AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm
Astrid Arceron
Darence Elias
Cecil Arwen Dorofee
Foren Alator
Nadia Beauvoir
Harley McMannon
Rosalindie Meinhard
Rosalindie Meinhard
Aurora Clothilde
Savannah Claire Madden


Paylaş | 
 

 Autumn Aile Toplantısı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Castor Autumn

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Autumn
Rp Sevgilisi : Audrey ile evli.
Kan Durumu : Saf, çok saf.
Patronus : Şah Kartal.

MesajKonu: Autumn Aile Toplantısı   Cuma Tem. 16, 2010 8:14 pm

Mekan: Mademoiselle Florence Hôtel & Restaurant Büyük Salonu
Zaman: 12 Mart 1963 Akşamı
Kişiler: Althea Autumn, Andrea Autumn, Amelie Autumn, Audrey Autumn, Castor Autumn, Claudine Autumn, Cormac Autumn, James Autumn (NPC), Raphael Autumn

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Castor Autumn

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Autumn
Rp Sevgilisi : Audrey ile evli.
Kan Durumu : Saf, çok saf.
Patronus : Şah Kartal.

MesajKonu: Geri: Autumn Aile Toplantısı   Cuma Tem. 16, 2010 8:14 pm

Saçmalık. Tamamen saçmalık. Yani abimin ve kuzenimin yüzünü neredeyse her gün görüyorum ve oldukça iç içe bir aileyiz. Neden her ay otelde bir araya gelip, bir aile toplantısı yapıyoruz ki? Hani çok kalabalık bir aile olsak, bir kısmımız Avustralya’da yaşıyor da ancak ayda bir gelebiliyor olsalar anlayacağım. Ama yok! Birbirimizi her gün gören insanlarız. Ne anlamı var ki büyük bir masaya oturup da otel, malikane ya da restoran hakkında konuşmanın. Bir sorunumuz olsa ya da bir fikrimiz hemen oracıkta söyleyebiliriz zaten birbirimize. İşte bu yüzden geleneksel Autumn Aile Toplantıları genelde otelin büyük salonunda şarap içip, yemek yediğimiz sonra da sarhoş olduğumuz partiler haline dönüştü. Teknik olarak yukarıdaki nedenlerle karşıyım; ama pratik belki de ayın en sevdiğim günü on ikisidir. Çünkü sarhoş bir Autumn’dan daha eğlenceli bir şey varsa, birkaç sarhoş Autumn’dur. Toplantı her zamanki gibi yemekle başlayacak. Bir konseyin karşısına çıkacakmışım gibi takım elbisemi giyiyorum ayna karşısında. Hepimiz aile renkleri olan narçiçeği ya da altın sarısı renklerinden birini taşımak zorundayız üzerimizde. Ben hep narçiçeği gömlek giyerim. Audrey, James ile dışarıda. Birkaç işi varmış; ama yetişeceğini söyledi. Yetişeceğim derse yetişir. Ona aşık olmamı sağlayan şeylerden biri de buydu zaten. Yapacağım derse yapması. Aile toplantılarını hiç kaçırmaz. Bazen o bu aileye gelin gelmiş gibi değil de ben damat gelmişim gibi hissediyorum. Beni garip bir kıskançlığa sürüklüyor. Audrey sevilesi biridir. Yani bir insanın ondan hoşlanmaması için hiçbir neden göremiyorum. Tuvalet masasına ilerleyip, çekmecedeki küçük kırmızı kutuyu açıyorum. Aynı renkler gibi bir kural daha var. Autumn erkekleri ceketlerinin ceplerinde aile armasının işli olduğu mendili taşımak zorundalar. Abim ve ben aynı mendili taşıyoruz; ama Raphael’inki farklı. Ailede yaşayan en büyük erkek o olduğu için. Yıllarca dedelerimizin taşıdığı altın işlemeli mendili taşıyor o. Ah tabii ki kurallar yalnızca biz erkekler için değil. Autumn kadınları da armadamızdaki tek boynuzlu atın bir benzerinin bulunduğu broşlardan takmalılar. Benim mendilimin bulunduğu kırmızı kutunun yanında da Audrey’nin broşunun kutusu var. Merlin aşkına! Gören bizi kraliyet ailesi sanır. Armalar, renkler, kurallar… Bu kuralları kimin koyduğuna dair en ufak fikrimiz yok. Eminim babalarımızın da yoktu.

