AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm
Astrid Arceron
Darence Elias
Cecil Arwen Dorofee
Foren Alator
Nadia Beauvoir
Harley McMannon
Rosalindie Meinhard
Rosalindie Meinhard
Aurora Clothilde
Savannah Claire Madden


Paylaş | 
 

 Karanlık Gece, Karanlık Kalpler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2
YazarMesaj
Nana Moore

VII. SınıfVII. Sınıf
avatar



Kan Durumu : melez
Patronus : tilki

MesajKonu: Geri: Karanlık Gece, Karanlık Kalpler   Ptsi Ağus. 09, 2010 11:29 am

Sonsuz bir karanlığın içinde. Sağ, sol kavramları kaybolmuş. Etrafında kimse yok, hep olmasını istediği gibi. Bu kez yalnızlık onu ürkütüyor. Sessizlik bir çığlık gibi büyüyor sanki. Çıkacak en ufak bir sese muhtaç. Işık dilenmeyi denemiyor bile, bu karanlığı aydınlatmaya Güneş'in dâhi gücü yetmez. Adım atmak istiyor. Deniyor; sağ ayağını ileri uzatıyor. Belirsizliğin verdiği korkuyla ayağını yere basıyor. Hiçbir ses çıkmıyor. Karanlık önce ışığı, sonra sesi yutmuş ve şimdi sıra kendisinde. Ölümün soğuk nefesini ensesinde hissettiğinde korku tüm vücudunu kaplıyor. Günahlarının acısını böyle çekecek, o ıstırap içinde ölüyor.

Göz kapaklarını açılmaları için zorluyordu. Bu rüya fazla gerçekti. Bilinçaltının onu uykusunda bile rahat bırakmaması sinir bozucuydu. Göz kapaklarını kaldırdığını ancak gözleri karanlığa alıştığında, yatakhanedeki nesneleri seçmeye başladığında anlayabildi. Her şey normaldi; hiçbir şeyin karanlık tarafından yutulduğu yoktu. Ağzından nefes aldı. Çıkan ses onu rahatlattı. Yatakhanenin o aynı, sıradan yataklarından birinden gelen hırıltı sesi çarpan kalbinin daha düzgün bir ritim tutturmasını sağladı. Gerçek şu ki, böyle hissettiği için utanıyordu. Gördüğü bir rüya yüzünden korkmak, etrafından gelecek her türlü sese ihtiyaç duymak ona göre değildi. O her zaman zekasıyla övünmüştü ve şimdi o övündüğü zekası, bilinçaltının hazırladığı çirkin bir oyunda mağlup ediliyordu; bu Adreanna'nın gururuna dokunuyordu. Vücudu faaliyetlerini tekrardan gerçekleştirmeye başladığında ellerini başının arkasına koydu. Gözlerini tavana dikti. Pişman mısın, diye sordu kendine. Önce beyni cevap veriyor soruya; kötüydü, diyor. Yapmamalıydın. Sırayı Kalp'e devrediyor. Gerçekten sevmiyordun onu, diyor kalbi. Sen sadece şehvetin kucağına düştün ve onun kollarında yanmaktan zevk aldın. Pişman olup olmadığını sorgulamaktan vazgeçti. Olaylar olup bittikten sonra keşke demenin bir anlamı yoktu. Geçmişi düşünüp üzülmek de yersizdi. Her ne kadar bunun uygun olmadığını bilse de umursamıyordu. Günah, Tanrı, ayıp gibi kavramlar onun için boştu. Peygamberi öldükten sonra tamamlanan bir Kutsal Kitap'ın günahlarına, üç tane dini olan Tanrı'ya ve ayıp gibi esnek bir kavrama göre şekillendiremezdi hayatını. Aşk, sevgi, sadakat, nefret, öfke, intikam... Bunlar daha gerçek duygulardı. Ve seksi günah sayan bir kitaba iman edecek değildi. Yine de ruhunun derinlerinde bir yerde, on dört yaşında bakiret kaybetmenin acısını yaşıyordu. Sevgisiz büyütülmenin sonucu; hangisinin gerçek sevgi olduğunu bilememekti.

