AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm
Astrid Arceron
Darence Elias
Cecil Arwen Dorofee
Foren Alator
Nadia Beauvoir
Harley McMannon
Rosalindie Meinhard
Rosalindie Meinhard
Aurora Clothilde
Savannah Claire Madden


Paylaş | 
 

 Karanlık Gece, Karanlık Kalpler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2  Sonraki
YazarMesaj
Lumiére Guaspari

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.



Mücadele Tarafı : Tarafsız.
Kan Durumu : Melez.

MesajKonu: Karanlık Gece, Karanlık Kalpler   Ptsi Tem. 26, 2010 12:49 am

Kurgu ~ Karanlık Gecenin Yeni Arkadaşlığı
Kişiler ~ Medwyn Manuél, Lumiére Guaspari, Adreanna Jacinta


Karanlık, karşısına çıkan tüm varlıkların benliğini yok etmek, onlara yeni bir benlik kazandırarak kendine katmak istercesine süzülüyor, şatonun üzerinde. Öyle bir gece ki o gece, gökyüzünde ne Ay var, ne de yıldızlar. Muhtemelen gri bulutlar bir perde misali kapamışlar ışığın yüzünü. Evet, karanlığın buna gücü yetmiş ancak ışık bulutları delip de yeryüzüne ulaşamamış belli ki. Zavallı yıldızlar, zavallı Ay! Asla güçlerine kavuşamayacaklar karanlık onlara izin vermedikçe. Bulutlar olduğu sürece yok sayılacaklar. Ve işte bu yüzden, ben karanlığa âşığım. Ben yaşama âşığım, ve ölüme. Tıpkı Yin ve Yang gibi birbirlerini dengeleyen, biri olmazsa diğerinin de olamayacağı yaşama ve ölüme... Öldüğümde ruhumun -tabii ruhum diye bir şey varsa- karışacak olduğu nefrete de âşığım. Çünkü benim kanımda nefret dolaşıyor; çünkü benim ruhum nefretin ta kendisi! Bu ben oluştuğumdan beri böyle, böyle olacak. Belki de mezarımdaki toprak bile dayanamayacak bedenimde kalan öfke ve nefrete. Ve tabii hüzne... Kalbim her zaman, yaralıymışçasına hüzünlü. O hiçbir zaman mutlu hissetmedi. Bu yüzden kendime acımıyor değilim...

Anormal derecede büyük eşyalar ve renkler... Neden sürekli bunları görmek zorundaydı? Neden normal insanlar gibi rüya göremiyordu ki? Neden her gece yattığında hiçliğe karışmak, kaybolmak ve ölmek zorundaydı? Neden?! Bu ona kafayı yedirtiyordu. Her gece kalbi delicesine çarparken, yüzü ölü kadar bembeyaz ve buz gibiyken uyanmak artık kaldıramadığı bir olay hâline gelmişti. Sakinleşmeliydi... Bir şekilde babasının annesini öldürmesine yardım etmiş olmaktan suçluluk duyuyor olmalıydı. Bu tamamen bilinçaltıyla ilgili olsagerekti çünkü o pisliğin ölmesinin dünya için iyi olduğunu düşünüyordu; pişman değildi. Yatağında derin bir nefes alıp verdi. Lanet olası kâbusun hayaleti zihnine ve kalbine süzüldükçe parmakları titriyordu. Korkunç bir soğuk kalbinden damarlarına pompalanıyordu ve tüm vücudunda dolaşıyordu. Midesi ezilip büzülüyor gibiydi. Ahh... Hayır, ne buna katlanabiliyor, ne de sakinleşebiliyordu. Biraz hava alması gerekiyordu. Evet, kesinlikle biraz hava almalıydı. Son zamanlarda bunalımları fazla olduğundan geceleri okuldan kaçma olayı fazlalaşmıştı ama yaşadıkları çekilir şeyler değildi. Psikolojisi altüst olmuş vaziyetteydi ve bunun sadece gecenin karanlığında biraz yürüyerek üstesinden gelebiliyordu.

Aşina olduğu gibi sessizce yatağından kalktı ve dizlerinin biraz üzerine gelen geceliğini değiştirmeye bile gerek duymadan kendini Kızlar Yatakhanesi'nden dışarı attı. Koşar adımlarla taş merdiveni indi ve Ortak Salon'dan dışarı çıktı. Şato, gecenin karanlığına bürünmüşken koskocaman bir hiçliği andırıyordu. Bu onu tekrar panik atak geçirmeye itse de, artık kendine biraz olsun daha hâkimdi ve içinden gelen panik duygusunu az çok kontrol altında tutabilmeye başlamıştı. Gece kaçmaları son zamanlarda o kadar çok sıklaşmıştı ki, artık hiçbir şey görmeden ve çıt çıkarmadan kendini şatodan dışarı çıkarabiliyordu. Başı biraz dönerek merdivenlerden inmeye başladı. Yüzündeki ifadeyi tahmin bile edemiyordu. Muhtemelen şimdi biri karşısına çıksa, ardına bakmadan kaçardı.