Bu sefer erkenciyim. Rapheal ve Cormac giyinmek için evlerine gitmiş olmalılar. Ortalıkta bir koşturmaca var. Ben bile heyecanlı değilken nasıl oluyor da otel ve restoranın çalışanları bu toplantı için hala heyecanlı olabiliyorlar. En yenisi bile bir buçuk yıldır bizimle çalışıyor. Yani en az on sekiz aile toplantımıza şahit oldu. Ben olsam çoktan isyan etmiştim. Bu onlar için önce güzel bir akşam yemeği hazırla, tüm gece servis yap ve sonra da patronlarının arkasını topla gecesi gibi bir şey. Biz bu elemanları nereden bulduk? Personel alımlarını yapan kişiye bir güzel sarılmalı. Ah, doğru bu safları ben topluyorum buraya. Altımda çalışanlarla aram her zaman iyidir. Bazen bu oteli döndüren kişinin ben olduğumu düşünüyorum. Ne diyebilirim ki? Biraz kendini beğenmiş biriyim.

Otelin büyük salonunda yemek için hazırlıklar neredeyse tamamlanmış. Salona girdiğimde çalan müziği duyunca kendimi koca bir kahkaha koyuvermekten alıkoyamıyorum. Vivaldi’nin Dört Mevsim’inin Sonbahar kısmı çalıyor. Bu insanların Autumn aşkı beni benden alıyor doğrusu. Salonun bir duvarı boydan boya camla kaplı. Otelin sekizinci katındayız. En yüksek yer burası olmadığı için en iyi manzara da bu pencereden görülen değil; ama bu cama dayandığımda en güzel Londra manzaralarından birini izlediğim gerçeğini değiştirmiyor. Gökyüzü yıldızlarla kaplı. Güzel bir gece bu. Aylardan Mart. Otel önümüzdeki aylarda oldukça yoğun olacak. Restoran ise yılın on iki ayında da yoğun. Büyükbabam Barton Autumn yalnızca şanslı bir adammış; ama babam ve amca burayı büyütecek kadar zekilermiş. Bize bıraktıkları şey devasa bir otel, bir yığın restoran müdavimi ve prestijli bir isimdi. Açıkçası işimiz hiçbir zaman onların ki kadar zor olmadı; ama burayı seviyorum. Daha iyi hale gelmesi için elimden geleni yaparım. Aslında işini sevecek tipte bir adam değilim; ama bu otele iş gözüyle bakmıyorum sanırım. Arkamdan ayak sesleri geliyor ben bunları düşünürken. Kim olduğuna bakmak için dönüyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Audrey Autumn

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Beyim bilir.
Rp Sevgilisi : Castor.
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Tavus kuşu.

MesajKonu: Geri: Autumn Aile Toplantısı   Cuma Tem. 16, 2010 9:45 pm

"Anneee." James'in düzgün söyleyebildiği birkaç kelimeden biri olduğundan üstüne basa basa söylediği iki heceyi duyan Audrey, küçük elini kadınınkinden kurtarmaya çalışan oğluna baktı. Bu kalabalık yolda onu, iki adımda bir fark ettiği parlak ve renkli şeyler arasında zaptedemeyeceğini anladığı anda Junior'ı kucağına aldı. Çocuğun şirin başına iyice yaklaştı ve fısıldayarak "Etrafındakilere bak. Kimse her gördüğü şeye koşuyor mu? Hani artık çocuk olmuştun sen?" dedi. Ardından oldukça ciddi bir ifadeyle, dudaklarını büzüp "James cjocuk! James cjocug!" diyen oğluna "O zaman otele gidene kadar uslu ol. Babanı görmek istiyorsun değil mi?" diye sordu. Gelen baş sallamanın ardından omzunu okşadığı oğlunu tekrar yere bıraktı. İkili yeniden Londra'nın eğlenceli limanında yan yana yürümeye başlamışlardı. James'e ne bebek ne de şımarık bir çocuk olma fırsatı vermek istemiyordu. Onu "sevmek" adı altında mıncıklayan ve garip sesler çıkarıp şekilde şekle giren suratlarıyla yerlere kadar eğilen insanlardan da uzak tutuyordu elinden geldiği kadar. Henüz 2 yaşında olması, bir insana ayrı bir birey gibi davranılmaması anlamına gelmiyordu çünkü. Etrafındaki birkaç boş kafalı koca ağızlı kadının onu acımasız ve şefkatten yoksun bir anne diye tanımlaması umrunda bile değildi. O oğluna bir et yığını ve köpekten hallice bir yaratık gibi davranmazdı. Bu yüzden Autumn ailesinin, aradan geçen dört yılın ardından sarışın gelinleri için de gelenekselleşmiş aile toplantısına oğlunu da getiriyordu son üç aydır.