Sol tarafındaki yataktan kıpırtılar geldi. Ve aynı hızla yok oldu. Adreanna kafasını Lumiére'in yattığı yatağa doğru çevirdiğinde sadece boş bir yatak silüetiyle karşılaştı. Yatakhane bu gece hiç olmadığı kadar karanlıktı, ay ışığının sağladığı doğal aydınlıktan yoksundu. Hüzün kokuyordu, ve biraz da erimiş mum. Lumiére'in nereye gittiğine kafa yormadı, bu konuyu aklından silerek sağ tarafına döndü. Evet, arkadaşlardı. Ama sadece o kadar. Asla birbirlerinin davranışlarını sorgulamadılar. Hatta asla beraber gülmediler. Aslında ikisi de sürekli sinirli ya da kederliydiler; onları birbirlerine yaklaştıran da buydu. Yalnızca yaklaştırandı, bağlayan değil. Yine de kızdan hoşlanıyordu Adreanna. Bazen kendi iç sesinden başkasının onunla konuşması onu daha hayatta hissettiriyordu. Yaşıyormuş gibi... Özellikle son zamanlarda buna çok ihtiyacı vardı; travma geçiriyordu. Midesinden gelen gurultuları bastırmaya çalıştı. Uyuyan insanların sağladığı huzur verici sessizlikte -az önce sessizliği korkutucu buluyordu oysa- midesinden gelen sesler çığlık gibi yükseliyordu. Pozisyon değiştirdi. Tekrar sırtüstü yatıp gözlerini tavana dikti. Çok gençsin, demişti. İç sesi alarma geçti; onu düşünmek sana iyi gelmiyor, vazgeç. Baştan çıkarıcı görüntüsü gözünün önüne geldiğinde kalbi hızlandı. Yarattığı bu acı verici ortamı midesinin isyanı bozdu. Kendine küfür ederek ayaklarını yataktan çıkardı. Yani ne diye böyle bir rüya görmüştü ki? Ve neden uyanır uyanmaz kendini tekrar atmamıştı uykunun kollarına? İşte böyle acıkırdı. Şimdi gecenin bu saatinde mutfağa gidip yiyecek aşırmak zorundaydı. Sahi, saat kaçtı?

Yataktan tamamen kalktı. Üzerindeki salaş gri tişörtü ve kısa siyah boxerı önemsemedi, bu saatte kimsenin mutfağa gelmeyeceğini biliyordu. Eğilerek yatağın altından son derece uyumsuz mor terliklerini çıkardı. Giydi ve yatakhaneden çıktı. Ortak Salon boştu, tabii ki normal insanlar bu saatlerde uyuyor olurlardı. Eliyle esnemesini bastırarak Ortak Salon'dan çıktı. Karanlıkta yolunu bulmakta zorlanacağını önceden düşünmüş olması güzeldi. Asasını yaktı ve koridorda ilerlemeye başladı. Yanan mumların verdiği loş ışık koridoru aydınlatmaya yetmiyordu ve Adreanna asasını yakarak gerçekten çok büyük bir aptallık yapıyordu. Yakalanmayı yaralanmaya tercih ediyordu, bu yaptığı aptallıktaki tek mantıklı şeydi. Koridorun ilerisinden, merdivenlerin olduğu yerden muhtemelen, gelen ses, ani bir refleksle asasını söndürmesine sebep oldu. Alkış sesine benziyordu. Ardından tanıdık bir ses konuştu; Lumiére. Anlaşılan yanında bir başkası da vardı. Vay canına, demek Lumiére'in geceleri buluştuğu gizli bir sevgilisi vardı. Yavaş ve sessiz adımlarla onlara doğru yürümeye başladı. Yaklaştıkça silüetler daha belirgin bir hâl aldı. Şimdi tanımadığı kişi, ki bu bir erkekti, Lumiére'e doğru hafifçe yaklaşıyordu. Başını yana eğdi ve Adreanna onun bir şeyler söylediğini işitti. Ne söylediğini duyacak kadar yakın değildi. Büyük adımlar atarak ikisinin yanına geldi.

"Söyler misiniz, ikiniz burda ne haltlar yiyorsunuz?"


En son Adreanna Jacinta tarafından Ptsi Ağus. 09, 2010 2:52 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Medwyn Manuél

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Karanlık. Daima, her zaman. İçinde yaşadığım sonsuzluk.
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Siyah bir panter.

