bedenini özgür bırakıyordu.Şarkının en sevdiği kısmı geldiğinde kapıdan gelen sesle irkildi.Elinde tuttuğu kağıtları olduğu yere bıraktı ve merdivenlerden inmeye başladı.Bu saatte çalışanların gelmeyeceğinden o kadar emindi ki gelen kişiyi meraki onu çıplak ayakları ile taş zeminde sürüklüyordu.Taş zeminden ayağına batan taşlar zaman zaman yüzünü buruşturmasına sebep olsa dahi merakı onu çoktan cezbetmişti.Yenik düştüğü merakı onu kapıya biraz daha yaklaştırıyordu.Kapı tamamen açılıp içeriye giren bayanı görünce derin bir nefes aldı.Dakota,kızıl saçları ile yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemesiyle opera salonundan içeriye girdiğinde sessizlik Nikolaevna'nın konuşması ile kesildi. “Dakota,ne işin var burada?” Merak mıydı onları burada buluşturan yoksa bir opera mıydı? Nikolaevna içinden sessizce mırıldandı “Carmen.” Onları bu atmosferde buluşturan eser her zaman yeniliklere açık bırakıyordu onları.


En son Nikolaevna Minov tarafından Ptsi Tem. 12, 2010 5:13 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dakota Arwen Qernéé

GezginGezgin
avatar



Mücadele Tarafı : Claire Trisha Bullock
Kan Durumu : Melez

MesajKonu: Geri: Carmen Aria   C.tesi Tem. 10, 2010 12:36 am

Uykusuzluk bir vürüs gibi hücrelerine sızıyor uyuyamadıkça çalışıyor çalışıyor ve çalışıyordu. Narin parmakları her adımı kusursuzca tekrarlarken bu çalışmaların verimsiz olmadığını kanıtlıyordu. Evindeki Beyaz kuyruksuz piyano her gece adeta canlanıyor Arwen'e sadık bir dost olup sabaha kadar değişik parçalar çalıyor bazen yeni besteler yaratıyordu. Büyük bir evi çok eşyası yoktu onun, çok parası da yoktu. Değerli sayılabilecek tek eşyası anneannesinin piyanosuydu. Hayattan tüm beklentisi çok ünlü bir müzisyen olmaktan ibaretti. Hayal kurardı hep; yıllar sonra hayranlarını bıktırmadan köhne bar köşelerinin ruhsuz piyanisti haline gelmeden zirvedeyken bırakacaktı. Daha sonra evlenip bir kız çocuğu dünyaya getirecekti. Kendisine benzeyen kızıl saçlı bembeyaz narin tene sahip gözlerinden yaşamın anlamını izleyebileceği bir kız. Uyuyamadığında onu, yatağının köşesine oturarak sabaha kadar izleyecekti. Şimdi hedeflerine daha yakındı. Başarının kokusu her yanını sarmış emekleriyle gurur duyuyordu. Carmen... evet evet sahneye konduğunda ses getirecek bu opera Arwen'i de ünlü yapacaktı.

Uykusuz geçen birçok gecenin sabahında yaptığı gibi bu sabah da kocaman bir kupa kahveyle güne merhaba demişti. Kahverengi dolabının karşısına dikilip giyecek birşeyler aramaya koyuldu. Siyah Kumaş pantolonunun üstüne koyu yeşil bir gömlek buldu. Dişlerini fırçaladı, dışarıda kar yağdığı için kalın bir mont alıp evden çıkmadan önce kocaman bir doysayı -bunlar Carmen'in notalarıydı- kucaklamayı ihmal etmedi. Evine yeterince yakın olan Opera binasına yürüyerek ulaştı. Kar en güzel doğa manzaralarıyla Paris'in ışıltılı sokaklarında göz doyururken Arwen Opera binasının büyük kapılarından geçerek içeri girdi.

Les anneaux de cuivre et d'argent
reluisaient sur les peaux bistrées;
d'orange ou de rouge zébrées
les étoffes flottaient au vent.
La danse au chant se mariait,
la danse au chant se mariait;
d'abord indécise et timide,
plus vive ensuite et plus rapide...
cela montait, montait, montait, montait!
Tra la la la
tra la la la
tra la la la
tra la la la la la la la.