Castor'dan dinlediği kadarıyla, koyu renk gözleri ve baştan çıkaran gülümsemesiyle hayatı boyunca birçok erkek tarafından arzulanan Florence'in adının ölümsüzleştirildiği tanıdık binaya yaklaşınca adımlarını yavaşlatıp James'in elini otoriter bir şekilde sıktı. Bu jestin ne anlama geldiğini kavrayan genç Autumn'un minik eliyle ceketini düzeltişini izledi ve gülümsedi. Gösteriş düşkünlüğünden başka bir şey olmadığını düşündüğü broşu da içeri girmeden çantasından çıkarıp, yine ailenin kurallarından biri olduğu üzre giydiği nar çiçeği rengindeki elbisesinin yakasına taktı. Tanrı'ya şükür ayrıca sevdiği bir renkti ve uzun sarı saçlarıyla eşsiz bir uyum içindeydi. Bu elbiseyi giymesinin zorunluluk dışındaki nedeni de Castor'un erkek kardeşi Raphael'in bir hediyesi olmasıydı. Castor'un aksine Audrey bu aile toplantılarını fırsat olarak nitelendirir ve hem aile bağlarının kuvvetlenmesi hem de genç kadının onlardan biri olması için oldukça önemli bulurdu. Tabi geçen yıllarla birlikte herkesin sevdiği bir isim haline geldiğinden artık farklı bir gözle de bakıyordu bu buluşmalara. Raphael'in yaşından dolayı ailede sezilmesi zor olmayan üstün bir konumu vardı ve Audrey kendi kocasını, dolayısıyla kendi ailesini bu noktaya taşımaya uğraşıyordu. Autumn'lar çok zengin bir aileydiler, kraliyet ailesinin onlaran borç istediği zamanlar bile olmuştu. Ama en güzel arazilerin ve en görkemli malikanelerin Raphael'e kalmış olması Audrey'nin kafasında ince bir detay olarak geziniyordu. Bu yüzden kendisinden on yaş büyük ablasının olamayacağı kadar güzel, neşeli ve mutlu görünüyor, çalışanlara kadar herkesin kalbini kazanıyordu. Ayrıca toplantılara James'i de getirerek, biricik varislerini adeta gözlerine sokuyordu. Sanki krallığın ufak veliaht prensiydi o. Ki bu tip hareketler, uzun yıllardır soylularla bir arada yaşadıkları için bir nevi aşağılık kompleksinin oluştuğu Autumn ailesinin çok hoşuna giderdi. Eh Audrey de soyunun taşralı İngilizlere dayandığı bir bir kadın için oldukça zeki ve becerikliydi. Her detayı fark eder, çok bilgili değilse de bunu fark bile edemeyeceğiniz kadar güzel konuşur, esprileriyle etrafında bir zevk çemberi oluştururdu.

