AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm
Astrid Arceron
Darence Elias
Cecil Arwen Dorofee
Foren Alator
Nadia Beauvoir
Harley McMannon
Rosalindie Meinhard
Rosalindie Meinhard
Aurora Clothilde
Savannah Claire Madden


Paylaş | 
 

 İki kız, bir ölü ve Yasak Orman

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2  Sonraki
YazarMesaj
Summer K. Sanctus

GezginGezgin
avatar



Mücadele Tarafı : Karanlık
Rp Sevgilisi : My boyfriend is music asdf
Kan Durumu : Safkan.
Patronus : Johhny Deep fdssd

MesajKonu: İki kız, bir ölü ve Yasak Orman   Cuma Tem. 23, 2010 5:20 pm

Kurgu~ Lumiére Guaspari ve Summer Sanctus gizli birisinden bir not alır. Yasak Orman da karşılaşırlar ve olaylar gelişir.
Kişiler~ Lumiére Guaspari ve Summer Sanctus.

"Bu oyun da burada biter. Yine yenildin." dedim yapmacık bir sevecenlik, gerçek bir neşeyle. Arkadaşım Destineé ile kâğıt oynamıştık ve yine ben yenmiştim. Onu üçüncü yenişimdi, yani bir hafta boyunca bana hizmet edecekti. Harika! Ona baktım ve hınzırca gülümsedim. "Tamam Des, topla bakalım kâğıtları." Önce itiraz edecek gibi oldu ama sonra sadık bir hizmetçi gibi başını eğip toplamaya başladı. Bir hafta dolduktan sonra bana edeceği işkenceleri biliyordum ama yine de neşeliydim. Tekrar Des'e döndüm. "Şey, ben yatıyorum canım. İyi geceler. Sabah yatağımı sen düzeltirsin." dedim. Kapının önüne kadar geldiğim de Des arkamdan bağırdı. "Bir hafta Sum. Kendini fazla alıştırma. Canım." dedi sahte bir sevimlilikle. İkimiz iyi arkadaştık ve bu oyun aslında ilk bir şaka olarak başlamıştı. Ama ikimiz de de eşit derecede galibiyet hırsı vardı. Bu da aramızda ki ilişkiyi, oyun oynandığı zaman koparıyordu. Aslında onun benimle gerçekten arkadaş olduğunu sanmıyordum. Muhtemelen sadece takılmak için takılıyordu.
Yatağıma oturdum ve ayakkabıları ayağımdan fırlattım. Yatmadan önce yastığımı kabartırken bir hışırtı duydum. Kaşlarımı çattm ve elimi yastık kılıfımın içine daldırdım. Tahmin ettiğim gibi küçük bir kağıt parçası vardı. Bu saatler de yasak ormanda, derinliklere doğru açıklıkta olmam yazıyordu kağıtta. Biraz yerimde boş boş oturdum. Sonra omuz silkip ayakkabılarımı giydim ve yatakhaneden çıktım. Ortak Salondan en son çıkan Des'ti.
"Bu saatte nereye gidiyorsun Sum?" dedi merakla. Hangi maceradaysam, oda katılmak istiyordu. Ama kağıtta onu isteyen bir not yoktu. O yüzden elimi hava da öylesine sallayıp onu başımdan savdım. Kimseye görünmemeye çalışarak aşağı indim. Tam Hogwarts'tan çıkacakken solumda ki koridorda bir silüet gördüm. Kalbim daha hızlı atmaya başladı, silüette oradan ayrılmadı. Neredeyse beş dakika öylece kaldıktan sonra silüet kayboldu ve ben de aceleyle dışarı çıktım. Karşımdaydı, Yasak Orman...
Kaşlarımı çattım ve korkunç baykuş seslerini duymamaya çalıştım. Çıplak ağaç dalları orama burama batıyordu. Derinliklere doğru açıklığı bulmam gerekiyordu. Derin bir yer açık olabilir miydi? Derin bir nefes aldım ve çaresizce etrafıma bakındım. Keşke buraya hiç gelmeseydim. Birisi bana şaka yapıyor olabilirdi. Daha da kötüsü ben bir Gryffindor değildim, açıkçası korkuyordum.
Alt dudağımı ısırdım ve otların kaplamadığı yere doğru adım attım. Notta ki gibi ormanın derinliklerine doğru giden bir yol vardı. Ama daha fazla kaybolup korkunç bir kurtadama yem olmak istemiyordum. Arkama, geldiğim yöne baktım ama sarmaşıklar yolu çoktan kapatmıştı. Keşke peşim de iz bıraksaymışım. En azından sabahleyin ölü bedenime ulaşırlardı ve ben de burada çürüyüp kalmazdım. Aslında burada kök salsam ve kutsal bir ağaç olsam fena da olmazdı. Başımı yana eğdim ve ormanda ki canlılara nasıl hüküm sürdüğümü hayal etmeye başladım. Ama tuhaf bir kuş kız gibi çığlık atıp kafamın üstünden geçince hayallerimden sıyrılıp koşmaya başladım. Ayağım taşa takılınca koca ormanda ki tek çamurlu yere yapıştım. Düşmemle beraber asam bir kaç metre ilerime uçtu. Dizlerim üzerinde doğrulurken ağızıma girmiş çamurları tükürdüm. Haykırmamak için kendimi zor tutuyordum. Ayağa kalkıp üstümü silkeledim, yüzümde ki çamurları sildim. Karanlıktan dolayı asamı göremiyordum. Asam elimde olmadığı için kendimi on kat daha savunmasız hissediyordum. Gözlerimi kısıp ileriye baktım. Asam bir ağacın dibine saplanmıştı. Bir şeye takılıp düşmemeye dikkat ederek asama uzandım. Artık gitmek istiyordum. Ayağa kalkarken fısıldadım.
"Lumox maxsimaaa aman tanrım!" büyük bir çığlık attım. Oradan uzaklaşacakken karşımda duranın aç bir canavar değil, sadece bir kız olduğunu anladım. Rahat bir nefes verdim ve omuzlarımı düşürdüm. Nihayet beni kurtaracak birisi gelmişti. Ya da... "Bu saatte burada ne arıyorsun? Bekle, notu bırakan sen miydin?" dedim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lumiére Guaspari

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.