MesajKonu: Geri: Karanlık Gece, Karanlık Kalpler   Ptsi Ağus. 09, 2010 2:49 pm

"Söyler misiniz, ikiniz burda ne haltlar yiyorsunuz?"
Karşımdaki kızın yanıt vermesini beklerken aniden hafif yankılanan bir bayan sesi daha duymuştum. Ne olduğunu anlamak için önce beynimin biraz daha yerine oturmasını beklemiştim. Kendimi bir an için suç üstünde yakalanmış gibi hissetmiştim ama pek doğru sayılmazdı, bir yetişkinin sesinin genç bir bayan sesi gibi çıkacağını düşünmüyordum. Neyse ki kafamı toparlamam uzun zaman almamıştı. Yavaşça arkamı döndüm. O sesi duyduğum andan itibaren karşımdakinin yüzünü, nereye baktığını veya daha fazla detayı pek görmemiştim. Baktığım karanlıkta yalnızca sarı ışığın vurmasıyla hafif belirginleşmiş bir t-shirt ve iki ayak görmüştüm. Bunun yanında zaten sarı olan saçları daha da sarı görünüyordu. Bir öğrenci olduğunu anlamak zor değildi. Yine de hala yüzümde o şaşırmışlık ifadesiyle “Kim var orada?” diyebilmiştim. Kelimelerimin gene pek anlaşılır çıktığı söylenemezdi. Belki o kafa tuttuğum kız biraz anlamış olabilirdi. İşin asıl tuhaf tarafı kız, yalnızca bana şaşkınlıkla bakıyordu. Beni daha önce gerçekten hiç görmemiş olduğunu anlayabiliyordum. Bunun da bir şizofreni durumu olduğunu sanmaya başlamıştım. Nasıl olsa kendi beynimin yarattığı bir varlığı görebiliyordum. Hem de az önce çarpıştığım kişinin de sarışın olduğu durumunu aklıma getirerek, zihnimin bir sarışını kolayca yaratabileceğini düşündüm. Ve ikisinden de bir an hiç konuşmadığını görünce, benim gene gördüğüm bir sahte varlıkla konuşmamdan dolayı, deli olduğumu sandığı için sustuğunu düşünmüştüm. Belki de gerçekten öyleydi ya da gülmemek için kendini zor tutuyordu. İnsanların benimle alay etmesi gibi bir ruh hali bedenimi ve beynimi kaplamıştı. Aynı anda öfke ve zavallılık duygusunu yaşamak beni saniyeler içinde yıpratmıştı. Gökyüzünü, yeryüzünü ve yeraltının altını üstüne getirip ölmek istercesine bir duygu yaşıyordum. Dünya benim mi etrafımda dönüp, bir hortum gibi beni boğmak istiyordu? Az önce yerde hissettiğim boynumdaki ağır güç beni tekrar ellerine almıştı. Daha çok göğüs kemiğime doğru aşırı yüklenen bir ağırlık vardı. Tekrar yere yığılıyor gibi hissetmiştim. Gözlerimi sımsıkı kapatıp sanki tüm Hogwarts’ı uyandırmak istercesine “Pekala, bu bir kabus ve şimdi uyanacağım!” şeklince bir bağırış atmıştım. Yalnız ses fazla yüksek çıkmamıştı. En fazla üst katın bir fısıltı şeklinde duyacağını düşünmüştüm.

Arkama tekrar dönerek, burnunun dibine kadar geldiğim kıza küçük bir fısıltıyla ”Beni öldürün.” diye emir vermeye çalıştım. Pek başarılı olduğumu sanmıyordum. Kız anlamsızca suratıma bakıyor gibiydi. Beklentimden vazgeçerek bir iki adım uzağa gene gittim. Bu kez suratımı her ikisinden kaçırarak mutfağın olduğu bölüme doğru hızlı adımlarla ve gözlerimden yavaş yavaş akan gözyaşlarını silmeye çalışarak yürüdüm. Kendimde yürüme gücünü tam bulamadığım anda hafif adımlarımı yavaşlattım. Gözlerimden akan yaşlarla bir ağlama halini almıştım. İçinde yaşadığım bu durum neydi? Her zaman en kötü şeyler neden benim başıma geliyordu? Benim şanssız olmamdan mı kaynaklanıyordu yoksa bir türlü ceza mıydı? Bu düşünceler tekrar beynimi kemirmeye başladığında o ağır gücü şimdi tüm bedenimde hissedebiliyordum. Yaşama korkusu bu olsa gerekti. Ağlamamın hafif artmasıyla hıçkırıkların içinde hafif boğulur gibi olmuştum. Her hıçkırıkta midem bulanıyor ve aynı anda nefessiz kalıyordum. Nefes düzenim tamamen sıfırlanmıştı. Beş saniye nefes tutup, iki saniye içinde çok hızlı bir şekilde yedi sekiz kere nefes alıp verip tekrar aynısını tekrarlaması durumuna gelmiştim. Mutfağa doğru tekrar hızlı adımlar atarak ilerlemeye çalışıyordum…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/m-e-d-w-y-n-m-t8
Lumiére Guaspari

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.