Küçük oğlunu sırtından yavaşça iterek otelin döner kapısına soktu ve ardından kendisi de girip lobinin ortasına yürüdü. Alt katın restoran girişi asıl girişti ve o ön taraftaydı ama yanda restorandan bağımsız bir giriş daha yer alıyordu. Audrey lobinin dört bir yanına iliştirilmiş mutlu aile resimlerini ve altın sarısı kurdelelerle bağlanmış kırmızı çiçekleri görmeyi sevdiğinden hep bu kapıyı kullanırdı. Ağır adımlarla Jamie'yle birlikte asansöre girdi. Görevlinin katı sormaksızın bastığı düğmeyle birlikte asansör harekete başladı ve 8. kata geldiğinde biraz sarsılarak durdu. Asansördeki genç çocuğun selamına karşılık verdikten sonra birkaç adım gerisinde kravatını ceketinin içine sokmaya uğraşan oğlunu yanına çağırıp elini tuttu. Birlikte salona girdiklerinde sadece Castor'u görebildi. Ki bunu zaten bekliyordu. Tıpkı ev sahipleri gibi erken gelmeye özen gösteriyorlardı. Audrey bizzat hazırlıkları kontrol edip, yemek listesini aşçıyla birlikte seçiyordu. Beyaz, işlemeli bir örtü serilmiş masaya ufak bir göz atmayı da ihmal etmeden oğlunun ardından kocasının yanına gitti. Yerinden kıpırdamamış, hala cam kenarında duran yakışıklı adama sarıldı ve dudağından yumuşak bir şekilde öptü. Ne kadar evliliklerine başarılı bir evlilik gözüyle de baksa, Audrey kocasına aşıktı, bu evlendikten sonra da Junior doğduktan sonra da değişmemişti.



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Castor Autumn

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Autumn
Rp Sevgilisi : Audrey ile evli.
Kan Durumu : Saf, çok saf.
Patronus : Şah Kartal.

MesajKonu: Geri: Autumn Aile Toplantısı   C.tesi Tem. 17, 2010 12:25 am

‘Tanrım, bu kadın gerçekten benimle karım mı?’ diye düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi. Zira narçiçeği kırmızısı elbisesinin içinde podyumdan fırlamış gibi görünüyor. Böyle bir kadını yatağına attığımda bile insan sonraki bir hafta kurtulamaz etkisinden. Ben bir de ‘sonsuza kadar’ diye yemin ettirdim. Ne adammışım ben be! Audrey beni yavaşça öpüyor. O yana çekildiğinde James’i görüyorum. Audrey burada olmasa onu havalara falan kaldırırdım muhtemelen; ama karım onun bir birey olarak yetişmesini istiyor. Ben de kalkıp ‘E ama şu anda bir bebek. Bebekken bebek gibi davransak bari.’ diyemiyorum. Çünkü az öncede söylediğim gibi onu yatağa atmış olmam bile büyük şans. Bir de şikayet etmem hiç mi hiç mantıklı olmaz. Öne doğru eğilip küçük oğluma elimi uzatıyorum. Madem bunu yapacağız. Ciddiyetle yapmak zorunda değiliz ya. “Otelimize teşrifiniz bizim için bir onurdur Mr. Autumn.” diyorum onun minik elini sıkarak. Söylediğimden bir kelime anladıysa namerdim; ama biz bireylere burada böyle davranıyoruz. Oğluma yavaşça gülümsedikten sonra karıma dönüyorum. Ben daha yeni geldim. O nasıl bu kadar çabuk gelebildi ki. Sonra elbisesinin yakasındaki broş çekiyor dikkatimi. Her zaman kurallara uyan bir kadın olmuştur. Düşününce bu broş pek de şık sayılmaz. En azından dört yıllık tecrübem Audrey’nin tarzı olmadığını söylüyor. Yine de ona ilk verdiğim gün son derece mutlu görünmüştü. İyi rol yaptığını o zaman anlamamıştım tabii ki. Bunu öğrenmem bu hikayeden çok daha öncesine dayanıyor. Yoksa yazık olurdu. Nasıl bir oyuncu olduğunu bilmediğim bir kadınla evlenmek. “Mendilimi alırken görmüştüm broşun kutusunu çekmecede. Eve mi uğradınız? Öyleyse nasıl bu kadar hızlı gelebildiniz ki?” diye soruyorum; ama daha o cevap vermeden yüzündeki çarpık gülümseyişten ve devirdiği bakışlarından cümlemdeki sihirli kelimeleri seçiyorum. Gördüğüm şey broşun kutusuydu, broş değil. Bu kadar zeki bir kadınla evlenmek şans mı, yoksa aptallık mı hala karar verebilmiş değilim. Sonuçta beni öldürmeye karar verse ben daha bunu fark etmeden bir gece ben en ateşli sevişmelerimizden yaşayacağız zannederken ölmüş olurum ve ardından “Zavallı adam, insan böyle kafası çalışan kadınla evlenirse böyle olur işte.” derler. Saçma sapan kurgularımdan sıyrılıp bana yine de cevap vereceği belli olan Audrey’e bakıyorum. Evlendiğim kadın insanın kanını donduracak kadar zeki, tüm erkeklere iç geçirtecek kadar güzel ve her işe yetişebilecek kadar pratik biri. Bunlar bazı durumlarda lehime bazı durumlarda aleyhime işleyen özellikler olabilir; ama bu ihtimallere gölge düşürecek bir gerçek var ki karımı seviyorum. Her kocanın karısını sevdiği gibi. Aşığım ben ona. Onu ilk gördüğümde olduğum gibi. Tutkuyla, şehvetle aşığım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Audrey Autumn