Mücadele Tarafı : Tarafsız.
Kan Durumu : Melez.

MesajKonu: Geri: İki kız, bir ölü ve Yasak Orman   C.tesi Tem. 24, 2010 3:32 am

Her şey fazla büyük ve bu dünyanın içinde ben yalnızca bir kum tanesi gibiyim... Etrafımdaki tüm eşyalar üzerime beni yok etmek, dünya üzerinden silmek ve hiç var olmamışım gibi yapmak amacıyla geliyorlar ve ben kaçacak delik bulamıyorum. Korku, bir yılan zehriymişçesine kalbimden damarlarıma pompalanarak tüm bedenime yayılıyor. Anormal derecede büyük olan nesneler, renkten renge bürünüyorlar ve gittikçe bulanıklaşıyorlar. Sanırım görüşümü kaybetmeye başlıyorum. Artık bilinmeyen, kayıp bir yerdeyim. Burası öyle bir yer ki, benden başka kimse daha önce bulunmadı, bulunmayacak. Aslında ben de var olmadım. Ben hiçliğe karıştım ve kayboldum. Ne bir iz bıraktım ardımda, ne de benden bir parça. Yokluğa karışmayan tek şey renkler. Boşlukta sürüklenirken gördüğüm -belki de hissettiğim desek daha doğru olur- sadece inanılmaz derecede hızlı bir hâlde değişen renkler. Siyahın, mavinin, sarının, kırmızının, morun hayal bile edemeyeceğiniz tonları... Ancak nedendir bilinmez, bir süre sonra renkler saniyede milyon kez değişmeyi bırakıp yeşilde sabitleniyor. Yeşil... Elbette! Ormanın rengi. Gizemli, derin, yaşlı ve bilge; her şeyi içinde barındıran orman... Orman beni çağırıyor. Orman beni istiyor. Ben ormana gitmeliyim. Ben ormana hemen gitmeliyim. Babamın onu öldürmesine yardım ettiğim annem beni orda bekliyor.
Gözlerim tamamen işe yaramaz hâle geldiklerinde, diğer duyu organlarım da işlevlerini yitirmeye başlıyorlar. Ormana gitmek istiyorum ancak bir Orman yok. Hayır, bu olamaz. Kollarımı bedenime dokundurmaya...- Bir saniye!! Kollarım nerde? Peki ya bedenim, yüzüm, bacaklarım?! Heey... Ben nerdeyim. Düşüncelerim...
Ve onlar da hiçliğe karışıp yok oluyorlar.

Gözlerini açtı Lumiére. Gördüğü kâbusun etkisiyle bir süre boyunca transta kaldı. Ruhu bedeninin içinde değilmiş gibiydi. Açık kahverengi gözleri bir ölününki kadar boş ve donuk bakıyordu. Ancak birkaç saniye içinde bedeninin titremeye başlaması, yüzündeki tüm rengin çekilmesi ve kalbinin bir motormuşçasına hızlı çarpmasıyla hayata geri döndü. Bir çeşit panik atak geçiriyor gibiydi. Henüz zihni, az önce çıktığı bambaşka dünyadan gerçek dünyaya geçiş yapamamıştı ve bedensel faaliyetleri sadece bilinçaltının vücudu üzerindeki etkisiydi. Ne olduğunu anlayabilmesi için birkaç dakika geçmesi gerekti.
Sonunda hem zihinsel, hem de bedensel olarak sakinleştiğinde nerde olduğunu ve kim olduğunu anlayabildi. Bilinçli olarak yapığı ilk iş ellerini yüzüne götürerek tenini hissetmek olmuştu. Bu onu rahatlattı. Diğer duyuları da gayet sağlıklı gibi görünüyordu. Lanet olası kâbusun etkisiyle son kez ürperdi ve bunu hafızasından silmeye, daha doğrusu böyle bir şey olamayacağından yok saymaya karar verdi. Nasılsa artık bu tür şeylere alışkındı ve deneyimlerine dayanarak şunu söyleyebilirdi ki; bu kâbusları düşünmek insanın akıl sağlığını bozuyordu.
Yaşadığı şokun ardından daha fazla uyuyamayacağından yatağında doğrulup bacaklarını yere doğru sarkıttı. Her zamanki alışkanlığı, rahat yatağının hemen baş ucundaki sevimli komodine uzanmasına sebep oldu. Uyanır uyanmaz kol saatini koluna takmazsa, uyanık olduğu tüm saniyeleri sinir bozukluğu içinde geçirirdi, ki bu dünyadaki en geri zekalıca şey olmalıydı. Yine de artık buna engel olmak için oldukça geçti. Oraya bakmaya bile gerek duymadan elini komodinin üzerinde şöyle bir dolaştırdı ancak saati bulamadı. Bu gerçekten de son derece tuhaf bir şeydi çünkü Hogwarts'ta geçirdiği seneler boyunca bir gün bile saatini bıraktığı yerde bulamadığı olmamıştı. Gözlerini ay ışığının vurduğu komodine dikti ve komodinin yatağa en uzak köşesinde belirsiz bir nesne olduğunu gördü. Lumiére son derece meraklı biriydi ve bu nesnenin ne olduğunu ve neden orda olduğunu öğrenme isteğiyle nesneyi kapıp, diğer kızları uyandırmamak için olabildiğinde sessizce koşarak kızlar yatakhanesinden çıktı. Elindeki nesnenin bir parşömen olduğu aşikârdı ancak her kim onu oraya bırakmışsa, parşömeni büzüp içine bir şeyler tıkalamıştı. Bir yandan taş merdivenlerden inerken, diğer yandan büzülü parşömeni açtı. Parşömenin içinden Lumiére'in saati düştü. Bu ne çeşit bir saçmalıktı böyle? Yani kim gecenin köründe onun yatağının başına gelip saatini bir parşömenin içine sarmakla uğraşırdı ki? Ayrıca neden böyle bir şey yapmak istesindi? Kesinlikle bunu yapan kişinin anlatmak istediği şeyler olmalıydı.
Lumiére saatini koluna takmış bir biçimde Ravenclaw Ortak Salonu'na indiğinde, hafifçe yanan bir mumun yanına çöküp derhal inceleme yapmaya koyuldu. Tahmin ettiği gibi parşömen oraya eğlence olsun diye bırakılmamıştı. Üzerinde aynen şunlar yazıyordu;