Bu düşünceler eşliğinde Giriş Katı'na inen merdivenlere kadar gelmeyi başardı. Her gece olduğu gibi şatonun kocaman kapısı kilitliydi. Kendisi de zaten kapıdan bir şey beklemiyordu. Zindanlar'a inecek, oradaki armutu gıdıklayarak Mutfak'a geçecek ve oradaki pencereden dışarı çıkacaktı. Yani en azından planı böyleydi. Karanlıkta göremediği birine çarpıp düşene kadar...


En son Lumiére Guaspari tarafından Cuma Ağus. 06, 2010 11:04 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Medwyn Manuél

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Karanlık. Daima, her zaman. İçinde yaşadığım sonsuzluk.
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Siyah bir panter.

MesajKonu: Geri: Karanlık Gece, Karanlık Kalpler   Ptsi Tem. 26, 2010 9:53 pm

Kafamda bin tane tilkinin dolaştığı bu yüzden de ilk defa uyumaya çalışsam bile uyuyamadığım, beni ilk defa uyumaya sürükleyen gökyüzünün ise zifiri karanlığa bürünmüş oldu bir gecede. Yaşadığım ve yaşayacak olduğum ‘vampir’ hayatına devam ediyordum. Açık sayılabilir bir pencereden içeri doğru sızan hafif esintilerle sarsılan mum ışığının, sarı sarı parlayan dansını izliyordum. Beynimin tamamen daldığını hissettim bir an için. ‘Kafanın iyi olması durumu’ gibi bir şeydi. Pek hayal kuran biri değildim ama bu gece her ne olduysa içimde bir değişim olmuştu. 1980-90’ların müziklerini kafamda canlandırmaya bile başlamıştım. Belki yeni uydurduğum bir ruh halimdi, takip edildiğim hissinden kurtulmak için. Çünkü bu sıralarda gerçekten şu ilginç paranoya artmıştı, işin kötüsü ilginç şeyler de görmeye başlamıştım. Aklımın bana kurduğu tuzaklar ve oyunlar. Hepsi, içinde beynimin boğulduğu bir havuz olmuştu ve bu havuz benim kaldırabileceğimden fazla derindi. Yine de bu havuzda yüzmeye ve git gide derinlere inen aklımı bulmaya çalışacaktım. Aklımdan geçirdiğim bu umutları düşünürken yavaş yavaş başım ağrımaya başlamıştı. Hafifçe de midemin alt üst olduğunu hissetmeye başlamıştım. Yatağın üzerinde boş boş oturduğum henüz aklıma gelmişti. Belki bu kadar sıkıcı olduğu için bunlar olmuştu. Gerçi sıkıldığımda da birkaç alt sınıf sıkıştırmak sıkıntımı geçirirdi, ama bu daha çok kendime düşüncelerin arasında sıkıştırmaktı. Yani yapmamam gereken bir şeydi…

O an kendimin de ne yaptığını anlayamamıştım. Sanki ben, ‘ben’ değilmişim gibi hissediyordum. Bir anlamda yalnızca ruhların arasında yaşamak gibi bir şeydi, hayatı sadece izle der gibi. Ayrıca ben yalnızca bu hayatı izlerken beynimi asıl kaçıran şeyi görür gibi olmuştum. Tavandaki sarı yansımaların arasında sayılabilirdi ve tek bir nokta kadarken aniden büyümeye başlayan ve yalnızca siyahı belli olan bir gölgeydi. O görmeye başladığım ilginç gölgeye bakarken dehşete kapılmıştım. Bir paranoyak şizofreni gibi bir şey miydi? Yoksa gerçek miydi? Gerçek değillerse bunlar yalnızca hastalığımın şiddetlendiğini gösteren şeylerdi. Burnumun dibine kadar gelen gölgede hiçbir surat ya da şekil göremiyordum. Titreyen ve yaşadığım korkuyla buz gibi olup, solmuş ellerimi o gölgeye yaklaştırmıştım. Evet, ona dokunabiliyordum. Bu çok enteresan bir şeydi ve aynı zamanda dehşetim daha çok artmıştı. Bir cinayetin içinde kalmışçasına takındığım yüz ifadem insanları korkutacak haldeydi. Birden bire beni sanki bir rüyadan uyandırırmışçasına bir sesleniş duymuştum. Ter içinde kalmış saçlarımı gözümün önünden çekmeye tenezzül bile edemiyordum. Sesi çıkarana doğru kafamı çevirdim, hala yüzümden gitmeyen dehşet dolu ifademle. “M-Medwyn? İyi misin sen?!” diyen ses beni biraz olsun rahatlatmıştı. Tam olarak yüzünü seçebilir duruma gelmiştim. Yalnızca konuşacak durumda değildim. Ne kadar dehşet içinde olsam bile ‘evet’ anlamında başımı salladım. Başımı bile zar zor sallayabilmiştim. Bir an için konuşmaya çalıştım fakat sanki dilim tutulmuş gibiydi. Tek bir hece bile ağzımdan çıkmamıştı. Yaşadığım bir travma mıydı? Bir travmaysa gerçekten hastanelik bir durumdaydım ama aptallık edip kendi kendime kurtulmaya çalışacaktım. Birkaç saniye olduğum yerde öylece beklemiştim. Eugen ise bir doktor gibi hala beni dikizliyordu. Tekrar bir soru sormasından korkar gibiydim. Hala o gölge gözlerimin önünde canlanıyordu, o an için görmediğim halde. Kendimi sürüye sürüye yataktan kazımaya çalışıyordum. Akıl dengem tamamen yok olmuş gibiydi. Bitkisel hayattaki bir canlıya dönmüştüm. Gördüğüm bir illüzyon muydu tam anlayamıyordum.