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Beyim bilir.
Rp Sevgilisi : Castor.
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Tavus kuşu.

MesajKonu: Geri: Autumn Aile Toplantısı   C.tesi Tem. 17, 2010 1:32 am

J'leri arasındaki diyaloğu gülerek izledi genç kadın. "Ah dalga geçme benim yöntemlerimle. Kucağına alabilirsin Castor abartma." Oysa bu hareketten oldukça memnun gözüken Jamie dans eder gibi hareketler yapmaya başlamıştı. Yemekten önce enerjisini ne kadar harcarsa o kadar iyi diye düşünen Audrey hiç ses çıkarmadan kocasına döndü. "Çıkarken yanıma almıştım hayatım. Melanie'nin evinden geldik direkt." Melanie; Audrey'nin en büyük kuzeni. Castor'un zihninde kumral saçlı şişman kadının canlanışını fark edebiliyor ve yakın zamanda kocasını kaybedişini düşündüğünü biliyordu. Eli beceriksizce genç cadının koluna gitti. Oysa Audrey'nin teselli dokunuşlarına ihtiyacı yoktu. "Bir ara biz de onu davet etmeliyiz." diyerek kestirip attı. Ölümler pek etkilemezdi onu. Geri kalanlar için durum kötüleşmişse üzülürdü. Ama hiç çocukları olmadığından ve diğer kardeşleri de öldüğünden kocasının tüm servetine konan domuz gibi sağlıklı bir dul için üzülemezdi. Orta doğuda sömürülen onca kadına ya da tüm hayatları çalışmakla geçen ve muhtemelen o sırada ölen insanlara haksızlık olmaz mıydı? Kirpiklerini kırpıştırıp gözlerindeki gölgeyi dağıttı. Neşelenmek istiyordu, bu gece Autumn gecesiydi, bu gece onların gecesiydi. Castor'dan birkaç dakika ayrılmayı göze alarak çalışanlarının yanına gitti. Yemek sırasında ve sonrasında çalacak şarkıları kontrol etti. Böyle rutin işlerle ilgilenmek Audrey'i feci mutlu ediyordu. Otelin tüm hesaplarını bizzat inceliyor, kar zarar oranlarına göre fiyatları, kampanyaları ayarlıyordu. Dümdüz evde oturan biri olsa sıkıntıdan patlardı herhalde. Ye, dua et, çocuk doğur üçlemesi genç kadını çileden çıkarıyordu zira. Londra'nın her yerinde bir dost edinmişti kısa zamanda. En ufak bir bahane kanatlanıp uçmasına neden olabiliyordu. Şimdi de James'in seneye gideceği çocuk yuvasını seçme adı altında şehirde gezmediği mahalle, girmediği okul kalmamıştı. Gözlerden uzak bir Rus ajanı olsa ne kadar eğlenebileceğini düşünüp güldü Audrey. Fakat görevlilerin anında kendisine çevrilen bakışlarıyla gülümsemesini dağıtarak listeyi onayladığını belirtip yanlarından ayrıldı. Tekrar salona girdiğinde Castor'un kucağında uyuyan Jamie'yi gördü. O kadar güzellerdi ki kadın karşılarında adeta erimişti. Usulca yaklaşıp minik oğlunu kucağına aldı ve başını omzuna yaslatıp hemen yan odada önceden hazırlatılan yatağa yatırdı. Çok uzun süre uyumayacağını biliyordu. İçeride sesler yükselmeye başlayınca eğlenceden mahrum kalmayı asla kabullenmeyen genç Autumn'u salona gelecekti. Audrey gülümsedi ve odadan çıktı. Döndüğünde içeride yeni yüzler olduğunu gördü. Hemen selam vermek için samimi bir gülümseme yerleştirdi yüzüne ve yanlarına gitti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Raphael Autumn

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Tarafsız.
Rp Sevgilisi : Andrea.