Hey Guaspari!
Senin, saatini ve ormanı ne kadar çok sevdiğini biliyorum. Neden benimle bu gece iki buçukta Yasak Orman'da buluşmuyorsun? Sana göstermek istediğim ve bilmen gereken önemli şeyler var. Geleceksen -ki geleceğini biliyorum- Şamarcı Söğüt'ün doğusundan ormana gir. Bir süre ilerledikten sonra tuhaf bir ağaç göreceksin. Kendisinin yaprakları yeşil olmak yerine mavi! Ordan sağa sap ve ilerleyebildiğin kadar sağa sola sapmadan ilerle. Karşına bir patika çıkacak. O patikanın sonuna git. Benim yarattığım bir açıklığa varmış olacaksın. Orada beni bekle...


Orman, orman, orman... Orman onu çağırıyordu. Orman onu istiyordu. Orman'a gitmeliydi. Orman'a hemen gitmeliydi. Orman'a gitmemek onu delirtirdi. Canı pahasına da olsa gidecekti Orman'a. Çünkü buna mecburdu. Gördüğü kâbustan sonra bunu yapmamak ihtimal sınırları dahilinde olan bir şey değildi. Ayrıca onunla dalga geçmek amacıyla bu notu yazan pisliğe de hesap sormalıydı. Muhtemelen orada olmayacaktı ama zaten Lumiére'in derdi bu zekâ seviyesi oldukça düşük notun ne kastettiğini öğrenmek değildi. O sadece ormana gitmeliydi. Buna karşı o kadar dayanılmaz bir arzu duyuyordu ki ne yaptığını fark etmeden kendini, parşömeni dizlerine gelen geceliğinin cebine sokuşturmuş, hızlı adımlarla Hogwarts'ın koridorlarında yürürken buldu. Bu şatoda dördüncü senesi olması oldukça iyi bir şeydi çünkü hepsini keşfetme gereği duymamış olsa da etrafını görmeden nasıl çıkacağını biliyordu. Gece yollar gündüz olduğundan farklı değildi. Tek fark koridorların zifiri karanlıkta insanda kör hissi uyandırmasıydı. Buna aldıracak bir insan olmamasına rağmen, gece gördüğü kâbusu çağrıştırması hiç iyi değildi. Avuçları derhal terlemeye başlıyordu çünkü. Bu yüzden adımlarını daha da hızlandırdı. Sonunda merdivenler azaldı ve Giriş Katı'na gelmeyi başarabildi. Lanet hademe kapının girişinde nöber tutarken uyuyakalmıştı ama bu işleri kolaylaştırmaktan çok uzaktı, çünkü şatonun koskoca kapısı beklediği gibi kilitliydi. Lumiére derhal Zindanlar'a yöneldi. Kendini iyice macera arayan ve cesaret manyağı; aptal bir Gryffindor gibi hissetmeye başlamıştı. Tehlikeli durumlara girmek ona göre değildi. Yine de rotasını değiştirmeden nemli zindanlarda ilerledi. Aradığı tabloyu bulabilmesi için, asasını kullanması gerekiyordu.
"Lumos." diye fısıldadı. Asasından beklendiği gibi küçük bir ışık fışkırdı. Etrafına baktığında olması gerektiği yerden sadece birkaç metre uzakta olduğunu gördü ve derhal tablonun önüne geldi. Tablodaki armutu gıdıkladı. Armut uykuda olmasına rağmen güldü ve tablo bir kapı misali öne doğru savruldu. Lumiére derhal içeri girdi. Saat gecenin biri olduğundan hiçbir ev cini uyanık değildi, bu yüzden Lumiére kendinden emin adımlarla mutfağın içine doğru ilerledi. Mutfak gerçekten de çok büyüktü. Büyük Salon'un dörtte üçü kadar ederdi muhtemelen ve olduça derli topluydu. Lumiére yine hızlı adımlarla ıvır zıvırların arasından geçerek direkt karşıdaki duvara yöneldi. Bunu daha önce hiç yapmamıştı. Şatonun duvarı gerçekten de çok yüksekti ve pencerenin de pek alçakta olduğu söylenemezdi. Berrak bir sesle
"Ascendio." dedi ve kendini metrelerce yüksekte buldu. Tahmin ettiğinden daha da yukarı çıkmıştı ve düşüyordu. Her şey fazla hızlı gerçekleşiyordu fakat Lumiére de fazla dikkatliydi. Pencere tam bedeni hizasındayken elleriyle pencere pervazına yapışarak kendini sabitledi. Pencerenin boyu kendi boyunu bile geçtiği ve pervazın genişliği de hiç azımsanacak gibi olmadığı için derhal pervazda ayağa kalktı ve pencereyi açmaya çalıştı. Elbette ki kilitliydi. Lumiére bunun basit bir kilit olması için dua ederek tekrar asasını kullandı
"Alohomora."
Tanrı'ya şükürler olsun ki bu basit büyü bu kilidi açmaya yetmişti. Eh, bu doğal sayılırdı çünkü mutfağa nerden girildiğini kocaman şatoda bilenlerin sayısı son derece azdı, öğretmenlerinse bu az miktardan bile haberleri yoktu. Yani bu pencereye sıkı bir büyü yapmalarını gerektirecek hiçbir şey mevcut değidi. Pencereden dışarıya doğru adım attığında Mart ayının havasını hissetti yüzünde. Tertemiz havayı ciğerlerine çektikten sonra özlemle ormana baktı.
"Sana geliyorum..."
Kendini pencereden aşağı attı ve düşmesine bir metre kala
"Aresto Momentum." dedi. Bu büyüyü yapabilmek için haracadığı zamana değmişti şimdi. Düşüşü çok yavaş oldu ve Lumiére hissetmedi bile. Muazzam bir Ay vardı gökyüzünde. Sanki karanlığın dünyaya hakim olmasını engellemek için yaratılmış gibi deliyordu karanlığı. Sonsuz gücü ve güzelliğiyle; arkasındaki yıldız ordusuyla yenilmezdi.
Onlara baktıkça geçmişteki duyguları nüksediyordu kalbinde. Aklına annesi geliyordu, onun güzel yüzü...