Kulaklarını dolduran ses irkilmesine yol açtı. Sonra iç geçirdi. Birçok gün olduğu gibi Nikolaevna yine ölesiye çalışıyordu. Herkes hırslı olabilir bu normaldir fakat bu kızdaki hırs değildi. Asla bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi varmış gibiydi. Arwen'in şu ana kadar duyduğu en güçlü sesin sahibiydi.Mükemmel sesiyle insanları büyülerdi. O şarkı söylerken izleyicilerin kulakları kaşmir yastıklarla okşanırdı adeta. Narin bedeniyle yaptığı her hareketi yakıştırmasını bilirdi. Arwen düşünceleriyle gülmserken Nikolaevna'nın sesi kesildi. Çıplak ayakların aceleci adımları duyuldu bir süre hemen sonra Nefes nefese Baş rol oyuncusu “Dakota,ne işin var burada?” diyerek şaşkınlıkla baktı.

Dakota gülümsedi.''Prova yapayım demiştim ama yalnız kalmak istersen anlarım.'' bunu söylerken pek ciddi olmadığı belliydi çündü sahneye Prova için konmuş piyanoya ilerledi. Arkasına küçük bir bakış attı. ''Piyanist baş parmağını kırmış. Beni aldılar yerine'' kısa açıklamasının yeterli geldiğini anlamıştı. Hareket etmeden bir cevap ya da tepki sayılabilecek bir hareket bekledi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alarice Maquésta

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Gerçekler
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Jaguar

MesajKonu: Geri: Carmen Aria   C.tesi Tem. 10, 2010 2:06 am

Notalarla ritmin uyumu iki sevgili kadar gerçek ve tutkuylaydı.İki aşık biribirine ne kadar bağlı ise notalar da müziğe ve ritme o kadar bağlıydı.Tek başına bir anlam ifade etmeyen bu iki şey masum dokunuşlarla daha da etkileyici hal alıyordu.Piyanonun üstüne işlenen figürler kadar net ve alışıldık.Notalar üstünde dolaşan eller,solistin sesi ile uyum içerisinde idi.İnişler,çıkışlar ve bitişler.Her an her saniye birlikte hareket ediyordu.Biri olmazsa diğeri de olmazdı.Saf ve pürüzsüz bir ses çoğu kişiyi etkileyebilirdi ama sanatçının kendisini etkileyemezdı.Her zaman duyduğu ses kulaklarında çınlarken yanında enstrüman olmadan cılız kalırdı.Dudaklarından çıkan ses vücudunu dolaşırken tüyleri ürperiyordu.Dudakları mühürlendiğinde ise opera salonunun içine yayılan ses kulaklarından girip beyninin her hücresinde dolaşıyordu.Dalından koparılmış bir çiçek ne kadar işe yararsa,kulağına gelen ses kötü ise sanatçı o sesten o kadar zevk alır.Salonun içinde yankılanan ses müzikle buluştuğunda anlam kazanırdı.

Opera salonuna gelen Arwen bunun en büyük destekçisi idi.Sesi onun muhteşem notaları ile buluştuğunda dinleyenlerin kulaklarının pası silinecekti.Carmen bu iki sanatçı sayesinde tekrar hayat bulacaktı.Fransa sokaklarında bu isim dolacaktı.Afişleri şimdiden hayal edebiliyordu.Çekimler yapılmıştı.Rus modelden doğan çingene kız.Ölümle biten bir aşk.Müzikal tadında olması beklenen bu eser aslında Carmen'in yeniden doğuşu olacaktı.Nikolaeva için modellik sadece arada sırada yaptığı ve yaparken zevk aldığı bir şeydi.Ama hiçbir zaman tam bir meslek olmamıştı.Sadece vücudunu kullanmak isteyen birkaç modacıya fırsat sunuyordu.Hayatı onun elindeydi ve o bir model olarak kariyer yapmak istemiyordu.Onun tek hayali iyi bir opera sanatçısı olmaktı.Dünyanın onu izliyor olabileceğinin hayali bile ona yetiyordu.