Yataktan kalktığımda ayağımın üzerinde zar zor durabilmeye başladım. Sanki her an yere düşüp kırılacak bir vazo gibiydim. Gerçekten de düşüp kırılacaktım. Ranzanın üstteki yatağına sımsıkı tutundum. Yavaş yavaş ve yataktan tutunarak ilerlemeye çalışıyordum. Korku dolu gözlerle yatakhane kapısına doğru ilerleyebilmiştim. Geri kalanı biraz daha basit olabilirdi. En azından aklım biraz düzelebilirdi ve koridorda tutunabilinecek daha alçak yerler vardı. Uyurgezer gibi yürürken yatakhane kapısını Eugen’ın dikkatini çekmeyecek şekilde açıp kapatmıştım. Gecenin köründe bir de onunla uğraşamazdım. Kendimi koridora attığımda biraz aklım yerinde gibiydi ama hala tutunmaya ihtiyacım vardı. Soluk rengimle ve surat ifademle de hala hortlak gibi göründüğümden şüphe edemezdim. Giriş katına aynı şekilde gelmiştim. Etrafta kimse yok gibiydi, aynı zamanda da zifiri karanlıkta nasıl buraya geldiğimi anlayamamıştım. Burada da o yarım yamalak mumlardan vardı yalnızca. Karanlık daha güzeldi fakat karanlığı gördükçe o gölgeyi anımsıyordum. Adımlarımı biraz hızlandırmayı denemiştim. Mumların daha yoğun olduğu bölgeye doğru bir hareketti. Işığı gördükçe biraz düzelmiş gibiydim fakat aniden karşıma çıkan ve ‘gerçek’ bir ‘insan’ı andıran gölgeyi görene dek. Tekrar bana doğru yaklaşıyordu ve aynı korkunun daha da arttırılmış dozunu hissedebiliyordum. Bu gölge de tam üstüme doğru geliyordu ve korkudan bana her an inme inecek gibiydi. Gölge sanki korkarak kaçıyormuş gibi hızlıydı ve beni görememiş olacaktı ki ikimiz de aniden yere serilmiştik. Yalnız bunun gerçek mi, yoksa gene bir hayal mi olduğunu anlayamamıştım. Ama bir fark vardı. Bu mumların ışığında beliren gerçek bir kızdı…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/m-e-d-w-y-n-m-t8
Lumiére Guaspari

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.



Mücadele Tarafı : Tarafsız.
Kan Durumu : Melez.

MesajKonu: Geri: Karanlık Gece, Karanlık Kalpler   Salı Tem. 27, 2010 2:51 pm

Düşüp başını yere çarptığı andan itibaren karanlık ve hiçlik o kadar yoğundu ki, belki de hâlâ kâbusundan çıkamamıştı. Şatonun koridorlarında yürüdüğünü sanıyordu ancak bu rahatlıkla kâbusun bir parçası olabilirdi. Etrafına bakıyordu, fakat göremiyordu. Ellerini oynatamıyor, daha doğrusu ellerini hissedemiyordu. Duyu organları sanki bir sinyal tarafından uyarılmışçasına, sanki bilmediği birileri duyu organlarına "kapan" komutu vermişçesine işlevlerini yerine getirmiyorlardı. Nasıl olup da hâlâ düşünebildiğine şaşırdı Lumiére. Ruhu bedeninden ayrılmış birinin, artık sadece etten ibaret olan vücuda kısılıp kalması gibiydi. Ya gerçekten de kâbuslarından birine hapsolmuştu ve sonsuza dek bu boşlukta kalacaktı, ya da bilinçaltı sonunda onu ele geçirmişti. Evet, bilinçaltı onu ele geçirmişti.

Son birkaç haftadır içinde yeşeren panik duygusu inanılmayacak kadar büyük bir boyuta ulaşmıştı; ancak Lumiére bunu bastırmakta son derece inatçı ve kararlı davrandığından bu duygu kendini gösterememiş, bunun yerine bir boşluk olarak yansımıştı. Şimdi kendini, kâbuslarının son evresindeki uyanamayan kısımda olarak görüyordu. Bu, kendine geldiğinde krizlerin en güzelini geçireceği anlamına gelse de şu anda tek isteği bu karanlık boşluktan kurtulmaktı. Daha önceki deneyimlerine dayanarak bu anın fazla sürmeyeceğini düşünüyordu. Gerçi daha önceki deneyimlerinde tamamen bilinçsiz olması gibi bir fark vardı ama yine de derinlerinden bir yerden paniğin kendini göstermeye başladığını hissedebiliyordu. Bu uykuya yatmış bir canavarın rahatsız edilerek uyanması gibiydi. Henüz tam olarak gücüne kavuşamamamış olan canavar, birkaç dakika sonra yeri göğü inleterek yok sayılmanın ve daha sonra da rahatsız edilerek uyandırılmanın hesabını soracaktı.