Lumiére bir hayalden uyanmış gibi silkindi ve koşar adımlarla yoluna devam etti. Şamarcı Söğüt kendisinden yedi metre ilerde duruyordu. Onunla arasındaki mesafeyi koruyarak doğuya yöneldi. Ve işte Orman karşısındaydı. Derin, yeşil, güzel orman. Annesinin ölümünü görmüş Orman ve annesinin ruhundan bir parçayı içinde barındıran Orman... Bir saniye bile düşünmeden içeri girdi. Burda olmak ona huzur veriyordu. Aslında bu tuhaf bir huzurdu. Çünkü Orman son derece korkutucuydu. Ağaçlar, rüyasındaki gibi gözüne çok büyük görünmeye başlamışlardı. Kalın, korkutucu kökleri ona uzanıyormuş gibilerdi. Karanlıkta normalde olduğundan da daha korkunç görünüyorlardı. Yine de geri dönmek söz konusu bile olamazdı. İlerledi, ilerledi, ilerledi... Kendisine ne yaptığını düşünmeye fırsat vermeden ilerledi. Yalın ayakları Mart ayının soğuğuyla mosmor olmuş olsalar bile umrunda değildi. Notta bahsi geçen mavi yapraklı ağacı bulduğunda, her yanı çizik içinde kalmıştı. Çok yorgun hissediyordu kendini. Orman'a olan özlemini gidermişti, evet ama ne yapıyordu o böyle? Burda ölme ihtimalinin ne kadar yüksek olduğunun farkında mıydı? Geri mi dönmeliydi acaba? Geldiği yola baktı. O çalıların arasından nasıl geçtiği hakkında hiçbir fikri yoktu. Dehşete düşmüş hâlde geri dönmek için yeterli enerjiye sahip olmadığını fark etti. O hâlde geriye tek bir seçenek kalıyordu; ilerlemek.
Tarif edilen yolun kalan kısmını nasıl geçtiği hakkında hiçbir şey hatırlamıyordu. Sadece uzun süre, çok ama çok uzun süre yürüdüğünü, bacaklarının kanadığını ve geceliğinin mahvolduğunu biliyordu. Nasıl geri dönecekti? Geri dönememe ihtimali çok yüksekti...
Patikanın sonundaki açıklık rahatsızlık vericiydi. Doğal olamayacak kadar mükemmel bir dairede hiç ağaç yoktu. Sadece ve sadece çimen vardı. Kendisini bu daireden çıkamayacakmış gibi hisdiyordu. Ama zaten geri dönemeyecekti ki. Bir ağacın dibine çöküverdi. Ağlamak istiyordu ama bu hiçbir şeyi çözümlemeyeceğinden vazgeçti. En azından Orman'daydı. Orman'da ölecekti. Bu düşünce iyi sayılmazdı. Harikaydı! Annesi gibi Orman'da ölecekti ve ruhu Orman'ın ruhuna karışacaktı. Bir kelebek gibi... Bu düşünceler onu mutlu etti. Ve tam o sırada, nerden geldiğini anlayamadığı şüpheci bir ses ve göz kamaştırıcı ışıkla yerinden sıçradı.
"Bu saatte burda ne arıyorsun? Bekle! Notu bırakan sen miydin?"
Lumiére'in bu sözleri anlaması için biraz zaman geçmesi gerekti. Ve anladığındaysa katıla katıla gülmeye başladı. Notu dalga geçmek için bırakıp sonra da böyle saçma sapan bir oyuna girişmek, hayatında gördüğü en şapşalca şeydi. Ama... Korkmuş, şüpheci ve yorgun hâliyle, bu kızın dalga geçiyora benzeyen bir hâli yoktu.
"Neden bahsediyorsun sen?" diye sorabildi sadece. Ve ayağa kalktı.


En son Lumiére Guaspari tarafından Salı Eyl. 14, 2010 7:05 am tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Summer K. Sanctus

GezginGezgin
avatar



Mücadele Tarafı : Karanlık
Rp Sevgilisi : My boyfriend is music asdf
Kan Durumu : Safkan.
Patronus : Johhny Deep fdssd