Mücadele Tarafı : Tarafsız.
Kan Durumu : Melez.

MesajKonu: Geri: Karanlık Gece, Karanlık Kalpler   Salı Ağus. 10, 2010 4:30 am

Çocuğun muazzam ölçüde kaba tavrının üzerine içinde patlayan öfke balonunu hoş bir tokat ve küçük bir hakaret eşliğinde dışarı yansıttıktan sonra kendini az da olsa rahatlamış hissetti. Ne de olsa şu aptal çarpma olayından beri -ki gerçekte bu kendisinin suçuydu- içinde ona karşı bir sinir birikiyordu. Uzun saçlarını omzundan geriye attı ve cüretkâr bir bakışla gözlerini onun gözlerine dikti. Karşısındaki yediği tokadın etkisiyle önce sersemlemiş göründü. Bir saniye için gözleri boş boş baktı, sonrasındaysa yüzü ne olduğunun farkına varmış birinin yüz ifadesine büründü. Aslında karşılaştıkları andan beri çocuğun yüzünde o kadar aptal bir ifade vardı ki, Lumiére rahatlıkla attığı tokadın onun beyninin çalışmasına sebep olduğunu söyleyebilirdi. Bu iyi bir şey miydi, yoksa kötü bir şey mi bilmiyordu. Karşısındakinin Slytherin Binası'ndan olduğundan artık kesinlikle emin olmuştu ve o binadaki gerzeklerin huyları düşünüldüğünde, kendisine saldırmaktan çekinmeyeceğinden de nerdeyse emin oluyordu. Bencilliği korkmasına sebep olmasına rağmen kimseye savunmasız yakalanacak hâli yoktu. Eğer bir dövüş söz konusu olacaksa, bu dövüş dişe diş olacaktı ve kazanmak için elinden geleni ardına koymayacaktı; bunun yeterli olacağını umuyordu. İçindeki öfkenin yatıştığını düşünmüştü ama bu düşünceler karşısında o öfke daha da şiddetli olarak kendine geri döndü. Gözlerindeki cüretkâr bakış, alev alev yanmaya başlasa da yüzündeki tek bir kas seğirmedi. Bu onun her zamanki maskesini takış biçimiydi; ifadesini tamamen boş tutardı. Genellikle gözlerindeki bakış da tamamen boş olurdu ancak bu gece bunu yapabilecek durumda değildi. Gerçidiği travmaya yakın tuhaf şeyin üzerine kendini ancak bu kadar toparlayabilmişti. Sağ elini, fark ettirmeden üzerindeki geceliğin arka cebine götürdü ve orda duran asasını sıkıca tuttu. Hah! Şimdi karşısındaki kızlara nasıl davranacağını öğrenememiş, kaba şey asasını çekmeye kalktığında kendisinden oldukça eğlenceli bir uğursuzluk büyüsü yiyecekti. Bunun Ravenclaw'a kaç puana mâl olacağı umrunda bile değildi. Tek umrunda olan şey babasının bu davranışı hakkında ne düşüneceğiydi, ki o kızının tehlike altında kendini savunmasından yana olduğundan sorun yoktu. Bu durumu kendisi için eğlenceli bir hâle bile getirebilirdi. Zevkle çocuğun asasını çekeceği anı bekledi. Ah, evet işte harekete geçiyordu. Ancak o anda Lumiére'i inanılmaz derecede şaşırtan bir şey oldu; çocuğun eli cebine ya da asası her nerdeyse oraya değil, kendisinin sol bileğine geldi, bileğini tuttu. Daha sonra da lanet olası suratını yaklaştırabileceği kadar yaklaştırdı. Lumiére geri çekilmeye çalıştı ama ne yazık ki geri çekilecek yeri yoktu, duvarın tam dibindeydi. Yani bunun amacı neydi ki böyle? Onda bir sorun olduğunu anlamıştı ama bu kadar büyük bir zekâ geriliği aklına gelmemişti. Ancak son derece mide bulandırıcı, iğrenç bir sırıtış eşliğinde söylediği sözlerle, biraz da olsun duruma anlam verebildi.