Gözlerinin bunca zamandır açık olduğunu zannediyordu ancak onları sımsıkı kapalı tuttuğunu, paniği içinde uyanmaya başladığında anladı. Duyu organları tekrar çalışmaya başlıyordu görünüşe göre. Yavaşça gözlerini açtığında, şatonun yüksek duvarlarındaki birkaç eski mumun ışığı gözlerini kamaştırdı. Panik atak geçirmeden önce, aklını toparlayarak nerde olduğunu hatırlamaya çalışmalıydı. Kalp atışları hızlandı. Ravenclaw Ortak Salonu'ndan çıkmıştı ve yarı uyur hâlde aşağı inmişti. Elleri terlemeye başladı. Zindanlara gidip, ordan mutfağa geçerek dışarı çıkmayı planlıyordu. Yüzündeki renk çekildi. Sonrasında bedeninin yere yığılmasıyla başının arkasında korkunç bir darbe hissetmişti ve tedirginliği hat safhaya çıktığından yarı bilinçli bir trans hâline geçmişti. Son olarak tüm bedeni titremeye başlamadan bir saniye önce, Lumiére'in başını hafifçe yana çevirmesiyle ayağa fırlaması bir oldu. Gırtlağından yükselmek üzere olan çığlığı zar zor engelleyerek inanamayan ve korku ile dehşetten koskocaman olmuş gözlerle baktı. Yanında bir anda yoktan var olmuş bir cisim, daha doğrusu bir insan yatıyordu! Bu nasıl olabilirdi?! Hayır, hayır. Böyle bir şey olamazdı, hayal görüyordu. Sonunda kafayı yemiş olmalıydı. Bu başından sonuna kadar yanlış olan olaydan derhal kurtulmalıydı. Koşamayacağını biliyordu ama yine de elinden gelen en hızlı şekilde, Zindanlara doğru ilerledi; ordaki hayal ürünün peşini bırakacağını umarak...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Medwyn Manuél

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Karanlık. Daima, her zaman. İçinde yaşadığım sonsuzluk.
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Siyah bir panter.

MesajKonu: Geri: Karanlık Gece, Karanlık Kalpler   Salı Tem. 27, 2010 5:18 pm

Aniden yere serilmiş bedenimi oradan kaldıracak kadar iyi hissetmiyordum, ya da kalkmak istemiyordum. O gölgenin bir bayan olduğunu öğrendiğimden beri yalnızca oraya odaklanmıştım. Yüzünü çözmeye çalışıyordum yalnızca. Hala suratımdaki korkutucu ifade değişmemişti. Aklımdan bu kez yalnızca bazı sorular geçmeye başlamıştı. Bunların en önemlisi, gerçekten yatağımdaki gölge gibi bu da bir yanılma mıydı, yoksa gerçek miydi? Bu durumu anlayacak kadar ruhumun sağlıklı olduğunu sanmıyordum. En azından kafamı biraz toparlayana kadar. Bu kafa toparlama işlemi ne kadar sürerdi hiçbir fikrim yoktu. Kızın bana bakmaya başladığı gibi ben de ona bakıyordum. Bu bakışma gece boyu sürecek miydi? Ona gerçek olup olmadığını sorduğumda belki şaşıracak ve cevap vermeyecekti. Belki de gerçek olduğunu söyleyecekti. Bunların da hangisine inanabilirdim? Sonuçta gerçek bir varlığın vereceği yanıtları zihnimde fevkalade yaratabilirdi.