MesajKonu: Geri: İki kız, bir ölü ve Yasak Orman   C.tesi Tem. 24, 2010 3:31 pm

"Neden bahsediyorsun sen?" Alnımı kaşıdım ve kıza baktım. Hoş bir profili vardı ama bakışları soğuktu. Başka zaman olsa daha dikkatle incelerdim ama bu ormandayken yapılacak pek iyi bir fikir değildi. Derin bir nefes aldım ve bunu bugün ne kadar çok yaptığımı fark ettim.
"Bilmiyor musun? Kötü çünkü benim de olanlar hakkında hiç bir fikrim yok. Yatağım da bir not buldum, bana buraya gelmemi söylüyordu. Normal zaman da olsa bunu umursamazdım ama heral de bugün uyku sesemiydim. Aslında değildim ama her neyse. Buraya kolayca geldim ama sonra kayboldum. Önce sarmaşıklar yoku kapattı sonra korkunç sesler duydum sonra düştüm ve üstüm çamur oldu sonra asam düştü onu alırken senine çarpıştım ve işte buradayız." dedim soluksuz. Vay canına, ne kadar çok konuşmuştum. Eğer notu bırakan bu kız değilse kimdi? Ayrıca kendi verdiği partiye vaktin de gelmemesi de çok kötü bir davranıştı.
Ormanın tuhaf denebilecek sessizliğini dinledim. Normal de kuş sesleri, yaratıkların çıkardığı sesler ya da en azından rüzgâr sesi olurdu. Saatime baktım. Üç çeyrek. Kendi kendine bir şeyler düşünen kıza baktım. En azından bu işte yalnız değildim.
"Ee beklemeye devam mı ediceğiz yoksa geri mi dönüyoruz? Tabii dönebilirsek." dedim gözlerimi devirip. "Ah, ben Summer ayrıca." dedim zoraki gülümseyerek. Belki tanışmak için iyi bir zaman değildi ama adımı bilmeye hakkı var diye düşünüyordum. Önümüzde duran, altı yosun tutmuş kayaya oturdum ve yanaklarımı şişirip ofladım. Şuan da sıcak yatağım da uyuyor olabilirdim. Ben ve aptal merakım. Sert bir rüzgar tenimi okşayıp ağaç dallarını sallandırdı. Keşke gelmeden önce üstümü değiştirseydim. Zira şimdi böyle üşüyor olmazdım. Önümüzden yavru bir sincap geçti. Elinde küçük bir meyve parçası vardı. Hangi meyve olduğunu bilmiyordum ama lezzetli görünüyordu. Sincap korku ve tereddüt dolu gözlerle bize baktı. İkimiz de hareket etmeyince ışık hızında karanlığın içine kayboldu. Bu orman da sadece büyülü yaratıkların olduğunu düşünürdüm. Belki bu sincapta büyülüydü. Belki bir animagustu. Tamam, bunlar çok saçma düşüncelerdi. Burası da sıkmaya başlamıştı. Eğer 'gizemli notçu' birazdan gelmezse, daha fazla beklemeyecektik. Yani, en azından ben beklemeyecektim.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lumiére Guaspari

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.



Mücadele Tarafı : Tarafsız.
Kan Durumu : Melez.

MesajKonu: Geri: İki kız, bir ölü ve Yasak Orman   Paz Tem. 25, 2010 3:03 am

Üzerine karanlık düşmüş orman ile ağaçların üzerinde yükselen kapkaranlık gökyüzü hoş bir ahenk içindeydi. Sanki birbirlerini tamamlamak için yaratılmış Yin ve Yang gibiydiler. Ya da belki de sadece Yin denmeliydi bu görüntüye. Çünkü olması gerektiğinden daha az ışık vardı. Ay sonunda batmıştı. Gerçi bu yüzden yıldızlar daha seçilir olmuşlardı ama onların gücü gecenin sonsuz karanlığını yenmeye yetmiyordu. Ay olmadan gökyüzünde çok sahipsiz durduklarını düşündü Lumiére. Sanki komutanlarını yitirmiş, ne yapacaklarını bilmez bir ordu gibiydiler. Her şeye rağmen orada olmaları güzeldi; kendini güvende hissetmesine sebep oluyorlardı.

Lumiére, kendi iç dünyasından çıkarak şu anda içinde bulunduğu son derece tuhaf ve anlamsız olaya odaklandı. Karşısında en az kendisi kadar gergin bir kız duruyordu. Ay ışığı olmadığından kızı pek seçemiyordu ama yine de hoş yüz hatlarına sahip olduğunu tahmin ediyordu. Beyninin içi tamamen su dolmuş gibiydi, bir Ravenclaw gibi davranamıyordu. Bu kız ne arıyordu ki burda? Kendisi buraya aldığı notu bahane ederek Orman'a olan özlemini gidermeye gelmişti. Bir saniye... Not! Az önce söylediğine göre, bu kız da bir not almış olsa gerekti. İşte şimdi olay tam anlamıyla enteresan bir hâl almaya başlamıştı. Gecenin köründe iki kıza Yasak Orman'ın dibine gelmesini söyleyen bir not... Peki neden? Ne yani, insanların canı sıkıldığı için böyle işlerle uğraşacak halleri yoktu ya. Belki de karşısında duran bu kız ile kendisi bilmedikleri bir suç işlemişlerdi ve buraya da cezalarını çekmeleri için gönderilmişlerdi. Bu düşüncenin saçmalığına güldü Lumiére. Aslında çok büyük ihtimalle birileri dalga geçmek için yapıyordu ama bunun çok da umrunda olduğu söylenemezdi. Karşısındaki kız, onun da bir şey bilmediğini anladığında hızlı hızlı konuşmaya başladı.