Arwen'in gelmesine hem çok şaşırmış hem de çok mutlu olmuştu.Çıplak sesle şarkı söylemekten zevk almıyordu.Ama yanında ona eşlik edebilecek bir piyanist,kemanist veya çellist olmadığında kendi marifetini ortaya dökmek zorunda kalıyordu.Aşkla söylüyordu şarkısını.Tutkuyla bağlıymış gibi söylüyordu.Masumca değil,tüm asiliğini ortaya dökerekten söylüyordu.En güzel düşlerini aklına getiriyordu.Denizin kokusunu içine çeker gibi,kar tanelerinin yüzüne düşüşünü izler gibi söylüyordu.Kalbinin ritminin piyanonun asaleti ile buluşurken ki heyecanı gibi söylüyordu işte o zaman.Arwen'in sahneye doğru yürüdüğünü gördüğünde yüzünde ufak bir tebessüm belirdi.Onun piyanosu ile olan yakınlığına ve etkileşimine her zaman hayrandı.Bir bakıma diğer piyanistin parmağını kırmasına sevinecekti neredeyse.Omzuna düşen saçlarını yeri ataraktan Arwen'in ardından yürüdü. “Gelmen çok iyi oldu canım.Seninle çalışmak çok iyi olacak.” Piyano,muhteşem bir piyanist güçlü bir ses.Bunlar çok güzel bir üçlü oluşturuyorlardı.Nikolaevna hızlı adımlarla sahneye koştu ve hemen eline kağıtları aldı.Nerede kaldığını önemsemedi en baştan başlayacaktı.Piyanonun yanına geçti ve Arwen'in hazırlanmasını izledi."Harikasın Carmen." dedi.Harika ve muhteşem bir eserdi onun gözünde.Her ne kadar yazıldığı dönemde sevilmese de...


En son Nikolaevna Minov tarafından Ptsi Tem. 12, 2010 5:13 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dakota Arwen Qernéé

GezginGezgin
avatar



Mücadele Tarafı : Claire Trisha Bullock
Kan Durumu : Melez

MesajKonu: Geri: Carmen Aria   C.tesi Tem. 10, 2010 10:06 pm

Müzik emek ister; çocuk yapmak ve ona bakmak gibidir müzik bir bakıma. Başladıktan sonra ilgilenmezseniz ona kendinizi adamazsanız çığrından çıkar, baş edemeyeceğiniz bir hal alır, küser size.Canlanmazsa hayaller, gözler kapatıldığında görülmezse düşler, notalar en yakın arkadaşlar haline dönüşmemişse ne yazıkki ilerlemek de imkansızlaşır müzikte. Notalar birleşip kanatlarınız olmalı sizi başka dünyalara uçurmalı. Evrenseldir müzik ister büyücü olun ister muggle hiç fark etmez onun kendine özgü dili vardır. Müzik kulağınız yoksa anlayazsınız ne kadar çalışsanızda. Diğer dillerden ayırır bu yönü eşsizleştirir onu. Bazılarımıza hiç birsey ifade etmesede ilgilenen için tutkudur. Sabırlı olmayan bir arpa boyu yol alamaz.

Arwen hülyalı hareketlerle piyanonun başına oturdu. Tuşlarında, parmakları aşina bir arkadaşı selamlarmışcasına nazik hareteklerle gezindi kısa bir süre. Gözlerini yumdu. rasgele bir notaya bastığında salonu canlandıran ses içinin de kıpırdanmasına yol açmıştı. İç geçirdi. Simsiyah kuyruklu piyano parlak yüzeyiyle, salondaki tarih kokusuyla tezaklık oluşturuyor bu onu daha da dikkat çekici yapıyordu. Hazır olup olmadığını anlamak için Nikolaevna'ya baktı. zarif bedenini piyanoya yaslamış elindeki kağıtlara göz gezdiriyordu. Dakota, yüzünü incelemeye başladı. Mavi gözleri sarı saçlarının altında yüzüne derinlik katıyordu. Uzun boyuyla tam bir Slavdı.

Arwen'in babası muggle olduğundan ve büyücüleri pek sevmediği aslında itiraf edemesede korktuğu için hep büyüce dünyadan uzak muggle kentlerinde yaşamışlardı. Durumlarıçok iyi değildi ama çok sevgi dolu bir ailelerdi. Mr. Qernéé yağmurlu gecelerde küçük kızını dizine oturtur sıcak çikolata eşliğinde masallar anlatırdı. Okula yatılı gideceğini öğrendiğinde zavallı adam ağlamıştı. Şimdi ise onu sık sık ziyaret ediyorlardı.


Giriş notalarını ağır ağır bastı. Önce geç kalacak sandığı Nikolaevna'nın sesi sırası geldiğinde salonu doldurdu. Arwen'in içine umut tohumları serpildi sanki. Çaldı, çaldı, çaldı. Sahneye konduğu günü hayal etti. En güzel büyü buydu işte; Seyircilerin alkışlaması. Kim olurrsanız olun alkış sesi sizi mutlu eder itisnası yoktur. Sen taktir gördün aferin demenin farklı bir yoludur. Ayakta elleri sızlamaya başlayana kadar yüzlerinde kocaman bir sırıtmayla el çırpan insanlar tek birşeyi çağrıştırır, Başarı...