Bu bakışmanın uzun süreceğini sanarken, karşımdaki beden güçsüzce yerinden kalkmıştı. O da tuhaftı, hiçbir şey demeden uzaklaşmaya başlamıştı. Kendi kendime içimden daha fazla konuşmaya başlamıştım, aynı zamanda korkum biraz durulmuştu. Bir şizofreni vakasında görülen o ‘yaratık’ her neyse, asıl kişiyi bırakıp gidebilir miydi? Yoksa o şey geri mi dönecekti? Bir şizofrenin bir gecede ruh sağlığını kaybedip, bir gecede de şizofreniden ilginç bir şekilde kurtulacağını sanmıyordum. En azından birkaç kere daha hastalık ilerlemeden görülebilirdi bu aslında olmayan varlıklar. İçimden geçirdiğim bu yarı iyi yarı kötü düşünceler beni boğmaya başlamıştı. Sanki tam kalbimin hizasından, şah damarıma kadar süzülen enteresan bir sıcaklık ve kurbanını yavaş yavaş öldürecek gibisinden bir güç beni ele geçirmeye başlamıştı. O dehşet benim için biraz artmıştı. Artık nasıl hissetmem gerektiğini bilmiyordum, ya da nasıl davranmam gerektiğini. Kendimi boğmaya devam mı etmeliydim, yoksa kurtulmalı mıydım? Yalnızca kendimi düşündüğüm için kurtulmayı tercih edebilirdim. Fakat bu gerçekle yüzleşme hırsı sarmıştı içimi. Bir gerzek gibi davrandığımı biliyordum ama yüzleşmek istiyordum. Belki dışarından bakıldığında yalnızca tımarhaneden kaçmış bir deliyi andırıyordum. Belki gerçekten de tımarhaneliktim? Aklım gereğinden fazla karışmıştı ve beni boğan o güç daha güçlü sarılmaya başlamıştı bana. Artık dayanacak gücü kendimde bulamıyordum. Bu yaşadıklarımın hepsi yalnızca on saniye içinde gerçekleşmişti. Berbat bir ruh halinin bana o an yaşattığı duygular… Sanki bir saat gibiydi o gücün bana sarılmasıyla devre dışı kalışım. O an istediğim şey yalnızca ölümdü. Kurtulmak istiyordum bu durumdan. Beni kurtaracak ölüm meleğini beklemeye başlamıştım. Korkarak yaşamaktansa, ölüme kendimi binlerce kişinin önünden atabilirdim.

Ve gücümün tamamen bittiği anda ellerimi sımsıkı bir yumruk yapıp yere inanılmaz bir hızla vurmuştum ve sağır edici bir ses çıkmıştı adeta. O kat içerisinde neredeyse her koridordan yumruk sesini işitebiliyordum. Aynı zamanda o sert sesin içine karışan sarhoş bir insan sesini andıran tuhaf inlememi. Bana yardım edece kimse yok muydu? Bir hayali karakterin dahi yardımı beni rahatlatabilirdi o an. Ama bunun olmayacağını biliyordum. İçinde bulunduğum umutsuzluk duygusuyla aniden tekrar yere serilmiştim ve bu kez kendimi az bile olsa kontrol edemiyordum.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/m-e-d-w-y-n-m-t8
Lumiére Guaspari

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.



Mücadele Tarafı : Tarafsız.
Kan Durumu : Melez.

MesajKonu: Geri: Karanlık Gece, Karanlık Kalpler   C.tesi Tem. 31, 2010 5:52 am

Gecenin sessizliğini bir bomba misali delip geçen o "ses"i duyar duymaz istemsiz bir şekilde arkasına döndü. O anda paniğin vücut bulmuş hâlinden başka bir şey değildi ve beyninin işlevini yitirmiş olduğu kesinleşmiş bir gerçekti. Ani bir refleksle sesin geldiği tarafa döndü. Zindanlardan kaçıp gelen, korkunç, kocaman bir yaratık beklerken az önce son derece anti-romantik bir şekilde bakıştığı çocuğu gördü. Midesinden yukarı hızla yükselen öfke dalgasını zorlukla yutarak gözlerini kapadı. Evet, kendisi delirmişti. İşin kötüsü; Gece-Yatağından-Kaçıp-Süper-Yüksek-Ses-Çıkaran-Çocuk da delirmişti! Yerde ölü gibi uzanıyor, tuhaf sesler çıkarıyordu. Can çekişiyor gibi bir hâli vardı. Gözleri boş boş bakıyordu, Lumiére'in arkasında bir yerlere odaklanmıştı. Korkarak arkasına döndü orada bir şey olup olmadığını kontrol etmek için. Zihninde kalan son mantık damlasını da kullanarak düşünmeye çalıştı. Yapabileceği en güvenli şey neydi? Fazla seçenek yok gibiydi. Yatakhaneye geri dönmek, Zindanlara inip mutfağa geçerek şatodan dışarı çıkmak... İki seçeneği de tarttı; şu anda bu kontrolsüz deliyi ve onun inlemelerini arkasında bırakıp güvenli yatakhaneye geri dönmek mi? Evet, bu son derece doğru bir karar olurdu. Hem, profesörlerin bu sesi duymamış olmaları imkansızdı. Birkaç dakika içinde burada olurlardı ve bu Ravenclaw'a eksi birkaç yüz bin puana mal olurdu. Hayır, bunu göze alamazdı; geri dönmeliydi. Peki ya diğer seçenek? Çocuğu burada bırakıp koşarak Zindanlara inmek ve mufağa süzülüp neredeyse her gece yaptığı kadar sessiz bir biçimde şatodan çıkmak... Bu çok daha çekici bir fikirdi. Tam arkasını dönmüş gidiyordu ki, beyni "Kırmızı Alarm"a geçti. Profesörler burada inleyen bir çocuk bulduklarında -bulacaklardı, kesinlikle bulacaklardı- şatonun dışını da kontrol ederlerdi, başka yataktan çıkan olup olmadığını anlamak için. Eğer böyle bir şeye niyetlenirlerse, hatta şatonun içini kontrol etmeye karar vermeye bile niyetlenirlerse, tam anlamıyla tezek çukuruna düşerdi! Ve bu da Ravenclaw'a eksi birkaç yüz MİLYON puana mâl olurdu. Yapılacak en doğru iş burada kalıp profesörleri beklemekti. Şu Gece-Yatağından-Kaçıp-Süper-Yüksek-Ses-Çıkaran-Çocuk'a karşı bir öfke kabardı içinde. Ne diye gece gece yoluna çıkıp tüm işleri berbat etmek zorundaydı ki?! Eğer bununla uğraşmasaydı, şimdiye kadar çoktan şatodan çıkmıştı. Yerde inleyen zavallıya baktı. Ona ihtiyacı var gibi gözüküyordu. Daha doğrusu bir Şifacı'ya ihtiyacı var gibi görünüyordu. Yavaş yavaş, kararsız adımlarla ona yaklaştı. Yanına gelince çömeldi, şimdi neredeyse aynı seviyedeydiler. Yüzü bembeyazdı ve titriyordu. Lumiére "Kendine gel!" diye haykırmak istedi. Bunun yerine yere oturup bacaklarını uzattı; çocuğun başını dizlerinin üstüne koydu. Şimdi tek yapması gereken bir ya da bir kaç hatta çıkardıkları bu sese bir ordu büyüklüğünde profesörün gelmesini beklemekti.