"Bilmiyor musun? Kötü, çünkü benim de olanlar hakkında hiçbir fikrim yok. Yatağımda bir not buldum, buraya gelmemi söylüyordu. Normal zamanda olsa bunu umursamazdım ama herhalde bugün uyku sersemiydim. Aslında değildim ama her neyse. Buraya kolayca geldim ama sonra kayboldum. Önce sarmaşıklar yolu kapattı, sonra korkunç sesler duydum, sonra düştüm ve üstüm çamur oldu. Sonra asam düştü, onu alırken seninle çarpıştım ve işte buradayız."
Vay canına! Bu kız amma da doluydu böyle. Tamamen panik hâldeymiş gibi bir izlenim yaratıyordu. Nefes alması gerekmese durmayacaktı herhalde, çünkü Lumiére daha cevap veremeden devam etti;
"Eee, beklemeye devam mı edeceğiz yoksa geri mi dönüyoruz? Tabii dönebilirsek." dedi bıkkın bir sesle.
Lumiére burada öleceğini düşünmüştü gerçi ama bu iki seçenekten biri de işe yarayabilirdi tabii.
"Ah, ben Summer bu arada."
Summer yüzüne sahte bir gülücük yerleştirmeye çalıştı ama bu gergin ortamda pek de başarılı olduğu söylenemezdi. Yine de tipik bir Slytherin için sıcakkanlı bir yaklaşım sayılırdı. Daha sonra cevap beklemeden Lumiére'in sağında duran, dipleri yosun tutmuş bir kayaya oturdu. Yine de Slytherin binasından gelen sıcakkanlı sayılabilecek bir yaklaşımı tersleyecek kadar kaba değildi.
"Lumiére." dedi ve ekledi; "Tuhaf bir tanışma olsa da... Bu arada, şu not olayı bana sorarsan saçmalık. Muhtemelen birileri bizimle dalga geçiyor ve yüz ifadene bakılırsa, o kişiyi bulduğunda onun için hiç de iyi olmayacak."
Ne yapılması gerektiğini bilmiyordu. Ortam gittikçe daha da rahatsızlık verici oluyordu. Ters giden bir şeyler vardı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Summer K. Sanctus

GezginGezgin
avatar



Mücadele Tarafı : Karanlık
Rp Sevgilisi : My boyfriend is music asdf
Kan Durumu : Safkan.
Patronus : Johhny Deep fdssd

MesajKonu: Geri: İki kız, bir ölü ve Yasak Orman   Paz Tem. 25, 2010 1:12 pm

Lumiére söyledikleri hakkın da kesinlikle haklıydı. Eğer sabah Hogwarts'ta olabilirsek ana salonda yemek yerken bütün öğrencileri sıkıştıracaktım. Bu aptal şakayı kim yaptıysa, onu bulana kadar bütün öğrencilere işkence edecektim. Evet bunu yapacaktım.
Başımı yana eğdim ve asama baktım. Sanki kaybolduğun zaman yol gösterecek bir büyü vardı gibi hatırlıyordum. Keşke dersleri daha iyi dinleseymişim, en azından şimdi işime yarardı. Kahverengi dalgalarımı asamın ucuna doladım ve bildiğim bütün büyüleri içimden geçirmeye başladım. Lumox, Accio, Aguamenti, Bombard, Ascendio, Avifors... Bir sürü büyüyü hatırlıyordum ama yol göstermeye yarayan bir şey bilmiyordum. Ofladım ve asamı çamur olmuş üstüme tuttum. "Aklapakla." En azından şimdi pis değildim.
Bir süre sessizce bekledik. Ne gelen vardı, ne giden. Saatime baktım. Dörde geliyordu. Kayıp olma pahasına bile olsa gitsek iyi olurdu. Tam Lumiére'ye bir şey söylemek için ağzımı açmıştım ki aklıma geldi. Yollu bir şeydi büyü. Yol çıkar? Asamı kaldırdım ve bir şeyler olmasını umarak havaya doğru salladım. "Yol çıkar." Hayır, hiç birşey olmadı. Omuzlarımı düşürdüm. Lumiére Ravenclaw'dı. Yani zekiydi, yani büyüyü biliyor olabilirdi. İki ağacın arasında ki küçük yola doğru ilerledim ve Lumiére'ye baktım. Ama verdiğim tepki öğürmek ve burnumu kırıştırmak oldu.
"Tanrım, kokuyu alabiliyor musun?" dedim. Koku çok keskindi, neredeyse kusacaktım. Daha önce hiç duymadığım bir kokuydu. Hayır, bu kokuyu biliyordum. Kedim Sasha köpek tarafından parçalanmış halde, bahçe de taşların arasında da böyle kokuyordu. Kanayan minik bedeninin üstünde bir sürü sinek ve iğrenç kurtlar vardı. Henüz altı yaşımdaydım. Onu gördüğüm miden bulanmamıştı ama hayatım boyunca hiç olmadığı kadar ağlamıştım. Sonra babam o gün ne istersem yapacağını söyleyip beni neşelendirmeyi başarmıştı. En iyisini umup en kötüsünü bekleyerek biraz ileride ki taşa doğru ilerledim. Çenem titriyordu ama ağlayacağım için değil. Al dudağımı ısırdım ve onu gördüm. Ceset, Sasha'nınkine benziyordu. Isırıklar vardı ve yer yer parçalanmıştı. Kendimi tutamayıp çığlık attım. Midemden dışarı bir şey yükseliyordu. Kendimi tuttum ve çaresizlikle Lumiére'ye baktım. Şimdi beni teselli edecek bir babam yoktu. Bu pisliği bizim temizlememiz gerekebilirdi. En kötüsü, bunu yapan her neyse, halâ etrafta olabilirdi.



En son Summer K. Sanctus tarafından Paz Tem. 25, 2010 3:21 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lumiére Guaspari

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.



Mücadele Tarafı : Tarafsız.
Kan Durumu : Melez.

MesajKonu: Geri: İki kız, bir ölü ve Yasak Orman   Paz Tem. 25, 2010 3:13 pm

Orman zehirli bir karanlığa bürünmüştü. Bu yüzden Lumiére Summer'ın yüzündeki ifadeyi göremiyordu ama ertesi gün bunu yapan kişi için hiç de iyi olmayacağını onaylayan bakışlar attığından nerdeyse emindi. Aslında iyi de olacaktı. Eğer bu saçmalıktan kurtulurlarsa, bunu yapanı bulmakta Summer'a yardım edeceğini aklının bir köşesine yazdı. O kişi zavallının teki olmalıydı. Değilse bile burdan kurtulduklarında olacağı kesindi. Böyle aptalca dalgalar geçerek eğlenen birinin kendi binasından olamayacağından kesinlikle emindi. Muhtemelen, genellikle kötü niyetli oldukları düşünüldüğünde bir Slytherin olmalıydı ama bu da anlamsızdı. Bir Slytherin rahatlıkla Summer'a not bırakabilirdi, evet. Ancak nasıl Lumiére'e de, yani Raveclaw binasının içine de aynı notu bırakabilirdi ki? Belki de bir suç ortağı vardı. Ya da...