MesajKonu: Geri: Autumn Aile Toplantısı   Ptsi Tem. 19, 2010 4:37 pm

Henüz mart ayıydı fakat İngiltere şimdiden yazı yaşamaya başlayacak gibi duruyordu. Birkaç gün önceki gibi serin değildi hava. Günümüzde de buna ‘aldatıcı hava’ diyenler oluyordu. Saat öğlen ikiyi beş geçiyordu. Dışarı bakıldığında da sıcak bir rüzgâr camları okşayıp, az önce Raphael’in açmış olduğu camdan içeri girivermişti. Rüzgâr, sabahtan beri incelemekte olduğu kâğıtları Raphael’in önünden masanın ilerisine sürükleyivermişti. Gözlerini pencereye doğru kaşlarını çatarak devirdi. Birkaç dakika sonra rüzgârın da bu işlerin bitmeyeceği ve kendisinin de artık sıkıldığı yönünde bir işaret verdiği kanısına vararak kısa kahkahasına engel olamadı. Oturduğu sandalyesinden kalkarak odasından ayrıldı. Malikânesindeydi. Evinde. Kırk iki yıllık yaşamında ve ilerisinde olmak isteyeceği yerdeydi belki de. Büyük holde ilerlerken gözü hâlâ Andrea’yı arıyordu. Sabah kalktığında o uyanmamıştı henüz. Şu anda da ortalıkta yoktu. Hemen ilerlediği holden sağa saparak yatak odalarına girdi. Yataklarına baktığında sabah bıraktığı gibi dağınıktı fakat Andrea yoktu; o anda da su sesini işitmişti. Banyoda duş alıyordu muhakkak. Gülümseyerek gardıroba ilerledi. Gardırop kapaklarını açtığında birbiri sıra dizilmiş bir sürü takım elbise gözüne çarpmıştı direkt. Sol taraftaki rafta da günlük giydiği tişört, eşofman gibi eşyaları vardı. Bugünün özel bir anlamı vardı. Aile yemeği gibi bir konu ön plandaydı. Bu yemekte de her zamanki gibi altın sarısı ve narçiçeği renklerinden birinin üzerimizde olması gerekiyordu. Yavaşça askılıklara elini daldırarak beyaz gömleğini, altın sarısı rengi ceketini çıkarttı. Ceketi, sanıldığı gibi de çok göze batar tipte bir renkte değildi. Normal bir görünümü vardı ve bu da onun hoşuna gidiyordu. Pantolon olarak da hemen hemen onlarla aynı tonda olan bir pantolon çıkartıverdi.