Dakikalar son derece yavaş geçiyor, Lumiére'e eziyet ediyordu. Profesör ordusunun çoktan savaş meydanına varmış olması gerekliydi; bu kadar geç kalmış olmaları normal değildi. Gözlerini dizlerinde yatan çocuğa kilitledi; artık titremiyordu. Uyuyor gibi bir hâli vardı. Aslında kendisinin de güzel bir uykudan başka bir şeye ihtiyacı yoktu. Başını geriye attı. Kabussuz bir uyku... Özlemişti yatağında mışıl mışıl uyumayı. Hatta soğuk zeminde poposunun donmasındansa sıcak yatakhanede kabuslu rüyalar görmeyi tercih ederdi. Fakat çocuğu bırakıp gidecek değildi. Babasını düşündü; o bunu onaylar mıydı? Hayır, yardıma ihtiyacı olan birini bırakıp gitmesini onaylayacağını sanmıyordu. Gecenin bir yarısı, dizlerinde bir oğlanın yatmasını onaylayacağını da sanmıyordu gerçi. Kendi kendine, sessizce güldü. Sesi ona çığlık gibi geldi ve bir anda tüm parçalar yerine oturdu; yapboz tamamlandı: Profesörlerin geleceği yoktu çünkü çocuğun çıkardığı ses yüksek değildi! Sadece onlara öyle gelmişti, panikten ve olayın içinde bulunmaktan ötürü. Saçmalık! Bunca dakikadır bunun için mi arkasını dondurmuştu? Hem de dizlerinde yüzünü bile seçemediği bir çocuk uyurken? Aslında onu Hastane Kanadı'na götürmeliydi. Şifacı onunla, kendisinin ilgilendiğinden yüz kat daha iyi ilgilenirdi; bu yaptığına ilgilenmek deniyorsa tabii. Uzun parmaklarını çocuğun yüzüne değdirdi, bunun onu uyandıracağını umuyordu. Çocuğa yaklaşınca nefes alışverişlerinin pek de düzenli olmadığını fark etti. Uyumuyordu. Kendine gelmeye çalışıyor olmalıydı. Fısıltıyla konuştu;
"Profesörler gelmeyecek. Panik atak geçirmekten vazgeç artık. Kıçım dondu da..."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Medwyn Manuél

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Karanlık. Daima, her zaman. İçinde yaşadığım sonsuzluk.
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Siyah bir panter.

MesajKonu: Geri: Karanlık Gece, Karanlık Kalpler   Ptsi Ağus. 02, 2010 7:19 pm

Sanki hayal ile gerçek arasındaki tuhaf bir görüntü görüyordum. Ne olduğu belirsiz cinnet çığlığının ardından, insanı sonsuzluğa doğru yavaş yavaş sürükleyen bir baygınlık yaşamıştım. Anormal bir sessizliğin içinde kendime gelmek istiyordum. Bunu yapacak kadar bedenim güçlü değildi. Hatta cinnet geçirdiğim sırada bile emindim ki daha çok gücüm vardı. Bu yarı ölüyüm demek miydi? Yoksa inme gibi bir şey mi inmişti? Sadece içimden gelen sesleri duyabilmek ve onları o an yaşayabilmek? İçimden gelen sesler, her ne kadar o çığlıktan sonra bedenimin kontrolünü kaybetmiş olsam bile hala beni boğmaya devam ediyordu. O güç, çığlığımla korkup biraz uzaklaşmış gibiydi. Ama bir şey yapmayacağımı anlayınca geri gelmişti. Nefes almakta biraz zorlanır gibiydim. Kontrolsüz bedeniminse bir ölü gibi göründüğünü inkâr etmek zordu. Kendimi göremesem bile bunu anlıyordum. Ölü taklidi yapan bir tiyatro oyuncusundan farkım olduğunu sanmıyordum. Kapalı göz kapaklarımın arasından sanki bir ışık sızıyordu. Bu ilk anda her ne kadar bir ölüm meleği sanmış olsam bile, mumun yaydığı cızıl ışık olduğunu anladığımda hayal kırıklığına uğramıştım. Yavaş yavaş iyiye gidiyor gibiydim, fakat bu olay bende gereğinden fazla ölüm isteği uyandırmıştı.