Muhtemelen buz gibi esen rüzgârı sırtına yediği için hasta olacaktı. Yaptığı zekice değildi. Yaptığı son derece aptalcaydı. Mantığını devreye sokamamış, gördüğü kâbusun etkisiyle duygularına güvenerek hareket etmişti; yanlış! İnsanların kontrollerini yitirdiği hakkındaki saçmalıklara hiçbir zaman inanmamıştı. Oysa şimdi anlıyordu ki bu işler böyle yürümüyordu. Duyguları kontrol edebilmek dünya üzerindeki en zor şeylerin başında geliyor olsa gerekti ve o duygular bedeninizi bir kez ele geçirdiğinde, kurtuluş şansınız yoktu. En azından yok denecek kadar azdı. Yine de bu gece yaşadıklarını bir kez daha yaşaması söz konusu bile olamazdı. Tertemiz havayı içine çekti ve yaşamayı ne kadar çok sevdiğini hatırladı. Bu annesinin ölümüne yardım etmeden önce de böyleydi, sonrasında da. Aslında o kadından her zaman nefret ettiğini düşünmüştü ama onu yerde ölü yatarken gördüğünde... Hissettiklerini tarif etmeye yetecek kadar kuvvetli bir sözcük yoktu.

Summer asası elinde, düşünceli bir yüz ifadesiyle oturuyordu. Muhtemelen burdan kurtulmalarına yardım edecek bir büyü bulmaya çalışıyordu ama ağzından çıkan şey, yalnızca çamurlardan kurtulmasını sağladı. Daha sonra kısa bir sessizlik oldu. Ne kadar saçma bir ortamdı böyle. Hani olayı arkadaşlarından birisi yaşamış olsa ve heyecanla kendisine anlatsa, kesinlikle güler, dalga geçerdi! Düşünsenize! Gecenin köründe buldukları komik bir notu ciddiye alarak bin bir zorlukla ve tehlikelerle, tehlikenin tam içine düşmüş, şimdi ise yapacak bir şey bulamadan saf saf oturan iki kız! Üstelik binalarına göre birinin çok zeki, diğerininse çok kurnaz olması gereken iki kız! Elinde olmadan güldü. Görünüşe bakılırsa bu gece binasal özellikler de uykudaydı.

Summer ümitsizce bir büyü dala mırıldandı. Gerçi "yol çıkar" gibi bir büyünün olmadığı kesindi. Summer'ın hatırlamaya çalıştığı şey "yol göster" olmalıydı ancak bu büyü hiçbir işe yaramazdı. Sadece kuzeyin ne tarafta kaldığını öğrenirlerdi ki şatonun hangi yönde olduklarını bilmediklerinden, sadece kuzeyin ne tarafta olduğunu öğrendikleriyle kalırlardı. Bunun yerine Lumiére'in geldiği yoldan geri dönmeyi denemeleri daha mantıklı olurdu çünkü geceliğinin cebindeki notta bulundukları yerin tarifi vardı. Yapmaları gereken tek şey tersten okumaktı. Bunu Summer'a söylemek üzereyken, Summer kendisinden üç dört metre ötede son derece kötü bir koku almış gibi öğürmeye ve öksürmeye başladı.

"Tanrım, kokuyu alabilyor musun?"
Lumiére ışık hızıyla oturduğu yerden kalktı ve Summer'ın yanına gitti. Evet, kokuyu alabiliyordu. Çürük et ve kan karışımı... Bunun ne olduğunu anlamıştı. İçinden dışına doğru dalgalar hâlinde tiksinti yayılmaya başladı ve o andan itibaren ağzından nefes almaya dikkat etmeye karar verdi. Summer'la birkaç adım daha ilerlediler ve korkunç görüntüyle karşılaştılar. Kız, önce bunun bir insan cesedi olup olmadığını anlayamadı. Bedenin içi açılmış gibiydi, her tarafa kan saçılmıştı ve kollarındaki et diş izleriyle kemiğinden ayrılmıştı. Summer bir çığlık attı. Kendisi ise ses dahi çıkaramadı. Soğukkanlılığını koruması gerekiyordu. Summer çaresizlikle kendisine bakmaya başlamıştı. Paniğe kapılmamalıydı. Summer'ı rahatlatacağını düşünerek yüzündeki dehşet ifadesini silip boş gözlerle ona baktı. Elinden ancak bu kadarı geliyordu, gülümsemeye çalışmak sadece bir saçmalıktan ibaretti.