Nikolaevna'nın esrarengiz sesi Carmen'i canlandırdı. İki kişi olmalarına rağmen bir orkestradan çıkabilecek ses çıkarıyorlardı. Opera binasının duvarları sesi yansıtıyor bu ikili seslerini daha iyi duydukça gururlanıp daha bir çoşkuyla çalıyorlardı. Mutluluk buydu işte uğruna çalışılabilecek birşeyin olması. Arwen gülümsedi huzurlu bir gülümseme...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alarice Maquésta

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Gerçekler
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Jaguar

MesajKonu: Geri: Carmen Aria   Paz Tem. 11, 2010 11:29 pm

Müzik,ruhun gıdasıdır.

Müzik aslında sadece ruha etki etmiyordu.Bütün bedeni kasıp kavuruyordu.Bir kulaktan girip ötekinden çıkan basit bir şey değildi.Uzun süre akılda kalan,zaman zaman fısıltılarla,zaman zamansa yüksek sesle haykırdığımız şey.Kolay gibi görünen ama aslında dünyanın en zor şeyi haline gelen sanat kişilere bazen zaaflık gibi geliyordu.Bir annenin çocuğuna söylediği ninni kadar etkileyici ve cezbedici.Bir bebek,ninniyi duyduğunda nasıl rahatlarsa,o bebek büyüdüğünde bir müzikal duyduğunda bir arya duyduğunda öyle rahatlardı.Esrarengiz biçimde ortaya çıkan bu büyü,sadece salondaki kişileri değil,salonu da büyülerdi.Emekle,hırsla,mücadele ile kazanılan bir zaferdi.Aşkla bağlanılmış zafer çığlıkları salonu inletir ve duvarlanına hapsederdi.Belki bir daha duymayacak gibi.

Nasıl bir tiyatroda dinleyenleri ve izleyenleri etkileyen tiratlar varsa operada da öyle aryalar vardır ki dinleyenler uzun süre etkisinden kurtulamaz.Onun büyüleyici ve efsunlu ritmine kulak verirken kendilerinden geçerler ve uyanmak istemedikleri bir uykuya dalarlar.Beğeni duygusu daha da artar.Zaten artmaması da imkansızdır.Çekişmeli geçen mücadele finalle son bulurken nefesler tutulur alkışlar dur durak bilmez.Ve bir sanatçı için o alkış en büyük nimettir.Eğer dinlenmeye de duymaya değer birşeyler yapıldıysa şayet.İşte böyle bir durum olsun diye Nikol çok çalışıyordu.Uykusundan fedakarlık ediyordu.Zaten çok fazla uyumuyordu ama provalar başladı başlayalı daha da az uyumaya başlamıştı.Açık kahve saçları,kıvır kıvır bukleleri her zamanki ahenk ile savruluyordu.Yeşil gözleri,çimen gibiydi.Parlak ve dolu dolu.Bakışları zaman zaman soğuk olsa da arada sırada gülümsemesi göz dolduruyordu.Çevresindekileri etkilemekten zevk alan yapısı her daim şık ve bakımlı olmak konusunda özen gösteriyordu.

Carmen tozlu sahnede iki etkileyici sanatçı ile hayat buluyordu.Muazzam güzellikteki opera salonu bu iki genç sanatçıyı kıskanıyordu.Kıskanmamak elde değildi.Yankılanan ses,salonun duvarlarına çarparken ayrı bir hava katıyordu piyanoya.Arwen her notaya bastığında Nikol'ün sesi daha da güçleniyordu.Gögüğ kafasi inip kalkarken dikleştirdiği vücudu,ayak parmaklarına kadar hissettiği ritim boydan boya sarmıştı onu.Zaman zaman ayaklarının parmak ucunda havaya kalkarken teninde hafiften de olsa hissettiği acı onu kendine getiriyordu.Nikol daha estetik durabilmek adına dans dersleri bile almıştı.Tek amacı salona gelen herkesi büyülemekti.Bunu başaracağına da bir o kadar emindi.Arwen'in sihirli parmakları,dokunuşları ile uyum içerisinde hareket ederken gözleri zaman zaman piyanoya kayan Nikol,Arwen'in duruşunu hayranlıkla izliyordu.Bir o kadar şeker ve tatlı olan bu kız Nikol'ü her gördüğünde etkiliyordu güzelliği ile.Kırmızı saçları,piyano ile tezatlık oluştururken salona ayrı bir hava katıyordu.