Aynanın karşısında çıkarttıklarını giydi. Nasıl göründüğüne bir göz atarak banyo kapısının aralanma sesi üzerinde kafasını arkasına doğru çevirdi istemsiz olarak. Kurulanıp iç çamaşırlarıyla kapıdan çıkan Andrea’ya gülümseyip, bakışlarını onun üzerinden alamadı. Bir zamanlar bu kadınla neredeyse hiç birlikte olmamayı dilediği zamanlarda olmuştu. On dört yıl kadar öncesine kadar sadece tek bir gece takıldıklarını ve ikizlerin olacağını öğrendiklerinde de epey bir zaman sonra birleştikleri gerçeğini göz ardı etmemek gerekir. Çocukların olması ikiliyi birleştirmişti resmen. Zaman zaman tekrardan kavgaları gerçekleşiyordu. Alttan alan Andrea oluyordu her zaman. Anlayışlılığı, Raphael’i ona bağlamıştı. Gülümsemesine ara vermeden kadının yanına doğru birkaç adım attı, dudaklarına bir öpücük kondurdu. “Akşamki yemek için hazır olmamız gerek. Broşun gardırop çekmesinde. Ben de mendilimi cebime koyayım.” Hala bu gelenekselleşmiş olaya anlam veremiyordu Andrea. Bunu da zaten yüzünden okumak mümkündü. Donuk bir bakışla kafasını tamam yönünde sallayarak saçlarını havlusuyla kurutmaya devam etti. Yavaşça gardırobun başına geldi tekrardan Raphael. Çekmece kulbunu kendine doğru çekti ve üzerinde tek boynuzlu atın özenle işlendiği armalı mendili alarak düzgünce üzerindeki ceketin göğüs üstündeki cebine yerleştirdi. Oteli üç kişi işletiyordu, en büyükleri Raphael’di. Ailedeki en büyükte şu an Raphael. Bu yüzden Raphael’in cebindeki mendil, Castor ve Cormac’ınkinden daha farklıydı; yaşadığı ev bile onlardan farklı olarak büyük dedelerinden kalan evde yaşıyordu. Kendini fazla şanslı sayıyordu bu konuda kendini. Takım elbisesiyle ayna karşısında durarak, sağ elini ceketinin içine sokarmış gibi yaparak aynada kendine baktı. Hafif uzun saçları onu daha karizmatik gösteriyordu; ayrıca daha genç. Andrea’da hazırlanmaya başlamıştı. Ama ondan önce ilk olarak Raphael’in bir otele uğraması şarttı. Sabahtan gitmiş olmasına karşın tekrardan gidip yapması gerekenler olduğunu düşündü. Sanki bir kraliyete mensup birileriymiş gibi bu geleneği her zaman sürdürüyorlardı. Kraliçe Elizabeth de olsaydı da görseydi bu hazırlıkları.

Toz bulutu hâlinde kendini ofisinde buldu. Akşam olmuştu artık. Ayrıca bugün okuldan izin alıp da buraya gelecek olan ikizlerini de merak etmeye başlamıştı. Kapıya doğru ilerledi, kolu çevirdi ve dışarı çıktı. Büyük Salona indi. Leziz kokular alıyordu. Yüzündeki sert görünüm bir an yumuşayarak gülümsemişti bu sefer işyerinde. Normalde burayı işi olarak gördüğü için gülmek gibi eylemleri gerçekleştirmenin saçma olduğunu düşünüyordu. Ama bugün özel bir gündü ve işini yapmıyordu şu an. Adımlarını atarken yankılanan adım sesleri, büyük salon kapısının önünde kesilmişti. İçeriye göz attığında Castor, etrafı inceliyordu. Yavaşça içeriye doğru adımlarını atarken Castor onu fark ederek gülümsedi. Castor’un yanına doğru ilerledi Raphael, tokalaşarak selamlaştılar. Hemen ardından Audrey’de ileriki kapıdan çıkagelmişti. Sarı saçlarına yakışan narçiçeği renkli elbisesi onu mükemmel kılmıştı bugün. Neşeli kahkahasını atarak Audrey ile de selamlaştı. “Yemekten önce gelip göreyim dedim. Andrea’da birazdan gelir. Ee peki nasılsınız?” Dedi, iki çifti de süzüp gülümseyerek. Audrey her zamanki samimiyeti ve sevecenliğiyle sorusunu yanıtladı. "İyiyim, iyiyiz," dedi gülümseyerek. Castor adına da konuşmuş oldu Audrey. İçeriyi süzerken masaların daha hazır olmadığını fark eden Raphael, etraftaki garsonlara bakındı bir süre. Kimsenin gelip gitmemesiyle yanındaki Castor'a kafasını çevirdi. "Bu garsonlar uyuyor mu, ne?" derken içeriye iki kişi girerek kapının yanındaki masayı düzelttiler. Raphael'in fark etmesi üzerine onlara doğru birkaç adım ilerleyerek seslendi. "Hey! Şu masayı artık hazırlamanızın vakti geldi. Elinizi çabuk tutun. Haydi, haydi! Eliyle masanın hazırlanmamış halini gösterdi. Hemen ardından kendi kendine söylenerek çatılan kaşlarını biraz olsun yumuşatmak için iki kere derin nefes aldı. "Ne diye işe alıyoruz bunları bilmem ki?!" Hemen ardından üç tane garson hızlı, koşar adımlarla kapıdan içeri girerek masaya koymaya başladılar. "Of. Neyse ki çabuk halledebiliyorlar. Bu işlerin bittiğini umuyordum halbuki." dedi Audrey ve Castor'a.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nathan Autumn