Şimdi ne yapacaklardı? Bunu yapan şey bir büyücü olabileceği gibi sihirli yaratıklardan biri de olabilirdi. Daha da kötüsü hâlâ etrafta olabilirdi! Emin olduğu tek bir şey vardı; notu bırakan kişi biliyordu. Notu bırakan kişi biliyordu ve dördüncü sınıfa giden iki kızı bunu öğrenmesi için seçmişti. Peki ama neden? Gittikçe paniklemeye başladığını hissetti ancak bunu belli etmedi.
"Summer hemen buradan gitmeliyiz. Hemen!" dedi ve kızı çekiştirmeye başladı. Aklı hâlâ hangi yönden geldiğini hatırlayacak kadar çalışıyordu. Salgıladığı adrenalin hızlı koşmasını sağlıyordu, bir yandan Summer'ı da sürüklüyordu. Birkaç saniye içinde patikaya ulaştı. Ancak patikaya ayak basamadan, bir cama çarpmışçasına geri doğru savruldu. Açıklığın içinde hapsolmuşlardı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Summer K. Sanctus

GezginGezgin
avatar



Mücadele Tarafı : Karanlık
Rp Sevgilisi : My boyfriend is music asdf
Kan Durumu : Safkan.
Patronus : Johhny Deep fdssd

MesajKonu: Geri: İki kız, bir ölü ve Yasak Orman   Paz Tem. 25, 2010 3:41 pm

Bir yerde okuduğuma göre, cesedi huzura kavuşturulmayan ruhlar dünyaya gelip bizi rahatsız ederlermiş. Okuduğum zaman gülsem bile içimi hafif bir korku kaplamıştı. Şimdi bu korku, daha da büyüyordu. Bu cesedi biz gördüğümüze göre bize musallat olabilirdi. Belki Hogwarts'taki hayaletler gibi olurdu. Bütün okul yıllarımız boyunca bize bulaşırdı. Olacakları düşünürken Lumiére'nin sesi ben kendime getirdi.
"Summer hemen buradan gitmeliyiz. Hemen!" diyerek beni çekiştirmeye başladı. Transtan kurtulmaya çalışır gibi başımı iki yana salladım ve onun peşinden koşmaya başladım. Neyse ki o geldiği yolu hatırlıyordu. Şuan da yalnız olsaydım, delirebilirdim. Hayatım da hiç koşmadığım kadar hızlı koşmaya başladım. Ağaçlar, buraya geldiğimiz için bizi cezalandırırcasına dallarını suratımıza çarpıyordu. Dallar yüzünden yüzüm çizik içinde kalmıştı ama Lumiére'ye yetişmeyi de başarmıştım. Nihayet güvenli Hogwarts'a ulaşan patika göz önüne çıktığında derin bir nefes aldım. Hızımı biraz yavaşlatarak kendimi yola bırakacakken geri savruldum ve yere düştüm. Aynı şey Lumiére'nin de başına geldi. Aceleyle ayağa kalktım. Popomu silkelemeye tenessül bile etmeden bizi savuran yere elimi dokundurdum. Sanki oraya görünmez bir duvar örmüşlerdi. Elim hızlı bir güçle geriye doğru itildi. Başımı öne eğdim. Daha bir kaç saat önce, tek derdim Destineé'ye yenilmemek ve ona hizmet etmemekti. Başıma bunların geleceğini kim tahmin ederdi ki?
Omuzlarımı dikleştirip başımı kaldırdım. Tanrım, ben bir Slytherindim! Soğukkanlı olmam gerekirdi. Öyle de yapacaktım zaten. "Tamam. Burada kapana kısıldık. Muhtemelen onu barbar bir kurt adam parçaladı. Ama daha önemli bir sorunumuz var." dedim bir saniye nefes alıp. "O notu bırakan kim?" kendimden çok emin bir ifadeyle Lumiére'ye baktım. Ama emin ifadem yerini dedikodu bulduğum zaman ki heyecanıma bıraktı. "Buldum! Bence notu bırakan oydu. Bizi burada bekliyordu ama kurt adama yem oldu." dedim. Bilmeceyi çözdüğüm için kendimle gurur duyuyordum. Ama eğer notu bırakan oysa, buraya bizi hapseden kimdi? Yeni dedektif rolüm hoşuma gitmişti. Düşünceli bir şekilde çenemi kaşımaya başladım. Nihayet, alaycı Summer geri dönmüştü. Tam daha fazla korkup kendimi kasmamaya karar vermişken uzaktan uluma sesi geldi. Neler ulurdu? Köpekler, horozlar ve kurt adamlar!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lumiére Guaspari

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.



Mücadele Tarafı : Tarafsız.
Kan Durumu : Melez.

MesajKonu: Geri: İki kız, bir ölü ve Yasak Orman   Paz Tem. 25, 2010 11:00 pm

Olay gittikçe daha korkunç bir hâl alıyordu. Lumiére'in bastırmaya çalıştığı korkusu gittikçe zaptedilemez bir dalgaymışçasına büyüyordu. Bu korkuyu yaşayacaktı, evet ama öncelikle bu olaydan ve bu lanetli geceden kurtulması gerekiyordu. Summer da böyle düşünmüş olacaktı ki bedenini sakinleşmeye zorlayıp mantıklı düşünmeye başladı.

"Tamam. Burada kapana kısıldık. Muhtemelen onu barbar bir kurt adam parçaladı. Ama daha önemli bir sorunumuz var. O notu bırakan kim? Buldum! Bence notu bırakan oydu. Bizi burada bekliyordu ama kurt adama yem oldu."
"Kurtadama yem olmuşsa bile, sonrasında arkasından büyü yapan biri olmalı. Bizi buraya hapsetmek isteyen biri... Bizi buraya o çağırdıysa, hoş bir gece geçirelim diye çağırdığını sanmıyorum. Bu yüzden bizi buraya hapsetmesi muhtemel. Ancak ölüyken büyüsünün sürmesi mümkün değil. Belki de... Bir an için sustu ve bu ihtimali kafasında tarttı. Belki de o sadece bir yemdi? Bizi buraya kıstıran o olamaz, Summer." dedi ve dikkatle arkasına döndü.
"Lumos." Asasının ucundan açıklığın bir bölümünü aydınlatmaya yetecek kadar ışık fışkırdı. Diken üstünde etrafa göz gezdirdi. Eğer onlara zarar vermek isteyen biri varsa, bu açıklığın içinde olmalıydı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content





MesajKonu: Geri: İki kız, bir ölü ve Yasak Orman   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

İki kız, bir ölü ve Yasak Orman

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : 1, 2  Sonraki

 Similar topics

-
» Eldiven Yasak

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-