"O zaman öğret."
Seni lanet olası! O kadar istiyorsan elbette öğretirim! Muhtemelen etrafına dalga dalga öfke saçıyor olmalıydı. Sağ elini öyle sıkıyordu ki tırnakları etine kenetlenmişti. Hışımla asasını çekmeden bir saniye önce, tarafından müthiş bir öfke toplamayı madalya alabilecek kadar iyi bir dereceyle başarmış olan çocuk, yaptığı saçmalığı fark etmiş -ya da Lumiére'in öfkesinden korkmuş- olacak ki kendini geri çekti. Buna da en az kendisine saldırmadığına şaşırdığı kadar şaşıran Lumiére, inanamaz bir ifadeyle ona baktı. Üzerindeki gerilim biraz da olsa voltajını düşürdü. Eğer bu akıl hastasının zihni biraz da olsa normalleşmişse, ona olan ölümcül öfkesine rağmen saldırmanın yersiz olacağını düşünüyordu. Kendisi bir Slytherin değildi, böyle şeyler o kadar da umrunda olmazdı. Derin bir nefes alıp verdi, gözlerini kapadı. Bu şekilde sakinleşebilirdi. Zaten bu olayın bu kadar umrunda olması bile şaşırtıcıydı. Evet, neden umrunda olsundu ki? O kendini kendi dünyasına hapsederdi ve o dünya dışındaki hiçbir şey -babası hariç- onu alakadar etmezdi. Bu düşünce sakinleşmesine yetti. Arkasındaki duvara yaslandı ve gözlerini açtı. Çocuk kendisinden bir hayli uzağa kaçmıştı. Kararsız bakışlarla kendisine doğru geliyordu. Lumiére'in içinden "Ne o? Canın yine bileğimi tutup yakınıma gelmek mi istiyor?" diye dalga geçmek gelse de bunu yapmadı. Zaten bu kez durum da diğeri kadar sıradışı değildi. Aradaki mesafe sıfıra inmeden önce karşısındaki yürümeyi durdurdu ve başını afacan çocuklar gibi yana eğerek
"Pekâlâ, üzgünüm." dedi. Bu kişi bir gece içersinde kendisini daha ne kadar şaşırtabilirdi acaba. Dalga falan mı geçiyordu? Kaşlarını kaldırarak ona baktı. Dalga geçmekten çok kendisinden bir cevap beklermiş gibi bir hali vardı. Eh, buna vereceği cevap elbette ki "Bana ne?" olacaktı. Tabii bunu söyleyemedi çünkü sessizliği delen farklı bir sesle irkilmiş, yerinden zıplamıştı.
"Söyler misiniz, ikiniz burda ne haltlar yiyorsunuz?"
Bu sesi elbette tanıyordu. Kendi binasından, belki de "arkadaşım" diyebileceği, ilginç kızdı. İyiydi, hoştu da gecenin bir saatinde burda ne arıyordu? O da mı uyuyamamıştı yani? Nerdeyse bu gecenin lanetli olduğuna karar verecekti. Aynı anda hem şaşkınlık, hem de şüphe içeren gözleriyle Adreanna'ya baktı. Yanındaki çocuğun da aynı hareketi yaptığını tahmin ediyordu ama o kendisinden daha az bilgili olduğundan, aceleci ve -ne alakaysa- korkmuş bir ses tonuyla Adreanna'nın kim olduğunu sordu. Gerçi sormaya çalıştı demek daha doğru olacaktı herhalde. Olamaz. Bu çocuk yine delirip bayılmadan önceki hâline geri dönmüştü. Bir Adreanna'ya, bir kendisine delice bakıyordu. Bir şeyler söylemeye çalışıyordu ancak kelimeler ağzından anlaşılmaz fısıltılar olarak çıkıyordu. Lumiére ne yapacağını bilemeden onu izledi. Az önce ona dünyayı bile unutacak kadar öfkeliyken, şimdi onun için üzülüyordu. Söylemeye çalıştığı şeyi anlamaya çalıştı ancak bu çaba boşa gitti. Bunu o da anlamıştı herhalde, yüzündeki delice ifadeye bir de hayal kırıklığını andıran bir şey eklenmiş olarak arkasını dönüp zindanlardan mutfağa doğru ilerlemeye başladı. Bedeninde kalan son gücü kullanıyormuşçasına hızlı olmaya çalışarak gidiyordu ama hâlâ Adreanna'yla kendisinin görüş alanındaydı. Daha sonra son gücünü de tüketmiş olacak, durdu ve ellerini gözlerine götürdü. Hani ağlayan birinin gözyaşlarını silmesi gibi. Şimdi de ağlıyor muydu yani? Lumiére daha fazla şaşıramıyordu. Birkaç saniye sonra, onun ağlaması tam anlamıyla bir krize dönüştü. Doğru düzgün nefes bile alamıyordu ancak buna rağmen mutfağa gitme çabasına devam mı ediyordu? Evet, bu çocuk gerçekten de kafayı üşütmüştü. Ancak hâli o kadar içler acısıydı ki, Lumiére hiçbir şey yapmadığından nerdeyse suçluluk duyacaktı. Yapacak başka bir şeyi olmadığından, kararsız ve çaresiz adımlarla çocuğun yanına doğru ilerledi. Neşelendirme büyüsü böyle durumlarda işe yarar mıydı acaba? Onun yanına vardığında elini omzuna koydu ve bakışlarını biraz arkasında duran Adreanna'ya çevirdi.
"Ne yapacağız şimdi?" sorusuna Adreanna'nın bir cevabı olduğunu umuyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nana Moore