Les tringles des sistres tintaient
avec un éclat métallique,
et sur cette étrange musique
les zingarellas se levaient.
Tambours de basque allaient leur train,
et les guitares forcenées
grinçaient sous des mains obstinées,
même chanson, même refrain,
même chanson, même refrain.
Tra la la la
tra la la la
tra la la la
tra la la la la la la la.
Sur ce refrain les Bohémiennes dansent
.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dakota Arwen Qernéé

GezginGezgin
avatar



Mücadele Tarafı : Claire Trisha Bullock
Kan Durumu : Melez

MesajKonu: Geri: Carmen Aria   Çarş. Tem. 14, 2010 4:21 am

Les tringles des sistres tintaient
avec un éclat métallique,
et sur cette étrange musique
les zingarellas se levaient.
Tambours de basque allaient leur train,
et les guitares forcenées
grinçaient sous des mains obstinées,
même chanson, même refrain,
même chanson, même refrain.
Tra la la la
tra la la la
tra la la la
tra la la la la la la la.
Sur ce refrain les Bohémiennes dansent.



Parmaklar notalarda hayat buldukça, aryalar tavana çarpıp yankılandıkça, Carmen yeni seslerle canlandıkça salonda sıcak bir hava hakim oldu. Çok yakın olmayan bu iki arkadaşın tek ortak noktası müzikti ama bu öyle bir enerjiydi ki birlikteliklerinden doğan; hisseden herkesi içine çekebilecek gücüyle elle tutulacak somutluktaydı nerdeyse. Arwen Serenty'e baktı. Sesi hem piyanoyla beraber hem ayrı duyuluyor, narin vücudu salındıkça hoş bir parfüm kokusu yayılıyordu.Mavi alev alev gözlerinde acının yansıması vardı. Dudaklarındaki gülümseme gözlerine taşınamayacak kadar sahteydi. Bu ipek sesli kadın sorunlarını belli etmemeye and içmişti. Soğuk duruşunun altında yatan yalnızca güçsüzlüktü ve kusursuz yalanlar. Kendine güçlüyüm şiirleri düzmüş inanmak için kendi sesi dışındaki tüm seslere kulak tıkamıştı. İnsanların zayıflıklarını görmesinden nefret edeceği belliydi. Kimse görmesin diye kalbinin derinliklerinde kabk bağlayan yaralarının üzerini örtmüş etrafına duvarlar örmüştü. Arwen bir bakışla insanların tüm psikolojisini çözebilirdi. Nicol'u düşünürken kendi kişiliğiyle burun buruna geldi. Hayatı boyunca herkese yalan söylemişti saçma sapan nedenlerle gereksiz yere ve sürekli. Artık bu kötü alışkanlığını bıraksada dudakları yalana aşinaydı, sesi titremez ya da bakışlarını kaçırmazdı doğruları saptırırken. Soğuk kanlılıkla her türlü yalanı söyleyebilir ve buna herkesi inandırabilirdi. Masum yüzüyle insanlara güven veren bir havası vardı. Yalancı olabilirdi evet ama asla ihanet etmezdi sırlara. Ağzı, kulaklarının duyduklarını mühürler kendisiyle bile konuşmasına engel olurdu. Bu yüzden iyi bir dert dinleyici oldu fakat iyi bir dost olamadı kimseye. Şimdilerde dilini yalandan arındırdıkca çevresi genişleyip onu sevenler atrmıştı.