Yerlerin soğukluğunu hissetmeye başladığım saniyeden itibaren bedenimin kendine geldiğini anlıyor gibiydim. İçimdeki soruları saklamak istedikçe, kendime daha çok baskı yapıyordum. Hala bunun bir ölümden dönme mi yoksa bir inme mi olduğunu anlamaya çalışıyordum. ‘Bedenim yerde öyle dursun, ben ruhumla beraber şöyle bir aklımı arayıp geleyim, bulamazsam kızmayın’ dercesine yerde aynı şekilde uzanıyordum. Sırtımdaki soğuğu daha güçlü hissetmeye başladığımda başımın bir yastık tarafından rahata kavuştuğunu düşünmüştüm. Sanki yerlerden toplanmış, gerçekten de üşütmüş olduğum kafamı biri yerden toplayıp, bir sıcaklığa koymuştu. Bu da kafama soğuğun fazla geçmiş olmasıyla ilgili bir akıl hastalığı mıydı? Her ne kadar bir hayal sanmış olsam bile ciddi anlamda o an için tüylü bir yastık kadar rahat gelmişti. İstem dışı olsa bile nefes alışım, nefesi verişime göre daha kısalmaya başlamıştı. Gözlerimi isteksizce açmaya çalışıyordum. Bu sadece açmaya çalışmakla kalacaktı, çünkü hala yüzümle ilgili bir gelişme yoktu. Yere serildiğim anda nasılsam, o tepkim bozulmamıştı. O sıcaklığı saniyelerce hissetmeye devam ederken aniden tam kafamın üstünden o sessizliği bozan bir fısıltı duyar gibiydim, "Profesörler gelmeyecek. Panik atak geçirmekten vazgeç artık. Kıçım dondu da..."

Şaşkınlık içerisinde aniden gözlerimi açmıştım ve kafamı büyük bir hızla o sıcaklıktan kaldırmıştım. Kafamı kaldırırken sanırım o sıcak yastık dediğim, dizlerine yattığım kişinin çenesine ufak bir darbe vurmuştum kafamla. Bu bilinçsizce yaptığım hareketimden dolayı daha da şaşkına dönmüştüm. Sonra kafamı, tekrar ne yaptığımı anlayamadan geri dizine koymuştum. Yattığım yerden öylece suratına bakıyordum. Yalnızca hatları belli belirsiz sarıyla siyahın karışımı bir gölge görüyordum. Belki bu bakışma gene iki üç saniye sürmüştü, ama bir öncekinden daha anlamlı olduğu söylenebilirdi. Yani gözlerimden anlatmak istercesine ‘Teşekkür ederim ve siz kimdiniz?’ der gibi. O iki üç saniye bakışmanın ardından bu kez kafamı daha dikkatli kaldırmaya çalıştım. Tekrar yüzüne ifadesiz suratımla ama o krizden sonra ilginçleşmiş mavi, kanlanmış gözlerimle bir şeyler anlatmaya çalışıyordum. Ona her ne kadar o an için bir sempati duymuş olsam bile, kalbimden geçenleri değil, kendime ait olmayan cümleleri kurmakla yetinmiştim. Gözlerim anlamını yitirirken, o klasik Slytherin öğrencisi tipimi takınarak “Sen kimsin?” diye büyük bir şiddetle sormuştum. Evet, yaptığım gayet yanlıştı ama belki bir emin olma yöntemiydi, yapacağım en son şey gibi olsa da. Kız cevap vermeden bana baktığında içimde bir suçluluk duygusu uyanmıştı. Yüzüne tekrar bakarak “B-ben üzgünüm. İyi değilim.” demeye çalıştım. Sözcükler pek anlaşılır çıkmamış olsa bile kızın anladığını umuyordum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/m-e-d-w-y-n-m-t8
Lumiére Guaspari

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.



Mücadele Tarafı : Tarafsız.
Kan Durumu : Melez.