VII. SınıfVII. Sınıf
avatar



Kan Durumu : melez
Patronus : tilki

MesajKonu: Geri: Karanlık Gece, Karanlık Kalpler   Ptsi Ağus. 16, 2010 3:54 pm

-Gerçekten de çok havalı(!)

Çocuğun enteresan davranışları tavan yapmadan önce arkasından koşmayı akıl edebildi. Ona fazla yaklaşmadı, fakat rahatça görebileceği bir mesafede durdu; arkasına döndü.
"Bu gece biraz aksiyon yaşayacağız sanırım, Lumiére. Öyle gözüküyor, ha?"
Ardından, onun cevap vermesini beklemeden yürümeye devam etti. Havalı (!) Çocuk zindanlara doğru ilerliyor, şimdilik ses çıkarmıyordu. Fakat Adreanna onun her an bağırmaya başlayabileceği ihtimaliyle diken üstündeydi. Bacakları aniden koşmaya, elleri ileride yürüyen delikanlının ağzını kapatıp onu susturmaya hazırdı. Asasını almayı unutmuş, daha doğru önemsememiş olması çok yazıktı; çünkü profesörleri başlarına toplayacak bir deli, okulda geçirecekleri ileriki yıllar için, serbest kalmış bir trollden daha tehlikeliydi. Bu yüzden tüm sinirleri alarm hâlindeydi. Acil bir durum anında Muggle gücünü kullanmaya programlanmışlardı. Bir Odun Parçasının Sağladığı Kolaylıklar, Ders-1: Asla efor harcamazsınız.

Aklı hâlâ guruldayan karnında olsa da, kullanabildiği kadar mantık kullanarak çocuğu gözden kaybetmiyordu. Bu iş, karanlıktayken oldukça zordu; bazen Havalı'yı gözden kaçırdığını sanıyordu. Başını çevirip Lumiére'in gelip gelmediğine bakmaya gerek bile duymuyordu. Orada tek başına bekleyecek kadar aptal değildi. Bunu cesaret budalaları Gryffindor öğrencileri bile yapmazdı. Ah, bazı özgüven manyakları yüzünden tüm binanın adının çıkması ne kadar kötü!

Gittikçe şatonun altlarına iniyor, zindanlara yaklaşıyorlardı. Önünde hızla ilerleyen çocuk aniden durdu. O durunca irkilen Adreanna da refleksle durdu. Bekledi. Çocuğun arkasına dönmesini ve kendisine avazı çıktığı kadar bağırmasını bekledi. Bekleyiş devam etti. Çocuk ne arkasına döndü, ne de tek kelime etti. Adreanna başını çevirip arkasına baktı. Bu anlamsız bekleyişe zavallı Lumiére de katılmıştı. Eliyle onu yanına çağırdı ve çocuğa bakmak için tekrar önüne döndü. Anlaşılan çığlık atmaya ya da o tarz, delice bir şeyler yapmaya niyeti yoktu. Yavaşça ona doğru bir adım attı. Bir adım daha... Ve sonra bir adım daha... Şimdi elini uzatsa ona dokunabilecek mesafedeydi. Öyle de yaptı, uzattığı elini çocuğun omzuna değdirdi. Onun kendisine dönmesini beklemeden "İyi misin?" diye sordu. Dönüp cevap vereceğini düşünmese de en azından çığlıklar atarak kaçmayacağını umuyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Karanlık Gece, Karanlık Kalpler

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
2 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2

 Similar topics

-
» Yağmurlu Bir Günde Göl
» Rephaim Ve Stevie Rae'nin Sırları

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-