Arwen'in anneannesi çok güzel bir kadındı. Kızıl saçları çağlayanlar gibi omuzlarına dökülürken her zaman dik sırtıyla özgüven timsali idi. Mavi gözlerine bakınca engin denizlerde doyasıya yüzüyormuşcasına özgürlüğü hissederdiniz iliklerinizde. Arwen'e piyano çalmayı o öğretmişti. Mükemmel bir müzik kulağı olduğuna inandığı için torununun üzerinde yıllarca uğraşmıştı. Ödülü ise mükemmeldi, bir hafta önce ölmeden Carmenin piyanisti torunundan eseri ilk dinleme şerefine nazır olmuştu. Gözlerini hayata yummadan önce kulakları cennete gitmişti Carmen'le...
Dışarıdaki kar tipiye dönerken sert rüzgar insanların yüzünü bıçak gibi kesiyordu. Kol kola girmiş sevgililerin sıcaklığı dışında havayı ısıtan tek şey Opera binasından yükselen seslerdi. Eserin son nakaratı da Nikol'ün dudaklarında solunca Arwen kıkırdadı.
''Harikaydık, mükemmel oldu, herkes bayılacak, harikaydın!''
Küçücük boyuyla sahnede koşuştururken çok tatlı görünüyordu. Ufak fiziğiyle ilk bakışta insanın kucağına oturtup sevesi geliyordu. Turuncuya yakın kırmızı saçları beyaz teninin üzerinde onu tamamlıyor kahverengi sıradan gözlerine de anlam katıyordu. Birden durdu gözlerinde bir pırıltı belirmişti.
''Sıcak çikolata getirmiştim. İçeriz değil mi? Evet evet içeriz''
Arwen'e göre herkes sıcak çikolata severdi. Daha istisnasıyla karşılaşmamıştı. Asanını çıkardı zarif bir hareketle salladı ve yerde iki bardak belirdi. Çantasına koştu içinden kocaman bir termos çıkardı. İçine doğmuştu adeta burada yalnız olmayacağı. Önce yalnızca gülmseme cizgisi olan tebessüm yüzünde yayıldıkça büyüdü sırıtma halini aldı. Yerdeki kupaları piyanonun üstüne koyup içlerini sıcak çikolatayla doldurdu. Serenty'e bir bardak uzattı. Kadın yüzünde şaşkın bir ifadeyle Arwen'e bakıyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alarice Maquésta

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Gerçekler
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Jaguar

MesajKonu: Geri: Carmen Aria   C.tesi Tem. 17, 2010 10:47 pm

İçimize işleyen sıcacık bir dokunuştan daha iyi bir şey olamazdı.Boğazımızdan aşağıya doğru kayan ve daha da içimizde buluşan tatlı his zaman zaman bizi kendimizden geçirirdi.Bu iki cadı zaman zaman içlerini ısıtacak bir şeylere ihtiyaç duyuyordu.Kısmen de olsa farklı şeyleri tatmam,yeni bir dokunuşun içlerine işlemesi vücudunun ritmik müziğine daha da anlam katıyordu.Arwen'in ona uzattığı bardağı yavaşça eline aldı.Hem şaşkın hem de mutlu olmuştu.Sabahtan beri doğru düzgün bir şey yememiş veya içmemişti.Elindeki bardağın sıcak olduğunu anladığında bir süre beklemeye karar vermişti.Ses tellerine zarar vermek istemiyordu.Elindeki bardakla birlikte yere oturdu.Taşların üzerini kaplamış parke sert ve acıtan bi ifade ile ona bakmıyordu.Masum bir dokunuş.Sert taşların soğukluğunu örten bu parke Serenty'nin cildinin zarar görmesini de engelliyordu.Ama bunu umursayabilecek biri değildi.Sadece işini düzgün çıkarmak istiyordu.Bunun için bütün vücudu zarar görse de önemsemezdi.

Yerde bardağı yanına koyduktan sonra siyah saçlarını bir kenara savurdu ve sahnenin zeminine uzandı. “Teşekkürler tatlım.” dedi.Arwen belki de onun bu davranışına biraz şaşırmıştı ama Serenty bunu çok fazla önemsemiyordu.Zaman zaman bu sahnelerde uyuduğu bile olmuştu.Belki masum güzelliği taşlı yerlere yakışmıyordu ama mesleğine olan bağlılığı onu her türlü yere mahkum edebilirdi.Bir ingiliz asaletine sahip olabilirdi ama doğallığından hiçbir zaman ödün vermeyecek bir yapıya da sahipti.Kardeşlerinin güzelliğine her zaman hayran kalmıştı.Küçüklüğünden beri onlardan biraz farklı olmuştu.Meslekleri bile farklı olmuştu.Diğer iki kardeşi iyi bir şifacı olmak yolunda giderken Serenty kendini daha da ön plana çıkaracak şeylere yönelmişti.Mola vermek ona gerçekten iyi gelmişti.Belki de biraz dedikodu bile yapabilirlerdi.Serenty dedikodu tarzı şeyleri sevmezdi,hiçbir zaman da sevmedi. “Eee Arwen neler yapıyorsun canım.” Sıcak çikolatalarını yudumlarken sohbetten iyi gidebilecek bir şey yoktu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content





MesajKonu: Geri: Carmen Aria   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Carmen Aria

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-