MesajKonu: Geri: Karanlık Gece, Karanlık Kalpler   Çarş. Ağus. 04, 2010 7:30 pm

Daha ne olduğunu anlayamadan çenesine bir darbe yiyen Lumiére, şaşkınlıkla kendini geri çekti. Dizlerinde mükemmel bir uyku çekmiş olduğunu düşündüğü çocuk, kaldırdığı kafasını yeniden dizlerine koydu. Gözlerini Lumiére'in gözlerine dikmişti ve karşısındakinin ne olduğunu çözmeye çalışır bir hâli vardı. Suratına "Ne bakıyorsun?" ifadesi yerleştiren Lumiére, çocuğun bakışlarına karşılık verdi. Sadece iki saniye kadar süren bu bakışmanın sonunda çocuk, kendini daha iyi hissetmiş olacak ki, başını Lumiére'in dizlerinden kaldırdı; gözlerini onun gözlerinden ayırmadan. Eğer bu bakışma bir on saniye daha sürseydi, Lumiére karşısındakinin ondan hoşlanmaya başladığını düşünebilirdi. Çocuğun yüzündeki o Ne-Olduğunu-Anlamış-Değilim bakışı kayboldu; yerini daha cüretkâr bir bakış aldı. Sert bri sesle kendisinden resmen kim olduğunun hesabını sordu. İçinde kabaran öfke baloncuğunu zapt etmeye çalışan Lumiére, kızgınlıkla ağzından çıkacak sözlerden çekinip, tek kelime etmedi. Ancak bu kaba tavrına rağmen bir şeyler mırıldanmasının üzerine içinde şişip büyümekte olan öfke balonu patladı ve Lumiére'in sağ eli çocuğun yüzüne büyük bir şiddetle indi.
"Benimle düzgün konuşmayı öğreneceksin, seni moron!"




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Medwyn Manuél

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Karanlık. Daima, her zaman. İçinde yaşadığım sonsuzluk.
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Siyah bir panter.

MesajKonu: Geri: Karanlık Gece, Karanlık Kalpler   C.tesi Ağus. 07, 2010 4:19 pm

Kızın beni anlamamış olduğunu "Benimle düzgün konuşmayı öğreneceksin, seni moron!" cümlesiyle beraber suratıma inen koca bir şaplakla anlamıştım. Suratıma yapıştırdığı eliyle kafam hafif sarsılmıştı ama bir bakıma aniden beni kendime getiren bir ilaç olmuştu. Fakat halimden pek memnun değildim, çünkü bu cümlenin altında asla kalamazdım. Ona aynısını yapacak mıydım? Hayır. Bir erkek olarak – bazı sersem erkekleri saymıyorum – kaba kuvvetle değil, pis bir cümle ile karşılık verecektim. Bir kızı fiziksel anlamda incitemezdim, ama ruhsal açıdan belki daha uygun olurdu. Sol yanağımı elimle tutarak, diğer elimle kızın bileğini sımsıkı tutmuştum. Evet, şiddet uygulamayacaktım ama hafif bir uyarı fena olmazdı sanırım. Bileği hala elimdeyken suratımı olabildiğince ama değmeyecek şekilde yaklaştırdım ve “O zaman öğret.” dedim, pis bir sırıtış atarak. Sonra dikkatlice gözlerinin içine baktım. ‘Ne yapıyor bu salak?’ der gibi bir bakışı vardı. Saniyeler boyunca ikimiz de hiç kıpırdamamıştık. Bir an tekrar kendime gelip kafamı hafiften silkelemiştim. Bileğimi sert bir şekilde bırakarak bir iki adım geriye gittim. Kızın her an üstüme saldırabilecek bir halde olduğunu düşünüyordum. Beni tek hamlede parçalamak isteyen bir kurt gibi…

Umuyordum ki bir saldırı yapmazdı. Belki gerçekten de bana onunla doğru konuşmayı öğretecekti. Bunu ne türlü bir yolla yapacağını anlamak o an aklımdan geçen tek şeydi. Hala suratına dikkatli bir şekilde bakıyordum. Kızın saniyeler içinde bana bir şey yapmadığını görünce kapalı bir ortamdaki aslana yaklaşırcasına ona yaklaşmaya başlamıştım. Neredeyse tırnak kadar adımlarla kendimi ona doğru sürüklüyordum. Ateşe körükle gitmek miydi yaptığım bilmiyordum. Evet, tam bir kaçık gibi hareket ediyordum. Önce laf atılıp, sonra laf atıp, oradan dayak yememek için uzaklaşıp geri konuşmak için dönen kaçıklardan… Kıza aramda yarım metre mesafe kala ayaklarımı durdurdum ve kızın suratından hiç ayrılmayan gözlerime daha anlamlı bir bakış kazandırarak “Pekâlâ, üzgünüm.” diyebildim. Bunu kızın bir özür olarak algılamasını umuyordum çünkü ‘Özür dilerim’ diyemezdim. Kızın bunu onaylamasını istediğim anlamında başımı hafif yana yatırmıştım, annesinden özür dileyen küçük çocuklara benzediğimi biliyordum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/m-e-d-w-y-n-m-t8
Sponsored content





MesajKonu: Geri: Karanlık Gece, Karanlık Kalpler   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Karanlık Gece, Karanlık Kalpler

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : 1, 2  Sonraki

 Similar topics

-
» Yağmurlu Bir Günde Göl
» Rephaim Ve Stevie Rae'nin Sırları

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-