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Karanlık*
Rp Sevgilisi : Bailey Autumn
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Siyah Leopar

MesajKonu: Geri: Autumn Aile Toplantısı   Ptsi Tem. 19, 2010 9:21 pm


    “Lanet olsun Giselle , yine sen mi topladın bu odayı.”
    “Temizlemek için geldiğimde toplayayım demiştim , kötü bir şey mi oldu ? “
    “Her şeyi yanlış yerlere koymuşsun,bundan sonra ofisi temizlerken bırak masa dağınık kalsın,anlaşıldı mı Giselle ? “
    “Evet,efendim.”
    “Tamam öyleyse , şimdi gidebilirsin.”


    Kız odadan çıkar çıkmaz içimden küfürler yağdırarak saate baktım. Eğer eve gidip acele etmezsem ,toplantıya en son ben varacaktım ve buda hiç hoş karşılanmazdı. Bilirsiniz, ailelerin belirli prensipleri vardır. Dükkân hakkında bazı verileri dosyalayıp klasöre koydum,ceketimi aldım ve ofisten dışarıya çıktım. Merdivenleri sık ve yavaş yavaş inmeye başladım. İçeriye bir göz gezdirdiğimde durum gayet iyiydi ve artık burada bana gerek kalmayacağını anladım ve olduğum yerde Londra’daki eve cisimlendim. Bu duygu gerçekten miğdemi bulandırıyordu. Sıkışma duygusu..



    Evin salonuna cisimlendiğimde salonda kimse yoktu zaten olmasını da beklemezdim. Ya odalarındaydılar ya da çoktan otele gitmişlerdi.Salondan hızlıca çıkıp ikinci katın merdivenlerini bir çırpıda tırmanmaya başladım ve kolidorun sol tarafındaki ikinci odaya daldım. İçeride Bailey var diye düşünmüştüm ama oda yoktu. Hızlıca üzerimi değiştirip aynalı konsolun önüne geçtim ve armalarımızın olduğu ilk çekmeceyi açtım. Gri olan kutu benimdi, rengini tam olarak bilmediğim kutu ise Bailey’in. Kendi kutumu açıp üzerinde aile armasının olduğu kol düğmelerini aldım. İkisini sol koluma, diğer ikisini de ceketimin sağ koluna taktım. Giydiğim takım siyahtı, gömleğim ise beyaz. Ona uygun altın sarısı kravatımla da şıklık sağlıyordum. Ceketimin cebindeki mendili de kontrol ettikten sonra, hazır olduğumu anlayıp tekrar otele cisimlendim. Cimsimlenmek gerçekten lanet bir duyguydu ama artık alışıyordum..

    Toplantı Saati

    ..Kocaman kapının önüne geldiğimde üstüme başıma tekrar çeki düzen verip kapıyı açtım ve o an tüm gözleri üzerimde hissettim. İçeridekilere arkamı dönmeden kapıyı kapattım, bu bir alışkanlıktı. Nezaket kuralları bize bunu böyle öğretmişti. Hafifçe gülümseyip, “Selam millet.” Dedim ve masaya doğru yürümeye başladım. Raphael, Castor, Audrey ve minik James gelenler arasındaydı. Bairley daha gelmemişti ama oda en kısa zamanda burada olur diye düşünüyordum yerime oturuken. “Hey minik James, bu sabahtan beri biraz daha büyümüşsün ha!” dedim ve sırıttım. Minik çocukta gözlerini bana dikmiş gülüyordu. Etrafa iyice bakıdıktan sonra ortaya karısık bir laf atarak, “Ee,görüşmeyeli nasıl gidiyor işler?” diye sordum. Umarım bu lafın icindeki iğneleyiciliği ve espriyi anlamışlardır. Hergün beraber ve dip dibeyiz. Bu toplantının olması gerekmez ama yine prensipler.. Gözlerim Londra’yı ayaklar altına alan pencereye takıldı. Bu görüntüyü gerçekten çok seviyordum..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content





MesajKonu: Geri: Autumn Aile Toplantısı   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Autumn Aile Toplantısı

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

 Similar topics

-
» Genis Aile dizi yazarlari cuneyit unay ve kamuran suner
» Partner + Aile Üyeleri Aranıyor

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-